Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sorun Mütevazılık Değil, Fazlası…

Fazla mütevazılık çoğu zaman doğru bir şey gibi anlatılır. Küçüklüğümüzden beri “alçakgönüllü ol”, “kendini övme”, “ön planda olma” gibi cümlelerle büyütülürüz. Elbette kibirli olmak kimseye bir şey kazandırmaz ancak bir de işin diğer ucu var: Kendini gereğinden fazla geri çekmek, hak ettiğin yerde susmak ve kendini değersizleştirmek… İşte tam burada, fark etmeden kendi söz hakkını başkalarına teslim edersin. Üstelik çoğu zaman bu insanlar, sana gerçekten bir şey katacak kişiler de olmayabilir.

Fazla mütevazılık, insanın kendine karşı yaptığı en ince ancak en derin haksızlıklardan biridir… Çünkü dışarıdan bakıldığında naif ve doğru görünür; ancak içeride, kişinin kendi değerini yavaş yavaş zedeler. Bir ortamda fikrini söylemekten çekindiğinde, “ben kimim ki” diye düşündüğünde ya da başarılarını küçümsediğinde aslında kendini geri plana itmiş olursun. Ve boşluk hiçbir zaman boş kalmaz. O alanı dolduran biri mutlaka çıkar.

Sessizliğin Getirdiği Riskler

İşin en kritik noktası da burada başlar. Sen geri çekildikçe, daha az bilen ama daha çok konuşan insanlar öne geçer. Sen sustukça, fikri olmayanlar fikir üretmeye başlar. Sen “ben bilmem” dedikçe, gerçekten bilmeyen ama emin konuşan kişiler senin yerine söz sahibi olur. Ve bir noktadan sonra kendini, senden daha az donanımlı insanların sana yön vermeye çalıştığı bir yerde bulursun.

Bu durum sadece iş hayatında değil, ilişkilerde de kendini gösterir. Fazla anlayışlı olmak, fazla alttan almak ya da sürekli karşı tarafı ön planda tutmak… Başta “iyi insan” gibi görünse de zamanla dengenin bozulmasına yol açar. Çünkü insanlar çoğu zaman sana nasıl davranmaları gerektiğini senin sınırlarından öğrenir. Sen kendini küçülttükçe, karşındaki de seni o ölçüde görmeye başlar.

Öz Değer ve Farkındalık

Burada önemli olan şey şu: Mütevazılık, kendini yok saymak değildir. Kendini bilmekle, kendini bastırmak arasında ince ama çok net bir fark vardır. Asıl olması gereken özgüven, “ben her şeyi bilirim” değil; “benim de bu konuda bir fikrim var” diyebilmektir. Sessiz kalmak her zaman olgunluk, zariflik değildir. Bazen sadece geri durmaktır.

Fazla mütevazı insanlar genelde şu hatayı yapar: Değerlerinin başkaları tarafından fark edilmesini beklerler. Ancak gerçek şu ki, kimse senin kendi gücünü senin kadar göremez. Sen kendini ifade etmezsen, sahip olduğun gücü görmezsen, kimse gelip seni keşfetmez. Hayat, sessiz kalanları ödüllendiren bir yer değildir.

Kendini İfade Etmenin Önemi

Bu noktada küçük ama önemli bir değişim gerekir: Kendini geri çektiğin anları fark etmek. Bir ortamda söyleyecek sözün varken susuyorsan, bunu alışkanlık haline getirip getirmediğini sorgulamak. Her “boş ver” dediğin yerde aslında nelerden vazgeçtiğini görmek. Çünkü çoğu zaman mesele konuşmak değil; kendine verdiğin değeri davranışlarına yansıtabilmektir. Aynı şekilde, “ayıp olur”, “yanlış anlaşılırım”, “acaba bana ne derler” gibi düşünceler de fazla mütevazılığın arkasına saklanan korkulardır. Oysa herkesin fikrini ifade etme hakkı vardır. Ve bu hak, başkalarının konforuna, doğrularına göre şekillenmek zorunda değildir. Kendini ifade etmek, birini bastırmak değildir; sadece var olduğunu göstermektir.

Bunun bir diğer boyutu da şudur: Sürekli geri planda kalmaya alışan insan, bir süre sonra öne çıkmayı, var olmayı da unutmaya başlar. Fırsatlar geldiğinde bile kendini geri çeker, “benden daha iyileri vardır” diye düşünür. Oysa çoğu zaman o fırsatlar, tam da senin hazır olduğun anlarda karşına çıkar. Ama sen kendini yeterince görmezsen, o kapıdan içeri girmezsin. Ve hayat, çoğu zaman cesaret edenleri ödüllendirir.

Varlığını Göstermek Bir Kibir Değildir

Bu yüzden mesele kendini övmek ya da sürekli öne çıkmak değil. Mesele, gerektiğinde kendini savunabilmek, fikrini açıkça söyleyebilmek, kendi kapasiteni görebilmek ve emeğinin arkasında durabilmektir. “Ben buradayım” diyebilmek bir kibir değil, bir varoluş biçimidir. Unutulmaması gereken şey şu: Mütevazılık, doğru yerde ve doğru dozda anlamlıdır. Ama doz kaçtığında ve sınır aşıldığında seni büyütmez; küçültür. Ve en tehlikelisi de şudur: Sen sustukça, hayatında söz hakkı olmayan insanlar konuşmaya başlar.

Kısacası, kendini geri çekmenin bir erdem olduğunu sanarak yaşarsan, bir gün kendini başkalarının doğrularına göre şekillenirken bulabilirsin. O yüzden bazen bir adım öne çıkmak, sesini duyurmak ve “ben de buradayım” demek gerekir. Çünkü değerini sen göstermezsen, başkalarının sana biçtiği değerle yetinmek zorunda kalırsın.

göksu dilşat inalkaç
göksu dilşat inalkaç
Göksu Dilşat İnalkaç, lisans eğitimini Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamlamıştır. Yüksek lisans eğitimini Beykoz Üniversitesi Klinik Psikoloji programında sürdürmüş; bu süreçte insan davranışlarını, ruhsal süreçleri ve psikopatolojiyi hem kuramsal hem de uygulamalı düzlemde ele alma imkânı bulmuştur. Eğitim hayatı boyunca psikoloji alanındaki güncel yaklaşımları takip etmiş; çeşitli eğitim programlarına, atölye çalışmalarına ve mesleki gelişim odaklı etkinliklere katılarak bilgi birikimini sürekli olarak geliştirmiştir. Klinik psikoloji perspektifini, bireyin yalnızca bireysel ruhsal süreçleriyle sınırlı görmeyen; toplumsal, kültürel ve ilişkisel bağlamları da dikkate alan bir çerçevede ele almaktadır. Yazı çalışmalarında ruh sağlığı alanındaki konuları toplumsal meselelerle birlikte değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Köşe yazılarında bireyin yaşadığı psikolojik sorunların yalnızca kişisel değil, aynı zamanda sosyal dinamiklerle ilişkili olduğuna vurgu yapar. Modern yaşamın birey üzerindeki psikolojik etkileri, ilişkiler, duygusal sınırlar, toplumsal roller ve ruh sağlığı farkındalığı yazılarının temel odak noktaları arasındadır. Akademik bilgisini anlaşılır ve profesyonel bir dil aracılığıyla aktarmayı önemser, psikoloji bilgisinin yalnızca akademik çevrelerle sınırlı kalmaması gerektiğini savunur. Yazılarını, okuyucunun düşünmesini teşvik eden; bilimsel temeli olan, ancak gündelik hayatla temas eden bir yaklaşımla kaleme almaktadır. Amacı, ruh sağlığı alanında doğru bilgiyi yaygınlaştırmak ve bireylerin hem kendileriyle hem de yaşadıkları toplumla ilgili farkındalıklarını artırmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar