Giriş
Beden, yalnızca biyolojik bir yapı değil; aynı zamanda toplumsal, kültürel ve psikolojik anlamlarda da inşa edilen bir olgudur. Günümüzde de dijital medyada üretilen “ideal beden algıları” bireylerin öz yeterliliklerini ve kendilik algılarını doğrudan etkilemektedir. Sosyal medyada üretilen ince, kıvrımlı, yağsız, kaslı ve kusursuz beden görünüşü, estetik bir tercih olmanın ötesinde artık normatif bir standart haline gelmektedir. Bu normlar, beden memnuniyetsizliğini arttırabilmekte ve yeme davranışları üzerinde de belirgin bir etkisi olabilmektedir.
İdealleştirilmiş Beden Algısı Nedir?
İdealleştirilmiş beden algısı, toplumun ve medyanın “olması gereken” beden ölçülerini norm haline getirmesi ve bireyin bu normları içselleştirmesi sürecidir. Bu algı, tarihsel olarak değişse de günümüzde sosyal medya aracılığıyla daha hızlı ve daha yoğun biçimde üretilmektedir. Kadın bedeni çoğunlukla ince, kıvrımlı, yağsız, kısa boylu ve daha feminen; erkek bedeni ise kaslı, uzun boylu ve geniş omuzlu olarak sunulmaktadır. Aynı zamanda kadınlar kibar, naif, zarif; erkekler baskınlık, kontrol ve güç ile ilişkilendirilmektedir. Böylece beden yalnızca estetik değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin de taşıyıcısı olmaktadır.
Yeme Bozuklukları Nelerdir?
Yeme bozuklukları tipik olarak ergenlik döneminde başlar ve çoğunlukla kadınlarda görülür, diğer psikiyatrik ve tıbbi problemler de hastalığa eşlik edebilir. Yeme bozukluklarının toplumda görülme sıklığı %1-5 arasındadır. Ülkemizde ise bu oran %1-3 aralığında seyretmektedir.
-
Anoreksiya Nervoza (AN): AN, zayıf bir bedene sahip olma isteği ve şişmanlık konusunda aşırı korkunun hâkim olduğu bir yeme bozukluğudur. Besin alımının aşırı kısıtlanması, kendini kusturma, kalori hesaplama, sık sık tartılma, aşırı egzersiz yapma gibi davranışlar görülebilir. Bu hastaların beden ağırlığı, yaş ve boylarına göre olması gereken kilodan daha düşüktür.
-
Bulimiya Nervoza (BN): BN, kişinin tekrarlayan tıkanırcasına yeme nöbetleri yaşaması ve ardından kilo almayı önlemek için kendini kusturma, laksatif (müshil) kullanma gibi telafi davranışları sergilemesidir. Hastalar durduramadıkları yeme atakları yaşarlar ve bu ataklar sonrasında suçluluk, pişmanlık gibi duygular yaşarlar. AN tablosundan farklı olarak hastanın beden ağırlığı normal ya da normalin üzerindedir.
-
Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu: Bu bozukluk, kişinin çoğu insanın yiyebileceğinden çok daha büyük miktarda yiyecek tüketmesi ve bu yeme eylemi esnasında kontrolünü kaybetmesidir. Hastalar bu yeme atakları sonrasında suçluluk ve pişmanlık gibi duygular hissedebilirler. DSM-5’e (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) göre en yaygın görülen yeme bozukluğudur.
-
Kaçıngan-Kısıtlı Yiyecek Alım Bozukluğu: Bu bozukluk, kişinin yemek yeme alışkanlıklarında belirgin bir sınırlama getirmesi ve yeme davranışından kaçınmasıdır. Bu bozukluğa sahip kişilerde seçici yeme, bazı yiyecekleri asla yememe, yeni yiyecekleri denemek için aşırı isteksizlik gibi davranışlar görülür.
-
Pika Sendromu: Pika, yiyecek olmayan ve besin olarak sayılmayan maddelerin (tebeşir, sabun, kâğıt, taş, saç ve yün vb.) ısrarlı olarak yeme eğiliminin gösterildiği bir bozukluktur.
İdealleştirilmiş Beden Algısının Yeme Davranışları Üzerindeki Etkisi Nelerdir?
Dijital medyada üretilen kadın ve erkek beden imgeleri, bireylerin yeme davranışlarını çeşitli yollarla etkileyebilir. Sürekli olarak daha ince, daha kıvrımlı, daha kaslı, daha güçlü ya da daha “kusursuz” beden imgesi dayatmalarına maruz kalmak, kişinin kendini yetersiz ve değersiz hissetmesine neden olabilir. Kadınlarda bu durum çoğunlukla çok ağır ve kısıtlayıcı diyetler, düşük kalorili beslenme, estetik operasyonlar gibi davranışlarla sonuçlanır. Erkeklerde ise kaslı ve güçlü beden idealine ulaşma çabası, yüksek proteinli diyetler, ağır spor antrenmanları ve sağlıksız takviyeler gibi davranışlarla sonuçlanır.
Tüm bu davranışlar kısa vadede rahatlama ve kontrol hissi verse de uzun vadede fizyolojik açlığa ve psikolojik yoksunluğa yol açabilir. Beden memnuniyetsizliği arttıkça yeme davranışı daha fazla kontrol edilmeye çalışılır. Bu durumda kişiler kendini aç bırakma, yemek yememe, kendini kusturarak besinleri dışarı atma, katı diyet programları, ilaç alma gibi yollara da başvurabilirler. Ancak uzun süreli kısıtlama, fizyolojik açlığı tetikleyerek yoğun yeme ataklarına da neden olabilir.
Bu noktada bir kısır döngü oluşur:
-
Yeme davranışının aşırı kısıtlanması
-
Kısıtlanma sonucunda yoğun yeme atakları
-
Yoğun yeme atakları sonrası suçluluk ve pişmanlık hissetme
-
Bu duygular sonucunda yeme davranışının tekrar ve daha sert kısıtlanması
Bu döngü zamanla Anoreksiya Nervoza, Kaçıngan-Kısıtlı Yiyecek Alım Bozukluğu ve Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu gibi klinik tabloların gelişimine zemin hazırlar.
Tedavi
Yeme Bozukluklarında en etkili tedavi yöntemi Psikoterapiler ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)’dir. BDT’de, bireyin bedenine ve kilosuna ilişkin işlevsiz düşünceleri ve “Zayıf olmazsam çirkin gözükürüm” ya da “Benim değerim kilomla ölçülür” gibi bilişsel çarpıtmaları ele alınır. Şema Terapi, Aile Temelli Terapiler ve Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) de tedavide etkili olan yaklaşımlar arasındadır.
Yeme Bozukluklarında tıbbi bir tedavi de gerekebilir. Psikiyatristler, Diyetisyenler ve Gastroenterologlar da tedavide etkili rol oynarlar. Bazı vakalarda farmakolojik tedavi de sürece dahil edilebilir. Özellikle yeme bozukluğuna eşlik eden depresyon ya da anksiyete bozukluğu varsa antipsikotik ilaçlar ve antidepresan tedavisi de iyileşmeye katkı sağlayabilir.


