Uyku, bireyin geçici bilinçsizlik hali olarak tanımlansa da kişi uyku halinde de duyusal uyaranlar tarafından uyandırılabildiği belli süreli bir durumdur. Uyku, 5 fizyolojik evreden oluşmaktadır (Şahin ve Aşçıoğlu, 2013). İlk evre N1 olarak isimlendirilir; uyku ve uyanıklık arasında, kişinin uykuya dalma evresidir. Kaslar gevşemeye başlar ve göz hareketleri yavaşlar. 2. Evre N2 evresidir. Uykunun en süren evresi olarak da bilinir. Vücut tamamen gevşer, kalp atış hızı azalır. 3. Evre N3 evresi, derin uykudur. Fiziksel dinlenmenin en yoğun olduğu, bağışıklık sisteminin güçlendiği ve doku onarımının gerçekleştiği evredir. Kişi bu evrede uyanmakta zorlanır ve uyanınca sersemlik hali ile karşı karşıya kalır. 4. evre geçiş evresidir. Derin uykudan REM uykusuna geçilir, beyin aktivitesi hafif artmaya başlar. Son evre olan REM uykusu, rüyaların en canlı olduğu evredir. Beyin aktif, vücut geçici felç durumundadır. Öğrenme, hafıza pekiştirme ve duygusal düzenleme için önemli bir evredir.
Sigmund Freud ve Bilinçdışının Gizli Arzuları
Rüyalar sürreal yapısı ile insanlar tarafından çağlar boyunca bir merak konusu olarak sürmüştür. Rüyalara dair ilk anlamlandırmalar bilimsellikten uzak büyücülük ve geleceğe dair sanılar olarak yorumlanmıştır. Günümüzde ise rüyalar fizyolojik ve psikolojik temellere dayandırılarak açıklanmaktadır. Rüyaların ilk psikolojik olarak ele alınması Sigmund Freud ile başlamaktadır. Freud’a (1899/1996) göre rüyalar, bastırılmış arzu ve güdülerin bilinçdışında kabul edilebilir açık içerikle sunulmasıdır. Açık rüya içeriği ve gizli rüya içeriği olarak 2’ye ayrılır. Açık rüya içeriği (manifest), rüyanın hatırlanan kısmıdır, sembolik çarpıtılmış ve yüzeysel bir yapıdadır. Gizli rüya içeriği (latent) ise gerçek anlamı olan bastırılmış istek ve dürtüleri içermektedir (Güven, 2015). Freud’a göre rüyaların işlevi, bastırılmış arzu ve isteklerin güvenli olarak dışavurumudur. Kişi böylelikle duygusal boşalım yapar. Aynı zamanda rüyalar bilinçdışı çatışmalarımız hakkında bize ipuçları sunar. Rüyaların yorumlanmasında kişinin bilinçdışına ittiği gizli, bastırılmış düşünceler yatmaktadır. Freud rüyalara oldukça önem vermiş ve bu sözleriyle düşüncesini aktarmıştır: “Günün birinde hekimlerin dikkatlerini düşlerin ‘psikolojisinin’ yanı sıra ‘psikopatolojisi’ne de yöneltmek zorunda kalacakları konusunda hiç kuşku yoktur.” Böylece Freud bize rüyaların kişinin psikopatoloji hakkında bir yol gösterici olduğunu ifade etmektedir. Freud ile başlayan rüyanın psikolojik analizleri öğrencileri ile devam etmiştir. Carl Gustav Jung’a göre rüya nedir?
Carl Gustav Jung ve Kolektif Bilinçdışı
Jung’a göre rüyalar yalnızca bireysel bilinçaltının değil, kolektif bilinçaltının da bir üründür. Bireysel bilinçaltı kişinin kendi tecrübelerinden oluşan bilince varmamış veya bilinç düzeyine çıkmış fakat bastırılmış deneyimler iken kolektif bilinçaltı atalarımızdan miras gelmektedir. Bireysel tecrübeye dayanmamakla beraber bilinç yüzüne çıkmazlar. Kolektif bilinçdışı arketiplere dayanmaktadır. Arketipler insanlığın ortak bilinçdışında yer alırlar, kalıtsal ruhsal imgeler ve davranış kalıplarıdır. Bu arketipler rüyalar aracılığı ile sembolik olarak ortaya çıkabilmektedir. Arketipler, doğuştan gelir ve dünyayı anlamlandırma biçimini şekillendirir (Katırcıoğlu ve Karaaziz, 2024). Jung, Freud’un düşüncesine karşıt olarak rüyaların sadece bastırılmış arzuların dışavurumu olarak değil, bilinçdışı ile bilinç arasındaki dengeyi kurmaya çalışan yaratıcı mesajlar olarak açıklar (Jung, 1964). Rüyaların temel işlevi telafi etmek olduğunu savunur. Birey bilinçte bastırdığı yönleri rüya dengeleyici olarak gösterir (Jung, 1948/1974). Daha net açıklamak adına; kendine aşırı güvenen kişi rüyasında zayıf veya başa çıkamadığı bir durumla karşı karşıya kalabilir. Bu rüya aslında bilinçdışının “Denge Çağırısıdır”.
Rüya Analizinde Yöntemler ve Anlam Katmanları
Jung rüya analizi yaparken birkaç yöntem izler. Bunlardan ilki Amplifikasyon (genişletme yöntemi), rüya sembolü kültürel, mitolojik ve tarihsel bağlamlarla ele alınır ve genişletilir. Amaç sembolün bireysel ve kolektif anlamlarını bulmaktır. İkinci olarak Rüyanın bağlamsal Yorumu, rüya sembolünün anlamı kişiden kişiye değişir. Kişinin hayatındaki psikolojik durumla ilişkilendirilir. Üçüncüsü ise Polisemik Yapı (çoklu anlam), bir sembolün tek anlamı yoktur, birçok katmanı olabilir. Freudyen rüya tabirine göre amaç rüyayı yorumlamak değildir, rüyanın arkasında yatan bastırılmış arzuyu anlamlandırmak ve bilinçdışından bilinç düzeyine geçirmektir.
Özetle, rüyalar Freud’a göre bastırılmış arzuların gizli ifadesi iken Jung’a göre bilinçdışı ile bilinç arasında bir denge kuran yaratıcı ve sembolik mesajlardır. Her iki yaklaşıma göre de rüyalar insanın iç dünyasını anlamada yadsınamaz bir rol üstlenmektedir. Ruhsal keşif yolculuğunda incelenmesi, analiz edilmesi ve adlandırılması gereken mesajlardır. Yazımı Carl Gustav Jung “İnsan ve Sembolleri” kitabında ifade ettiği sözler ile sonlandırmaktayım: “Rüyalar, rüya görene hayatının her ayrıntısının nasıl en önemli gerçekliklerle iç içe örülü olduğunu gösterir.”


