Türkiye’de kadına yönelik şiddet çoğu zaman sadece “kötü insanların yaptığı” izole olaylar gibi ele alınır. Oysa psikoloji, şiddetin kendiliğinden ortaya çıkmadığını; kültürel normların, öğrenilmiş kalıpların ve günlük hayatta fark etmeden tekrarladığımız küçük davranışların sonucu olduğunu göstermektedir (Bandura, 1977; Heise, 1998; Sue, 2010). Şiddet uygulamayan bireyler bile, kadınları küçümseyen dili sürdürdüklerinde veya cinsiyetçi kalıpları normalleştirdiklerinde, bu kültürel zeminin devam etmesine farkında olmadan katkı sağlar. Bu nedenle kadına yönelik şiddeti anlamak, yalnızca uç örneklere değil, o örnekleri mümkün kılan psikolojik süreçlere de bakmayı gerektirir.
Mikroagresyonların Psikolojik Boyutu
Mikroagresyonlar, çoğu zaman fark edilmeyen, günlük yaşamda sözlü, sözsüz veya davranışsal olarak yapılan küçümseyici ve dışlayıcı davranışlardır. Psikolojik açıdan mikroagresyonlar, toplumdan öğrenilen cinsiyetçi şemaların günlük yaşamdaki yansımalarıdır. Sosyal Öğrenme Kuramı’na göre, bireyler çocukluktan itibaren çevrede gözlemledikleri davranışları model alır. Medyada, ailede veya okulda maruz kalınan cinsiyetçi ifadeler, kadınlara dair otomatik düşünce kalıplarının oluşmasına neden olur. Bu kalıplar farkında olmadan gündelik dile sızar ve küçümseyici şakalar, rol beklentileri veya stereotipler şeklinde tekrar eder.
Şiddetin Bir Spektrum Olarak Anlaşılması
Kadına yönelik şiddet psikolojide tek bir davranış olarak değil, bir şiddet spektrumu (davranış çizgisi) olarak ele alınır. Bu spektrumun başlangıcında mikroagresyonlar, küçümseyici sözler ve stereotipler; ucunda fiziksel saldırı ve kadın cinayetleri yer alır. Bu uçlar birbirinden kopuk değildir. Bilişsel şema kuramı, küçük ve tekrarlayıcı ayrımcı davranışların zamanla zihinsel normları sertleştirdiğini ve şiddetin meşrulaşmasına zemin hazırladığını açıklar. Bu nedenle “küçük” davranışlar, büyük sonuçların psikolojik altyapısını oluşturur.
Kültürel Şemalar ve İçselleştirilmiş Normlar
Türkiye’de şiddet haberlerinin sunuluş biçimi bile kültürel şemaların bir yansımasıdır.
“Boşanmak istedi”, “yemeği geç yaptı”, “kıyafeti açıktı” gibi açıklamalar, bireysel gerekçelerden çok toplumun kadınlardan ne beklediğini gösterir.
Benzer şekilde, cinsellik gibi insan doğasının bir parçası olan bir davranışın kadınlarda ayıplanırken erkeklerde çoğu zaman takdir edilmesi de bu kültürel şemaların önemli bir göstergesidir. Bu çift standart, kadınlara daha dar bir davranış alanı çizerken, erkeklere daha geniş bir hareket özgürlüğü tanır; böylece hem cinsiyetçi normları hem de içselleştirilmiş önyargıları güçlendirir.
Normatif uyumsama, bireylerin ait oldukları grubun normlarına uyum sağlamak için sessiz kalmasına neden olur. Bu sessizlik, cinsiyetçi kalıpların devam etmesini kolaylaştırır. İçselleştirilmiş cinsiyetçilik ise, hem kadınların hem erkeklerin, farkında olmadan bu kalıpları yeniden üretmesine yol açar. Böylece fiziksel şiddet uygulamayan bireyler bile spektrumun başka bir noktasında yer alır.
Değişimin Psikolojik Dinamikleri
“Ben asla bir kadına zarar vermem” demek, psikolojik açıdan yeterli değildir. Daha önemli olan, günlük hayatta hangi kalıpları sürdürdüğümüzdür. Bir cinsiyetçi şakayı normalleştirmek, kadınların öfkesini küçümsemek veya onlara daha dar davranış alanları yakıştırmak, toplumdan öğrenilmiş önyargıları yeniden üretir.
Araştırmalar, bireysel farkındalığın ve otomatik düşüncelerin sorgulanmasının sosyal normları dönüştürmede güçlü bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir (Devine, 1989; Payne, 2001).
Sonuç
Kadına yönelik şiddeti sonlandırmak, yalnızca fiziksel şiddeti cezalandırmakla değil; bu şiddeti mümkün kılan kültürel ve bilişsel zemini dönüştürmekle mümkündür. Mikroagresyonlar ve günlük cinsiyetçi kalıplar, fark edilmediğinde şiddetin başlangıç noktası hâline gelir. Bu nedenle değişim, toplumun tüm üyelerinin kendi payına düşen küçük davranışları fark etmesi, dilini ve tutumlarını sorgulaması ve eşitlik yönünde bilinçli tercihler yapmasıyla başlar.
Şiddetle mücadele, büyük adımlardan önce, günlük hayatımızdaki küçük kabul ve kalıpları dönüştürmekle mümkündür.
Kaynakça
Bandura, A. (1977). Social learning theory. Prentice-Hall.
Devine, P. G. (1989). Stereotypes and prejudice: Their automatic and controlled components. Journal of Personality and Social Psychology, 56(1), 5–18.
Heise, L. L. (1998). Violence against women: An integrated, ecological framework. Violence Against Women, 4(3), 262–290.
Payne, B. K. (2001). Prejudice and perception: The role of automatic and controlled processes in misperceiving a weapon. Journal of Personality and Social Psychology, 81(2), 181–192.
Sue, D. W. (2010). Microaggressions in everyday life: Race, gender, and sexual orientation. Wiley.


