Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sosyal Medyada Duyguların Performansı: Hayatınızı Gerçekten Siz mi Yönlendiriyorsunuz?

Sosyal medyada nasıl göründüğünüzün yanı sıra nasıl hissetmeniz gerektiğine de karar verildiğini düşündüğünüz oldu mu? ‘30 yaşına kadar yapmanız gereken 10 şey’, ‘20’lerinizde yanlış insanlarla zaman kaybetmeyin’ ve ‘Hayatınızı değiştirecek 5 alışkanlık’ gibi ifadeler medyada sıklıkla karşımıza çıkıyor. Peki, bu tavsiyeler gerçekten bizim daha iyi bir versiyonumuzu yaratmamıza yardımcı oluyor mu?

Sosyal Medya ve Duygular: Performans Baskısı Altında Yaşam

Daha önce hiç “yeterli” beğeni sayısına ulaşmadığınızda kötü hissettiğiniz oldu mu? Black Mirror üçüncü sezon birinci bölümü Nosedive (Dibe Vuruş), insanların birbirine puan verdiği ve sosyal hayatlarının da bunun doğrultusunda şekillendiği bir paralelde bizi karşılıyor. Seyahat araçları, iş yeri ve hatta hastanedeki öncelik sırası diğer insanların size verdiği puanlarla belirleniyor. Bölüm, Lacie’nin daha iyi bir evde oturmak için sosyal medya puanını artırmaya çalışırken yaşadıklarını konu alıyor. Kendi duygularını değil, diğer insanlardan alacağı puanları merkezine alarak hayatını şekillendiriyor; yani kendine hiç tanımadığı insanların doğrularının yönlendirdiği bir benlik yaratıyor.

Bölümü izlerken olay akışı bize çok uzak bir gelecekte yaşanıyormuş gibi hissettirebilir. Ancak günümüzde birçok insan, sanal dünyada oluşturduğu maskelerle var olmayı tercih ediyor. Fotoğraflarımıza gelen yorumlar ve beğeniler, kimliğimizi şekillendirmede etkili olabiliyor. Belki de trendler, hız kesmeden değişen akımlar ve sosyal ortamda ne olduğunu bilmediğiniz için kendinizi konunun dışında hissettiğiniz içerikler, bizi çok da uzak olmayan bir geleceğin distopyasına hazırlıyor.

Sosyal Onay Üzerine Kurulu Bir Dünya

Porsiyonlarımız, gitmeyi sevdiğimiz yerler ve trende uymayan kıyafetler, sizin hakkınızda ne kadar şey söylüyor? Özellikle yirmili yaşlarda, kendimizi “nerede olmamız gerektiğine” karar veremediğimiz bir döngüde bulabiliyoruz. Sosyal medyanın keskin doğrularıysa durumu daha da karmaşık hâle getiriyor. Daha basit bir bakışla ele alırsak, medyaya sunulan dağınık evler “gerçek hayatlar” olarak tanımlanırken, düzenli evler kasıntı bulunabiliyor.

Yıl 1954’ü gösterdiğinde Leon Festinger, insanların kendilerini başkalarıyla kıyaslamasının doğuştan gelen bir dürtü olduğunu öne sürmüştür (Festinger, 1954). Sosyal Karşılaştırma Teorisi, kişisel ve sosyal değerlerimizi başkalarıyla kıyaslayarak değerlendirdiğimizi savunur (Festinger, 1954). Sosyal karşılaştırma, yukarı ve aşağı yönlü karşılaştırma olmak üzere ikiye ayrılır. Yukarı yönlü karşılaştırma, kendimizi bizden daha iyi olduğuna inandığımız kişilerle yaparken, aşağı yönlü karşılaştırma kendimizden daha kötü olduğunu düşündüğümüz kişilerle gerçekleşir. Yukarı yönlü karşılaştırma, kendimizi geliştirme yollarını aramamıza imkân tanırken, yetersiz hissetmemize de yol açabilir; aşağı yönlü karşılaştırma ise kendimizi daha tatmin olmuş hissetmemizi sağlayabilir (Festinger, 1954). Günlük hayatımızın merkezinde konumlanan sosyal medya, filtrelenmiş yaşamlar sunarak kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslayabileceğimiz bir atmosfer yaratıyor.

Festinger’in öne sürdüğü sosyal karşılaştırma mekanizması, modern dünyada FOMO deneyimi ile yeniden şekilleniyor ve bu da bireylerin kendi hayatlarının öznesi olmasını zorlaştırıyor. Günlük dilimize yerleşen FOMO (Fear of Missing Out), bizi sürekli bir şeyleri kaçırdığımıza dair bir kaygıyla baş başa bırakabilir (Przybylski, Murayama, DeHaan, & Gladwell, 2013). Bu durum, kendi hayatımızın öznesi olmak yerine, kendimizi sürekli yinelenen ve yönlendirilen bir dünyanın parçası hâline getirebilir (Przybylski et al., 2013). Bu noktadan baktığımızda, Black Mirror’ın Nosedive bölümü bize uzak bir gelecekten seslenmiyor gibi görünüyor.

Sosyal Medya Neden Sürekli Bir “Hayat Checklist’i” Sunuyor?

Nasıl biri olmamız gerektiğini yönlendiren sosyal medya kullanıcıları, artık hangi durumla nasıl başa çıkmamız ve nasıl hissetmemiz gerektiğini de belirliyor. Gündelik hayatta gerçekleştirdiğimiz her eylemin medyada psikolojik bir karşılık bulduğunu düşünebiliriz; bu durum, psychologization olarak adlandırılıyor (Rose, 1998). Bağlanma türleri, toksik ilişkiler ve belirlenen sınırlar, bireylerin kişisel farkındalığını artırsa da aynı zamanda evrensel doğrular gibi sunulabiliyor. Sosyal, ekonomik veya akademik olarak yetersiz hisseden bireyler, artık doğru anda doğru duyguyu hissetmenin de baskısı altında kalıyor.

Nosedive bölümüne geri bir bakış oluşturduğumuzda, Lacie’nin gerçek olmayan gülümsemeleriyle sergilediği performans öne çıkıyor. Belki de aklımızda en çok kalan sahnelerden biri, ısırdığı kurabiyenin fotoğrafını çekip ardından ağzından geri çıkarması. Lacie, mutlu hissetmekten çok mutlu görünmenin daha önemli olduğuna inanıyor ve hissetmediği duyguları yansıtmak için büyük bir mücadele veriyor.

Kendinize Ait Bir Yolculuk

Günümüz dünyasında sosyal medya, davranışlarımızı şekillendirme gücünün ötesine geçerek, artık duygularımızı da kendi çemberine alabiliyor. Nasıl bir hayat yaşamamız gerektiği, hangi yaşta nerede olmamız gerektiği ve ne hissetmemiz gerektiği, başkalarının görüşlerine sunuluyor. Unutmamız gereken en temel nokta, her bireyin yolculuğunun kendine özgü olduğudur. Hayatımız boyunca tamamlamamız gerektiğini düşündüğümüz pek çok liste olsa da bu listeler her zaman bize ait olmayabilir.

Kaynakça

Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140. https://doi.org/10.1177/001872675400700202

Przybylski, A. K., Murayama, K., DeHaan, C. R., & Gladwell, V. (2013). Motivational, emotional, and behavioral correlates of fear of missing out. Computers in Human Behavior, 29(4), 1841–1848. https://doi.org/10.1016/j.chb.2013.02.014

Rose, N. (1998). Inventing ourselves: Psychology, power, and personhood. Cambridge University Press.

Asiye Tuna Deniz
Asiye Tuna Deniz
Asiye Tuna Deniz, İstanbul Galata Üniversitesi Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisidir. İlgi alanları arasında kültürlerarası psikoloji, klinik psikoloji ve dijital kültürün birey üzerindeki etkileri yer almaktadır. Yazarlık ve editörlük çalışmalarında sinema ve dizileri psikolojik kuramlar çerçevesinde ele alarak karakterler, ilişkisel dinamikler ve duygular üzerine incelemeler yapmaktadır. Çeşitli dijital platformlarda aktif olarak içerik üreten Deniz, yazılarında modern yaşamın duygusal yönlerini, sosyal ilişkilerin gündelik hayattaki karşılıklarını ve sinemada bireyin temsili gibi konuları disiplinler arası bir bakışla ele almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar