Çarşamba, Mart 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kafamızdaki Ses: Sizden mi, Başkalarından mı?

Kafamızın içindeki sesler… Hiç durup gerçekten şunu sordunuz mu: Bu ses bana mı ait? Bazen bir kararın eşiğinde, bazen yeni bir adım atacakken, bazen de cesaret toplarken o ses belirir. “Ya yapamazsam?”, “Yeterince iyi değilim”, “Zaten sen böylesin.” O düşünceler o anda mutlak bir gerçek gibi gelir. Ama çoğu zaman fark etmediğimiz bir şey vardır: Zihnimizde konuşan her ses bize ait değildir.

İçselleştirilen Mesajlar ve Çocukluk İzleri

İnsan ilişkisel bir varlıktır. Hayata gözlerimizi açtığımız andan itibaren bir “biz”in içinde var oluruz. Çocuk için kabul görmek, sevilmek ve güvende olmak temel ihtiyaçlardır. Bu yüzden çocuk, bakım verenlerinden gelen mesajları yalnızca duymakla kalmaz, içselleştirir. “Çalışkansın”, “Sakın hata yapma”, “Bundan bir şey olmaz”, “Uslu olursan sevilirsin” gibi sözler birer anı olmaktan çıkar; iç sesimizin diline dönüşür.

Geçmişin Yankısı: Sesin Sürekliliği

Yıllar geçer, ortam değişir, insanlar değişir ama o ses hâlâ kalabilir. Artık kimse eleştirmese bile içimizdeki iç ses görevine devam eder. Yeni bir adım atarken geri çeker, risk alacağımız anda korkuyu büyütür. Çoğu zaman bunun farkında bile olmayız; çünkü o sesi “ben” zannederiz. Oysa asıl dönüm noktası, o sesi fark ettiğimiz andır.

Farkındalık ve Sorgulama Süreci

Bir düşünce belirdiğinde hemen ona inanmak yerine kısa bir duraklama yaratmak mümkündür. “Bu düşüncenin kanıtı ne?” diye sormak; “Bu gerçekten bana mı ait, yoksa bana öğretilmiş bir ses mi?” diye düşünmek… Bu küçük farkındalık, otomatik bir alışkanlık ile bilinçli bir tercih arasındaki mesafeyi yaratır ve o sesin üzerimizdeki mutlak etkisini zayıflatır.

Ben ve Biz Dengesi

Doğan Cüceloğlu, ben–biz dengesinden söz ederken insanın iki ayağı olduğunu anlatır: Bir ayağımız “ben”, kendi duygu ve düşüncelerimizdir; diğeri “biz”, ait olduğumuz aile, kültür ve toplumdur. Ne tamamen bireyselleşmek ne de tamamen “biz”in içinde kaybolmak doğrudur. Sağlıklı duruş, her iki ayağın da yere sağlam basmasıdır. Ancak o zaman kendi sesimizle ilişkisel bağlarımız arasında güvenli bir denge kurulabilir.

İç Sesi Dönüştürme Gücü

İç sesle ilgili umut verici olan şu: Bu ses değişmez değildir. Evet, bazen çok güçlü gelir. Bazen kısmak zorlaşır. Hatta bazen “Bu düşünce kesin doğru” gibi hissedilir. Ama düşünceler, gerçek değildir; zihnin ürettiği olasılıklardır. “Yapamazsun” diyen bir sese rağmen küçük bir adım atmak mümkündür. Korkuya rağmen denemek mümkündür. Hatta bazen tam tersini yapmak dönüştürücü olabilir.

“Şu anki ses bana ait olmayabilir.” “Bununla ilgili elimde net bir kanıt yok.” “Denemeden bilemem.”

Bunlar zayıflık değil, güçtür. Çünkü dönüşüm tam da burada başlar. Tıpkı bir kas gibi, her farkındalık zihinsel esnekliği artırır. Her cesur adım, içimizde daha sakin ve daha bize ait bir sesi güçlendirir. İlk denemede zor olabilir; ikinci denemede hâlâ korku olabilir. Ama zamanla o eski sesin tonu azalır. Yerini daha gerçekçi ve şefkatli bir iç ses alabilir.

Yeni Bir İlişki Kurmak

Bu bir gecede olmaz. Ama olur. Kendi iç sesimizi dönüştürmek, geçmişi inkâr etmek değildir; onunla yeni bir ilişki kurmaktır. Ve eğer bu yolculukta zorlandığınızı hissederseniz, bir uzmandan destek almak süreci kolaylaştırabilir. Bazen dışarıdan bir bakış, içimizde karışan sesleri ayırt etmemize yardımcı olur.

Unutmayın: Kafanızdaki her sese inanmak zorunda değilsiniz. O sesler geçmişinizden izler taşıyabilir ama geleceğinizi belirlemek zorunda değiller. Bazen durmak, bazen sorgulamak, bazen de korkuya rağmen adım atmak yeterlidir. Denedikten sonra karar verebilirsiniz. Çünkü o ses var olabilir. Ama yönü belirleyen siz olabilirsiniz.

Kaynakça

Cüceloğlu, D. (2016). İnsan İnsana. İstanbul: Remzi Kitabevi. Güneş, F. (2022). Sessiz Okuma ve Konuşmada İç Sesi. Sınırsız Eğitim ve Araştırma Dergisi, 9(1), 1–26. Tam metin: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3727500

İpek Can
İpek Can
Ben İpek Can, Sosyoloji mezunu bir Aile Danışmanıyım. Kariyerim boyunca çeşitli kurumlarda kadın ve çocuk merkezleri ile psiko-sosyal destek birimlerinde çalıştım. Bu süreçte, karşılaştığım çoğu sorunun kökeninde aile içi dinamiklerin yattığını ve bu dinamiklerin bireyin iç dünyasını derinden etkilediğini gözlemledim. İnsan ilişkileri, özellikle aile bağları ve bunların bireyler –özellikle çocuklar– üzerindeki uzun vadeli etkileri benim en büyük merakım. Bu merakım doğrultusunda sürekli araştırmalar yapıyor, teorik birikimimi saha deneyimlerimle bütünleştiriyorum. 2023 deprem felaketi sonrasında çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla sahada aktif rol aldım; afetzedelere yönelik psiko-sosyal destek programlarında önemli katkılar sağladım. Bu zorlu süreç, birey-aile-toplum üçgenindeki kırılganlıkları daha yakından incelememe vesile oldu. “İnsan nedir?” sorusuyla başladığım entelektüel yolculuğumu, insanlar ve aileler arasındaki ilişkileri anlamak, incelemek ve iyileştirmek üzerine sürdürüyorum. Araştırmalarım, hem akademik hem de uygulamalı boyutta, bireylerin daha sağlıklı ilişkiler kurabilmesine ışık tutmayı hedefliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar