Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kronik Kopuş: İlişkilerde Sürekli Yarım Kalma Hali

ÖZET

Bazı insanlar ilişkilerinde tekrar eden bir döngünün içinde olduklarını fark ederler: Yakınlaşma başladığında umut artar, bağ kurma ihtimali belirir; fakat tam ilişki derinleşecekken bir kopuş yaşanır. “Tam oldu” hissinin hemen ardından gelen geri çekilme, mesafe koyma ya da ilişkinin sonlanması zamanla kronik bir örüntüye dönüşebilir. Bu durum çoğu zaman yalnızca yanlış kişi seçimiyle açıklanamayamaz; bireyin bağlanma örüntüleri, geçmiş deneyimleri ve ilişkilerde geliştirdiği içsel şemalar bu döngünün sürmesinde önemli rol oynar.

Bu yazı, ilişkilerde sıkça karşılaşılan “yarım kalma” hissini psikolojik bir perspektiften ele almayı amaçlamaktadır. Yakınlık arttığında ortaya çıkan geri çekilme davranışları, tekrar eden ilişki kopuşları ve bunların altında yatan bağlanma dinamikleri incelenerek, bu durumun bilinçli bir seçim mi yoksa fark edilmeden sürdürülen bir ilişki şeması mı olabileceği tartışılacaktır. Amaç, bireylerin ilişkilerindeki tekrar eden örüntüleri fark etmelerine ve bu döngüyü anlamlandırmalarına katkı sağlamaktır.

Bağlanma Örüntüleri

İnsan yaşamı boyunca farklı gelişim dönemlerinde, değişim gösteren bağlanma stilleri kurmaktadır. Bağlanmanın temeli erken çocukluk döneminde atılır. Bebeğin bakım vereniyle daha çok annesiyle kurduğu ilişkinin türü, gelecekte romantik birlikteliğinde etkin rol oynar. Bağlanma bireylerin kendileri için önemli olan kişilere karşı geliştirdikleri yoğun duygulardır (Bowlby, 2018).

Bebeğin ilk bağ kurduğu ve ilk sosyalleşme davranışını yönelttiği kişi annesidir. İleriki gelişim dönemlerinde anneyle kurulan bağ dışında, ikinci ebeveyni, akran-arkadaş çevresi, sosyal çevresi ve romantik ilişkideki partneriyle bağ kurmaya başlar. Romantik ilişkiler bireyin duygusal, zihinsel ve fiziksel olarak partnerine bağlanması ile gerçekleşir (Soğancı, 2017).

Temelde üç tane bağlanma örüntüsünden bahsedebiliriz: Güvenli, Kaygılı, Kaçıngan. Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, romantik ilişkilerinde eşlerinin ihtiyaçlarını anlayarak uygun şekilde yanıt verme becerisini geliştirirler. Bu bireyler, ilişkilerinde dürüst ve açık iletişim kurarak, partnerleriyle birbirlerine güven duyarak ilişkilerini sürdürebilirler. Ayrıca, güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, hayatlarında yaşadıkları stresli durumlarla daha iyi başa çıkabilirler (Mikulincer & Shaver, 2016).

Güvenli bağlanma stili, diğer bağlanma stillerine göre daha az riskli bir durum olarak kabul edilir. Güvenli bağlanma stiline sahip olan bireylerin, daha sağlıklı ve daha tatmin edici ilişkilere sahip olduklarını göstermektedir (Simpson & Overall, 2014).

Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler ise, romantik ilişkilerinde partnerlerinin sevgi ve ilgisini sürekli olarak arayabilirler. Bu bireyler, ilişkilerinde kıskançlık ve kaygı duyguları yaşayabilirler. Ayrıca, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, hayatlarında yaşadıkları stresli durumlarla başa çıkmakta zorlanabilirler (Simpson & Overall, 2014).

Kaçıngan bağlanma stiline sahip olan bireyler, yakın ilişkilerden kaçınma eğilimindedirler. Bu bağlanma stili, diğer insanlarla ilişkilerde daha az bağımlı olmayı tercih eden kişilerde daha yaygındır (Fraley et al., 2011). Bu bireyler, ilişkilerinde bağımsızlık ve özgürlüklerine önem verirler. Ayrıca, hayatlarında yaşadıkları stresli durumlarla başa çıkmakta zorlanabilirler.

Yakınlaşınca Geri Çekilme

Romantik ilişkilerde sıkça gözlenen bir örüntü, ilişki belirli bir derinliğe ulaştığında ortaya çıkan geri çekilme davranışıdır. İlişkinin başlangıcında ilgi, heyecan ve yakınlık isteği yoğun olabilir; ancak bağ güçlenmeye başladıkça bazı bireylerde mesafe koyma, iletişimi azaltma ya da ilişkiyi sabote eden davranışlar görülebilir. Bu durum çoğu zaman partner tarafından “aniden değişen ilgi” ya da “tam her şey yoluna girmişken gelen mesafe” şeklinde deneyimlenir. Özellikle kaçıngan bağlanma özellikleri taşıyan bireylerde, duygusal yakınlık arttıkça rahatsızlık, bağımsızlığın tehdit altında olduğu hissi veya yoğun kırılganlık duyguları ortaya çıkabilir. Bu nedenle kişi ilişkiyi tamamen bitirmese bile duygusal olarak geri çekilebilir, iletişimi azaltabilir ya da ilişkiyi belirsiz bir alana taşıyabilir.

Bazı ilişkilerde “talep–geri çekilme” döngüsü şeklinde kendini gösterebilir. Partnerlerden biri yakınlık, iletişim veya açıklık talep ettikçe diğerinin geri çekilmesi, ilişkide gerilimi artıran bir iletişim örüntüsüne dönüşebilir. Bu döngü sürdükçe taraflar birbirini anlamakta zorlanır; biri daha fazla yakınlık ararken diğeri daha fazla mesafe koyma ihtiyacı hissedebilir (Christensen & Heavey, 1990).

Bilinçli Seçim mi, Tekrar Eden Şema mı?

İlişkilerde tekrar eden kopuşlar yaşayan bireyler zaman zaman kendilerine şu soruyu sorabilir: “Yanlış kişileri mi seçiyorum, yoksa aynı ilişkiyi farklı kişilerle mi yaşıyorum?” Bu soru, ilişkilerdeki tekrar eden örüntüleri anlamak açısından önemli bir başlangıç noktasıdır.

Şema terapisi yaklaşımına göre bireyler, erken dönem yaşantılarında gelişen bazı temel duygusal şemaları yetişkinlikte kurdukları ilişkilerde yeniden üretme eğiliminde olabilirler (Young, Klosko & Weishaar, 2003). Bu şemalar kişinin kendisi, diğer insanlar ve ilişkiler hakkında geliştirdiği derin ve çoğu zaman farkında olunmayan inançları içerir. Örneğin terk edilme korkusu, güvensizlik ya da duygusal yoksunluk gibi şemalar, bireyin ilişkilere yaklaşımını ve partner seçimlerini etkileyebilir. Bu nedenle bazı ilişkilerde yaşanan kopuşlar yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayabilir; kişinin farkında olmadan tanıdık gelen ilişki dinamiklerine yönelmesi de bu sürecin bir parçası olabilir. İnsan zihni çoğu zaman güvenli olandan çok tanıdık olanı seçme eğilimindedir (Young et al., 2003). Bu durum, bireyin geçmişte deneyimlediği ilişki kalıplarının farklı kişilerle yeniden yaşanmasına neden olabilir.

İlişkilerde tekrar eden kopuşları anlamak, bu örüntüleri fark etmekle başlar. Kişi kendi ilişki dinamiklerini, yakınlığa verdiği tepkileri ve partner seçimlerindeki benzerlikleri gözlemledikçe, bu döngünün bilinçli bir tercih mi yoksa geçmişten taşınan bir şemanın etkisi mi olduğunu daha net değerlendirebilir.

Melike ergen
Melike ergen
Uzman Psikolog Melike Ergen, lisans eğitimini Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini ise Beykoz Üniversitesi Klinik Psikoloji programında tamamlamıştır. Lisans sürecinde çeşitli klinikler ve anaokulunda staj yaparak saha deneyimi kazanmıştır. Klinik psikoloji alanında çocuk, ergen ve yetişkinlerle çalışmakta; Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolüyle online ve yüz yüze olmak üzere bireysel terapi seansları yürütmektedir. Aynı zamanda psikoloji alanında farklı konularda seminerler vererek bilgi ve deneyimlerini çeşitli platformlarda paylaşmaktadır. Klinik çalışmalarının yanı sıra Doping Hafıza bünyesinde eğitim koçluğu alanında da görev almakta; öğrenme motivasyonu ve akademik verimlilik üzerine çalışmalar sürdürmektedir. Mesleki gelişimini bilimsel çalışmaları takip ederek ve alanına yönelik düzenli okumalar yaparak devam ettirmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar