Psikoloji denince çoğumuzun aklına hemen kaygı, depresyon ya da travma gibi daha sık duyduğumuz kavramlar gelir. Bazı kişiler ise daha da klişe olan psikoterapinin sadece çocukluğa inilen bir süreç olduğunu düşünebilir. Oysa insan zihni, çok daha ince ve gündelik hayatta fark edilmeden işleyen süreçlerle doludur. Bugün size bu az bilinen ama oldukça ilginç kavramlardan birinden söz etmek istiyorum: “Zararsız mazoşizm” yani Türkçeye kabaca “Zararsız Mazoşizm” olarak çevrilebilecek bir olgu.
Kavramsal Bir Bakış: Acı ve Haz Dengesi
İlk bakışta kulağa çelişkili geliyor, değil mi? Mazoşizm dediğimiz şey genelde acıdan haz alma ile ilişkilendirilir ve çoğu zaman olumsuz ya da patolojik bir çerçevede ele alınır. Ancak zararsız mazoşizm, bundan oldukça farklıdır. Bu kavram, aslında fiziksel ya da duygusal olarak rahatsız edici deneyimlerden, zarar görmeyeceğimizi bildiğimiz için keyif almamız anlamına gelir. Kişi bu yaşantılara maruz da kalsa isteyerek de deneyimlese sonuçta göreceği zarar onu travmatize etmeyeceği için bu durumdan keyif alabilir.
Gündelik Hayattan Örnekler: Neden Acı Çekmeyi Seviyoruz?
Bir düşünün; acı biber yediğinizde ağzınız yanar ama yine de yemeye devam edersiniz. Korku filmi izlerken kalbiniz hızla atar, hatta bazen gözlerinizi kapatırsınız ama filmi kapatmak yerine sonuna kadar izlersiniz. Hatta bazı insanlar hız trenine (roller coaster) binmek için saatlerce sıra bekler. İşte tüm bu örnekler zararsız mazoşizm kapsamına girer.
Peki neden böyleyiz? Neden aslında rahatsız edici olan bir deneyimi isteyerek yaşamak isteriz? Bu sorunun cevabı, beynimizin tehdit ve güvenlik algısını aynı anda işleyebilme kapasitesinde yatıyor. Beyin, yaşadığımız deneyimin “gerçekten tehlikeli” olup olmadığını sürekli değerlendirir. Eğer durumun kontrol altında olduğunu, yani aslında zarar görmeyeceğimizi anlarsa, bu rahatsızlık hissi bir tür “heyecana” dönüşür. Yani acı ya da korku, güvenli bir çerçeve içinde yaşandığında keyif verici hale gelebilir.
Çocukluktan Yetişkinliğe Korku ve Heyecan
Bu noktada çocukluk deneyimlerini düşünmek de ilginç olabilir. Çocuklar genellikle “korkut beni!” diye oyunlar oynar. Saklambaçta bulunma anı, birinin aniden “boo!” diye bağırması… Bunlar aslında küçük çaplı korku deneyimleridir ama çocuklar bundan keyif alır. Çünkü oyunun içinde olduklarını ve gerçek bir tehlike olmadığını bilirler. Yetişkinlikteki korku filmi tutkusu ya da ekstrem spor merakı da bu çocukluk eğiliminin bir uzantısı gibi düşünülebilir. Aranızda kaçınız bungee jumping yaptı ya da yapmayı istedi? Bu deneyimi yaşayan kişiler zararsız mazoşizm kavramını çok daha kolay anlayacaklardır.
Duygusal Düzeyde Zararsız Mazoşizm
Zararsız mazoşizm sadece fiziksel deneyimlerle sınırlı değildir. Duygusal düzeyde de kendini gösterebilir. Örneğin, insanın hüzünlü bir şarkı dinlerken ya da dramatik bir film izlerken ağlaması ama bundan bir tür rahatlama hissetmesi… Bu da yine güvenli bir ortamda olumsuz duygularla temas etmenin verdiği tuhaf bir hazdır.
Burada önemli olan nokta, “kontrol” ve “mesafe” hissidir. Eğer kişi deneyim üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissederse ve bunun geçici olduğunu bilirse, olumsuz duygular bile katlanılabilir hatta keyifli hale gelebilir. Ancak bu kontrol duygusu ortadan kalktığında, aynı deneyim hızla gerçek bir strese ya da travmaya dönüşebilir.
Konfor Alanının Ötesine Geçmek
Bu kavramın gündelik hayatımıza dair düşündürdüğü bir başka şey de şu: İnsan sadece rahatlık ve konfor peşinde koşan bir varlık değildir. Aksine, zaman zaman sınırlarını zorlamaya, kendini biraz rahatsız hissetmeye de ihtiyaç duyar. Bu, gelişimin bir parçasıdır. Yeni bir şey öğrenirken yaşanan zorlanma, spor yaparken hissedilen kas yanması ya da sahneye çıkmadan önceki heyecan… Bunların hepsi bir ölçüde rahatsız edicidir ama aynı zamanda tatmin edicidir.
Belki de bu yüzden tamamen konfor alanında kalmak uzun vadede sıkıcı hale gelir. İnsan zihni, küçük dozlarda meydan okumaya ihtiyaç duyar. Zararsız mazoşizm, bu ihtiyacın güvenli bir şekilde karşılanmasının yollarından biridir. Günümüzde her şeyin hızla “rahat” hale getirildiği bir dünyada yaşıyoruz. Daha az beklemek, daha az zorlanmak, daha az belirsizlik… Bunların hepsi kulağa hoş geliyor. Ama belki de zaman zaman bilinçli olarak küçük rahatsızlıkları hayatımıza dahil etmek, bizi daha canlı hissettiren şeylerden biridir.
Sonuç olarak zararsız mazoşizm, insan doğasının düşündüğümüzden daha karmaşık olduğunu hatırlatır. Acıdan tamamen kaçınan değil, onu anlamlandırabilen ve güvenli sınırlar içinde deneyimleyebilen bir zihin yapımız var. Bu da bize şunu söylüyor: Bazen biraz korkmak, biraz zorlanmak ya da biraz acı hissetmek, aslında iyi hissetmenin başka bir yoludur.


