İlişki içinde ya da ilişkilere dair oluşan düşüncelerimiz, verdiğimiz kararlar ve hatta eylemlerimiz sizce ne kadar bize ait? Yoksa bunlar, toplum tarafından şekillendirilen ve bize tek doğruymuş gibi dayatılan görünmez sözleşmelerin bir sonucu mu? Birçoğumuz eş seçiminde aldığımız kararların, cinselliğe dair istek ve beklentilerin ya da evlilik içindeki rollerin tamamen kendi düşüncelerimiz olduğuna inanırız. Oysa çoğu zaman bu düşünceler, bireysel tercihlerden çok, toplumun norm olarak kabul ettiği güçlü sosyal yasaklar tarafından şekillendirilir. Tabular, insan toplumlarını ve kültürel normları anlamak açısından önemli bir kavram olsa da ilişkilerde sınırları korumaktan ziyade çoğu zaman konuşulması gereken konuların üzerini örten; bastıran, sessizleştiren ve ilişkileri dogmatik bir yapının içine hapseden bir işleve sahiptir.
1- Cinsel Tabular
Toplum tarafından ayıplanan, konuşulmayan, konuşulsa bile üstünkörü geçilen, belirli rol ve kalıplara sokulan tabulardan biridir. Genelde birçok çift, evliliğe kadar cinselliği hiç konuşmaz; çünkü toplum tarafından hep “ayıp” olarak karşılanmıştır. Bu çiftlere baktığımızda, evlilik zamanlarında strese dayalı cinsel rahatsızlıklar, utanma, rahat olamama ile karşı karşıya kalırlar. Kişiler zaten bu konuyu hep “ayıp” olarak öğrendiği için hem kendi haz ve istekleri hakkında bilgi edinmemiştir hem de bunu partnerine sormaya çekinmiştir. Cinsel birliktelikse sadece tenlerin birbirine değmesi değil, partnerlerin karşılıklı bir biçimde ne severler, neyden haz alırlar, bunu bilerek bir uyumu yakalamasıdır.
Cinsiyete bağlı atfedilen roller de bireyler üzerinde etki yaratır. “Erkek veya kadın hayır dememeli”, “cinsel birlikteliği erkek yönetmeli”, “erkek her zaman daha isteklidir”… Kadın-erkek üzerinden yüklenen roller, kişilerin bu rolleri içselleştirmesine sebep olarak cinsel bir birlikteliği etkileyebilir. Oysa cinsellik rollere dayalı bir birliktelik değil, tamamen kişilerin neyi isteyip neyi istemediğine bağlı tercihlerdir.
2- Eş Seçimi Tabusu
Kimi sevdiğin, kiminle evlendiğin… Bunlar kişinin kendi tercihiymiş imajını verse de aslında altında toplumun yönlendirmeleri yatar. Bireyler eş seçimini çoğunlukla yaygın toplumsal değer ve normlar çerçevesinde yapmaktadır (Çiçek, 2021). Ekonomik statü, eğitim, sınıf, kültür, değerler; bunların her biri kişiler arasında ne kadar aynı seviyede ya da benzer seviyedeyse hem ailenin onayını hem de toplumun onayını almaları o kadar kolay olur. Bir yandan da tabii ki mutlu ve sürekli çift ilan edilirler. Çünkü eğer bu değerler birbirine tamamen zıtsa, toplum tarafından da aile tarafından da reddedilerek “anlaşamazsınız, hemen boşanırsınız” falcılığı yapılır. “Sadece onunla değil, ailesiyle de evleniyorsun” söylemi ne kadar yaygınlaşsa da aileler, çocuklarının “yeni bir çekirdek aile” kurduğunun farkındalığını kendilerinde geliştirmelidir. Bazı kültürel değerleri ve normları aynı olmayabilir ama bu kişiler için bir sorun değilse, evliliklerini anlaşmazlığa sokacak bir durumdan ziyade empati ve saygıyla yaklaşacakları bir durumsa, o zaman aileler için de sorun teşkil etmemelidir.
3- Cinsiyet Tabusu
Gündelik yaşamda kadının da erkeğin de belli kalıplara sığdırılmış rolleri vardır. Örneğin kadın; idare eden, alttan alan; erkekse sürekli güçlü olması gereken, gönül alması gereken, duygularını belli etmemesi gereken kişi olarak kodlanmıştır. Oysa günün sonunda bu rolleri içten içe reddeden, sıkılan ve söylenen bireyler ortaya çıkmaktadır. Özür dilemenin, alttan almanın ya da duyguları dışa vurabilmenin cinsiyeti yoktur, olmamalıdır. “Erkek adam özür diler, gönül alır; böyle yapmıyorsa ‘prensestir’” demek, kişinin duygularını görmezden gelmek ve yok saymak demektir. Duyguların cinsiyeti yoktur ama her insanın duyguları vardır ve bunları bastırmadan dışa vurabilmelidir. Kırılsa bile özür dileyen erkek, belli bir noktadan sonra sadece tüm yükü kendi sırtına yükleyerek dengesiz bir ilişkinin yaşanmasına sebep olacaktır; tartışmalarsa sürekli döngü içinde “sen dilinin” vurgulandığı iletişim örüntüsüne evrilecektir. Duyguların, görevlerin, iletişimin, anlayışın cinsiyeti olmaz. Roller sabit kalmadan, sürekli ve karşılıklı değişim olduğu sürece terazi dengelenir.
4- Çocuk Tabusu
Evli bir çiftin ya da toplumun çocuğu bir “kurtarıcı” olarak görmesi de yaygın mitlerdendir. “Çocuk aşkın meyvesidir”, “çocuk yaparsanız evliliğiniz düzelir”, “çocuk olmadan aile olmaz”… Ağızdan ağıza yayılan bu mitler günümüzde de hâlâ devam etmekte. Çocuk bir evliliğin kurtarıcısı olarak görülür ama çözümü olmaz. Çocuk istenmemesi dile getirilmez çünkü ayıp olarak görülür; çocuk olur ama ebeveynlik öyle bir kutsallaştırılır ki anne-baba birey olabilmeyi unutur. Çocuk her birlikteliğin bir sonucu değildir; ortak bir noktada buluşabilmiş, sorumluluk alabilen çiftlerin bilinçli kararlarıdır. Ebeveyn olabilme kararını toplum değil, çiftlerin kendisi verebilmelidir.
5- Aşk Tabusu
“Seviyorsan katlanırsın”, çok sevmek, istemediğin şeylere katlanmak değildir. “Aşk her şeyi affeder”, aşk her şeyi affetmeyebilir; bu, kişilerin kendi aralarında çizdikleri sınıra göre değişir. “Seven insan kıskanır”, kıskanır evet ama dozu ayarlanabildiği takdirde. Bu söylemlerin her biri var olan sorunları görünmez kılar ve sorun ortadan kalkmaz; sadece kişilerin “ama böyle söyleniyor” diyerek üç maymunu oynamasını sağlar.
Sonuç
Düşüncelerimizin pek çoğunu bireysel zanneder, toplumsal altyapısını unuturuz. İlişkilerde yaşanan cinsel ve iletişim sorunları gibi birçok sorunun altında aslında toplumdan içselleştirip kuşaklararası taşınmış mitler yatar. “Kadın böyle…”, “erkek şöyle…” Bunların her biri, bireylerin günümüze kadar bir mit olarak gelen, toplumsal olarak yerleşmiş tabuları tek doğru olarak kabul etmesini sağlayarak sorunların daha da ilerleyip döngüye girmesini, ilişkilerin duygusal olarak daralmasını sağlar. Sağlıklı ilişkiler geçmişten gelen mitlerle, toplumsal olarak oluşmuş tabularla oluşmaz; konuşabilme ve anlayabilme cesaretiyle oluşur.
Kaynakça
Çiçek, Z. (2021). Çağdaş Toplum Dinamikleri Ekseninde Değişen Evlilik ve Aile Kurumu. Premium E-Journal of Social Sciences. İlişki Dinamikleri üzerine güncel bir perspektif sunar.


