“Var olmak” artık yalnızca hayatta kalmak ya da fiziksel olarak bir yerde bulunmak anlamına gelmiyor. Günümüzde bu kavram, dijital dünyaya da yansıdı. Var olmak demek aynı zamanda görünür olmak, fark edilmek ve başkaları tarafından izlenmeyi de kapsıyor. Sosyal medya, bireylere kendilerini ifade edebilecekleri bir alan sunmakla kalmıyor; aynı zamanda iç dünyalarını, ilişkilerini ve yaşam tarzlarını sergileyebilecekleri büyük bir sahne yaratıyor.
Dijital Sahne ve Görünürlük İhtiyacı
Ancak dikkat çekici bir durum var. Neden herkes bu sahnede yer almak istemiyor? Bazıları sık sık paylaşım yaparken, bazıları görünür olmaktan özellikle kaçınıyor. Kimileri fenomen olmayı hayal ederken, kimileri için bu düşünce bile rahatsız edici olabiliyor. Bu fark yalnızca kişilik özellikleriyle açıklanamaz. Fenomen olma arzusu çoğu zaman bireyin geçmiş yaşantıları ve karşılanmamış onaylanma ihtiyacıyla yakından ilişkilidir. Bu yazıda şema terapi kavramlarıyla birlikte sosyal medyada var olma ihtiyacından bahsedilecektir.
Şema Terapi ve Temel Duygusal İhtiyaçlar
Şema Terapi’ye göre her çocuk, sağlıklı bir ruhsal gelişim için fiziksel ve duygusal olarak bazı temel ihtiyaçlara sahiptir. Duygusal ihtiyaçların başında güvenli bağlanma, kabul edilme, duygularının fark edilmesi, kendini ifade edebilme ve olduğu haliyle sevilme gelir. Bu ihtiyaçlar çocuklukta yeterince karşılanmadığında, çocuk kendisi ve dünya hakkında bazı derin inançlar geliştirir. Bu inançlar zamanla “şema” olarak adlandırılan kalıplaşmış düşünce ve duygu yapıları haline gelir.
Örneğin çocukken sık sık görmezden gelinen, duyguları küçümsenen ya da yalnızca başarılı olduğunda ilgi gören bir çocuk, “Ben ancak fark edilirsem değerliyim” ya da “Olduğum halimle yeterli değilim” gibi inançlar geliştirebilir. Yetişkinlikte bu inançlar bilinçli olarak hatırlanmasa bile, davranışları yönlendirmeye devam eder. Sosyal medya bu noktada güçlü bir çekim alanı oluşturur. Paylaşımlar, beğeniler ve yorumlar, geçmişte eksik kalan görülme ihtiyacını telafi ediyormuş gibi hissettirir.
Fenomen Olma Arzusu ve İçsel Modlar
Fenomen olma arzusunun altında genellikle yoğun bir içsel çatışma bulunur. Şema Terapi bu durumu “modlar” üzerinden açıklar. Modlar, kişinin o an aktif olan duygu hali ve içsel parçasıdır. Fenomen olma isteği olan kişilerde sıkça karşılaşılan ilk mod, kendini yetersiz ve yalnız hisseden parçadır. Bu parça kişiye, “Olduğum halimle sevilmeye layık değilim” mesajını verir. Sosyal medyada ilgi azaldığında ya da beklenen beğeni gelmediğinde, boşluk ve değersizlik duyguları belirginleşebilir.
Bu acı verici duyguyla baş edebilmek için çoğu zaman ikinci bir parça devreye girer. Bu parça zihinde bir eleştirmen gibi çalışır. Bireyi sürekli daha iyi olmaya, daha fazla üretmeye ve daha dikkat çekici olmaya zorlar. “Yeterince ilginç değilsin” ya da “Daha çok çabalamalısın” gibi düşünceler bu modun sesidir. Bu iç baskı, kişinin sürekli tetikte ve kaygılı hissetmesine yol açar.
Dijital Kaçış ve Değer Algısı
Bu iki parçanın yarattığı yoğun duygusal yükle baş etmek zorlaştığında, kişi kendini oyalamaya yönelir. Saatlerce sosyal medyada gezinmek, sürekli bildirim kontrol etmek ya da ekran başında zaman geçirmek çoğu zaman keyif değil, bir tür duygusal kaçıştır. Ancak bu kaçış kalıcı bir rahatlama sağlamaz.
Fenomen olma arzusunun merkezinde sıklıkla onaylanma ihtiyacı yer alır. Bu ihtiyaç yoğunlaştığında kişi kendi değerini içsel olarak hissedemez. Değer duygusu, başkalarının tepkilerine bağlı hale gelir. Çocuklukta sevgi ve ilgi koşulluysa, yetişkinlikte de değer algısı koşullu olur. Sosyal medya bu koşullu sevgiyi sayılara dönüştürür. Beğeni ve takipçi sayıları, kişinin kendini ne kadar değerli hissettiğinin göstergesi gibi algılanmaya başlar.
Bazı kişilerde bu arzu, narsistik savunmalar şeklinde ve sıradan olmaya tahammülsüzlükle kendini gösterir. Özel ve hayranlık uyandıran biri olma ihtiyacı güçlüdür. Ancak bu durum çoğu zaman yüksek özgüvenden değil, derindeki yetersizlik hissinden beslenir. Görkemli bir imaj, kırılgan bir iç dünyayı koruyan bir kalkan gibi işlev görür.
Aidiyet Arayışı ve Sağlıklı Görünürlük
Fenomenlik bazen de aidiyet arayışının bir yansımasıdır. Çocuklukta dışlanmış, yalnız kalmış ya da bir gruba ait hissedememiş kişiler için takipçiler, ait olma duygusunun yerini almaya çalışır. Ancak dijital kalabalıklar, gerçek yakınlığın yerini tutmaz. Ekran kapandığında hissedilen yalnızlık, bu ihtiyacın hâlâ karşılanmadığını gösterir.
Daha sağlıklı bir görünürlük, kişinin sosyal medyayla ilişkisini tamamen kesmesi değil, bu ilişkiye farkındalıkla bakabilmesidir. Paylaşım yaparken durup kendine “Şu an gerçekten neye ihtiyacım var?” sorusunu sorabilmek önemlidir. Görünür olmayı bir zorunluluk değil, bir tercih haline getirmek; kusurlu yanlarla da var olabilmek ve beğeni gelmediğinde kendilik değerini koruyabilmek iyileştirici adımlardır.
Ara sıra görülmeyi istemek insani bir ihtiyaçtır. Ancak bu ihtiyacı sürekli dijital ortamda doyurmaya çalışmak sanıldığı kadar işe yaramaz. Gerçek iyilik hali, insanın ekranlar kapandığında da kendisiyle barışık kalabildiği noktada başlar. Görünürlük bir amaç değil, sağlıklı bir içsel temasın doğal sonucu olduğunda anlam kazanır.


