Hiç kendini aynı hikâyenin içinde bulduğun oldu mu? Farklı insanlar, farklı başlangıçlar ama benzer hayal kırıklıkları. Sanki kalbin yeni birini seçiyor ama sonuç hep tanıdık bir duyguda bitiyor: değersizlik, terk edilme korkusu ya da anlaşılmama hissi. İşte tam da burada, romantik seçimlerimizin ardındaki “görünmeyen senaryolar” devreye giriyor.
Aşkı çoğu zaman özgür bir seçim gibi düşünürüz. “Onu seçtim çünkü farklıydı” ya da “bir anda oldu” deriz. Ama psikoloji bize daha karmaşık bir şey söylüyor: Biz sadece kişiyi değil, o kişinin bize hissettirdiği duyguyu seçiyoruz. Ve çoğu zaman o duygu, sandığımız kadar yeni değil.
Çocukluktan Yetişkinliğe İlişki Taslakları
Çocuklukta kurduğumuz ilişkiler, yetişkinlikteki aşk hayatımızın adeta taslağını oluşturur. Eğer bir çocuk, sevgiyi koşullu, tutarsız ya da mesafeli deneyimlediyse; büyüdüğünde bu tanıdık duyguları yeniden arayabilir (Bowlby, 1988). Bu kulağa tuhaf gelebilir: Kim neden kendini kötü hissettiren bir ilişkiyi seçsin? Ama insan zihni için “tanıdık olan”, her zaman “iyi olan”dan daha güvenlidir. Çünkü bilinir, öngörülebilirdir.
Mesela sürekli ilgisiz ya da mesafeli partnerlere çekilen birini düşün. Mantıken bunun kendisine iyi gelmediğini bilir ama yine de benzer kişilere ilgi duymaya devam eder. Çünkü bilinçdışında bir yerlerde, “sevgi = ulaşılması zor bir şey” olarak kodlanmıştır. Bu kişi için yoğun çaba harcamadan gelen sevgi, bazen “gerçek” bile hissettirmeyebilir.
İçsel Senaryolar ve Tekrar Zorlantısı
Benzer şekilde, terk edilme korkusu yaşayan biri, farkında olmadan bu korkuyu tetikleyecek ilişkilerin içine girebilir. Sürekli kendini kanıtlamak zorunda kaldığı, karşı tarafın sevgisinden emin olamadığı ilişkiler… Bu durum dışarıdan bakıldığında şanssızlık gibi görünse de, aslında içsel bir senaryonun tekrarından ibarettir. Sanki kişi, geçmişte yarım kalmış bir hikâyeyi yeniden yazmaya çalışıyordur.
İşte bu noktada devreye “tekrar etme” eğilimi girer. İnsan zihni, çözümlenmemiş duyguları tekrar tekrar yaşama eğilimindedir. Bu durum psikanalitik kuramda tekrar zorlantısı olarak tanımlanır (Freud, 1920). Belki bu sefer farklı olur umuduyla… Belki bu sefer gerçekten seçilir, gerçekten sevilir diye. Ama farkındalık olmadığında, bu tekrar çoğu zaman aynı sonla biter.
Bu tekrarların bir diğer açıklaması da erken dönem uyumsuz şemalardır. Kişinin kendine ve ilişkilere dair geliştirdiği “sevilmem”, “terk edilirim” gibi derin inançlar, partner seçimlerini farkında olmadan yönlendirebilir (Young et al., 2003). Yani bazen birini seçmeyiz; kendi inancımızı doğrulayacak birini buluruz.
Aşkın Nörobiyolojik ve Modern Dinamikleri
Aşkın bir de kimyasal tarafı var elbette. Birine çekildiğimizde beynimizde dopamin salgılanır, bu da bize yoğun bir haz ve motivasyon hissi verir. Araştırmalar, romantik aşkın nörobiyolojik bir süreç olduğunu ve ödül sistemiyle yakından ilişkili olduğunu gösterir (Fisher, 2004). Ama ilginç olan şu: Beyin, herkes için aynı şeye tepki vermez. Kimi insanlar için belirsizlik heyecan vericidir, kimi için ise güven. Bu fark da yine geçmiş deneyimlerimizle şekillenir.
Modern ilişkilerde bu senaryolar daha da görünmez hale gelebiliyor. Sosyal medya, hızlı tüketilen ilişkiler ve “seçenek bolluğu”, her şeyin daha özgür ve kontrol edilebilir olduğu yanılgısını yaratıyor. Oysa içsel dinamikler değişmediği sürece, kişi farklı platformlarda ama aynı duygusal döngülerde kalmaya devam edebiliyor. İsimler değişiyor, hikâye aynı kalıyor.
Döngüyü Kırmak ve Farkındalıkla Seçmek
Peki bu döngü kırılabilir mi? Evet, ama kolayca değil. Çünkü bu senaryolar bilinçli seçimlerden çok, otomatik tepkilerle çalışır. Birini “neden” sevdiğimizi çoğu zaman gerçekten bilmiyoruzdur. Ama kendimize doğru soruları sormaya başladığımızda işler değişir:
-
“Bu kişi bana ne hissettiriyor?”
-
“Bu his bana tanıdık mı?”
-
“Onu mu seviyorum, yoksa onunla birlikte hissettiğim şeyi mi?”
Bu sorular basit gibi görünse de oldukça dönüştürücüdür. Çünkü bizi yüzeyden derine indirir. Sadece “kimi seçtiğimizi” değil, “neden o kişiyi seçtiğimizi” anlamaya başlarız.
Farkındalık geliştikçe, seçimler de değişmeye başlar. Başta “sıkıcı” gelen ama aslında güvenli olan ilişkiler daha anlamlı görünmeye başlar. Ya da eskiden çok çekici gelen ama sürekli belirsizlik yaratan kişiler, artık aynı etkiyi yaratmaz. Çünkü artık seçim sadece kalple değil, farkındalık ile yapılır.
Geçmişin Haritasında Yeni Yollar
Romantik ilişkiler, sadece iki insanın bir araya gelmesi değildir. Aynı zamanda geçmişin, ihtiyaçların, korkuların ve beklentilerin de buluştuğu bir alandır. Bu yüzden bazen birine âşık olduğumuzu düşünürken, aslında kendi hikâyemize âşık oluruz. Onu değil, onun bizde uyandırdığı tanıdık duyguyu severiz.
Sonuç olarak, aşk ne tamamen bir seçimdir ne de tamamen kader. İkisi arasında bir yerde durur. Evet, kalbimiz yön bulur… ama o yön, çoğu zaman geçmişten çizilmiş bir haritayı takip eder. Gerçek değişim ise o haritayı fark ettiğimizde başlar. Çünkü insan, ancak neyi neden seçtiğini anladığında gerçekten seçmeye başlar.
Belki de en doğru soru şu: Birini mi seçiyorsun, yoksa geçmişini mi tekrar ediyorsun?
Kaynakça
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
Freud, S. (1920). Beyond the pleasure principle. International Psycho-Analytical Press.
Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.
Fisher, H. (2004). Why we love: The nature and chemistry of romantic love. Henry Holt and Company.


