Pazartesi, Aralık 8, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kabullenmek Her Zaman Kaybetmek midir?

Hayatlarımızda, tüm gücümüzle değiştirmeye çalıştığımız ancak bir türlü başarılı olamadığımız ve adeta rüzgâra karşı koşuyormuşuz gibi hissettiren, bizi tüketen durumları deneyimlemişizdir. Bu durum; zihinde defalarca canlandırılan geçmiş pişmanlıklar, bir başkasının eleştirisini değiştirmeye yönelik yorucu girişimler veya yoğun kaygıya karşı verilen şiddetli direnç şeklinde kendini gösterebilir.

Kontrol dürtüsü, aslında yüz binlerce yıllık evrimsel bir mirastır. İlkel beynimiz (özellikle duygusal tepkilerden sorumlu olan amigdala), hayatta kalmak adına belirsizliği hızla gidermeye ve potansiyel tehditleri kontrol altına almaya programlanmıştır. Bu mekanizma, tarih öncesi çağlarda somut tehditlere karşı hayatiyken, modern yaşamda bir tuzağa dönüşebilir. Zira bu enerji soyut tehditlere (kaybettiğimiz bir fırsatın yasını tutmak, başkasının bize karşı olan hislerini değiştirmeye çalışmak gibi) yönlendirildiğinde, imkânsız ve kontrol dışı görevlere harcanan sürekli direnç hâline gelir. Bizi fırtınanın tam ortasında, rüzgâra karşı koşmaya mahkûm eder.

Oysa iyilik hâli sizi tüketen bir savaşta ısrarcı olmakla değil, bazen de direnişi bırakıp durumu olduğu gibi kabul etmekle — yani kabullenme ile — fırtınanın bizi götürdüğü yeri görmeye izin vermekle başlayan bir adım olabilir.

Stoacı Kontrol İkiliği

Bırakmanın felsefesi, kişisel gelişim dünyası marketinin bir ürünü değil; M.Ö. 3. yüzyıla kadar dayanan köklü bir disiplindir. Antik Yunan’da Stoacılar, Kontrol İkiliği (Kontrol İkiliği) adını verdikleri temel öğretileriyle bu konuya dair bir yol haritası çizmiştir. Büyük filozof Epiktetos, bu ayrımı şu sözlerle netleştirir:

“Bazı şeyler bizim kontrolümüz altındadır, bazıları ise değildir. Kontrolümüz altında olanlar düşüncelerimiz, dürtülerimiz ve niyetlerimizdir. Kontrolümüz altında olmayanlar ise başkalarının eylemleri, itibarımız ve dışsal olaylardır.”

Stoacılara göre huzurun ve ataraksia’nın (zihin dinginliği) anahtarı, enerjimizi sadece kontrol edebileceğimiz içsel tepkilerimize odaklamaktır. Birinin size haksızlık etmesini engelleyemezsiniz; ancak buna nasıl tepki vereceğinizi kontrol edebilirsiniz.

Psikolojik Açıdan İnceleme

Bu felsefi bilgelik, modern psikoloji tarafından Kabul ve Kararlılık Terapisi (Acceptance and Commitment Therapy – ACT) çatısı altında bilimsel olarak desteklenir. ACT’nin kurucusu Steven Hayes ve meslektaşları, psikolojik acının çoğunun kontrol edilemeyen duygusal ve bilişsel deneyimlerden kaçınma ve onları bastırma çabalarımızdan (duygusal kaçınma) kaynaklandığını savunur. ACT’ye göre problem, düşünce veya duygunun kendisi değil; onlardan kurtulmaya çalışma çabamızdır (Hayes, Strosahl ve Wilson, 2012).

ACT, kabullenmeyi bir boyun eğme olarak görmez. Bu, “Yapacak bir şey yok, denemeyi bırakıyorum.” diyerek eylemsizliğe düşmek anlamına gelmez. Aksine ACT, aktif ve kararlı bir eylem olan psikolojik esneklik (Psikolojik Esneklik) hedefler. Özetle bu:

“Şu an bu kaygıyı hissediyorum ve bu normal. Ancak bu duyguya rağmen benim için önemli olanı yapmaya devam etmeyi seçiyorum.”

demektir. Duygumuzla savaşmak yerine onu da yanımıza alarak ilerlemeyi öğrenmektir.

Bırakmanın Nörobilimi

Bu yaklaşım yalnızca klinik alanda değil, nörobilimsel verilerle de güçlü şekilde desteklenmektedir. Duygusal kaçınma ve sürekli direnç, vücudumuzda kronik stres durumu ve yüksek kortizol salınımını tetikler. Araştırmalar, bireylerin duygularını bastırmak yerine aktif bir şekilde kabullenmeyi öğrendiklerinde kronik stres hormonu olan kortizol seviyelerinde kayda değer düşüşler gözlemlemiştir (Teasdale vd., 2002).

Bırakmak, bedenin kimyasal olarak kendini onarmasına izin vermektir. Sonuç olarak bırakmak, psikolojik bir tercih olmanın ötesine geçerek beynimizin hayatta kalma modundan dinginlik ve uyum moduna geçmesini sağlayan bir anahtar görevi görmektedir.

Aslında Bırakmak Neden Zannettiğimizden Daha Şefkatlidir?

Tüm bu felsefi ve bilimsel yolculuk bizi çok insancıl bir noktaya getiriyor:

Bırakmak, sanıldığı gibi hayatla olan bağımızı kesmek veya her şeyi boş vermek değildir.
Aksine, bizi en çok yoran şeylere karşı mücadele etme hâlinden gönüllü bir şekilde vazgeçmek; kendimize gösterdiğimiz büyük bir anlayış ve şefkati barındırır.

Hani geçmişteki pişmanlıklar, değiştiremediğimiz fikirler veya geçmeyen kaygı hissi var ya…
İşte onlara karşı verdiğimiz o yorucu savaşı bitirme özgürlüğünü bize sunan şeydir bırakabilmek.

Stoacı bilgelik ve nörobilimsel veriler, kontrol edemediğimiz dış dünyayla boğuşmayı bırakıp kendimize ve değer verdiğimiz eylemlere odaklandığımızda ne kadar çok şeyin değişebileceğini işaret eder.

Nihayetinde, akıntıyı tersine zorlamak bazen sadece küreklerin kırılmasına sebep olur… Unutmamalıyız.

Kaynakça

Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change (2. Baskı). Guilford Press.

Teasdale, J. D., Moore, R. G., Hayhurst, H., Pope, M., Williams, S., & Segal, Z. V. (2002). Metacognitive awareness and the prevention of relapse in depression: Empirical evidence for the role of mindfulness practice. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 70(2), 275–287.

Cemre Güher Görgü
Cemre Güher Görgü
Psikolog Cemre Güher Görgü, 2023 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampüsü Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Eğitimi süresince Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nda kadın ve erkek psikiyatri servislerinin yanı sıra, alkol ve madde bağımlılığı birimlerinde yaptığı stajlarla klinik alanda derinlemesine deneyim kazanmıştır. Bu süreçlerde farklı insan hikayelerine yakından tanıklık etme fırsatı bulan Görgü, aynı zamanda çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü çalışmalar yürütmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapiler (BDT) alanında kendini geliştiren Görgü, aynı zamanda yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Lisansüstü çalışmalarında Psikanalitik Psikoterapi ekolüne yönelerek insan davranışlarının derinliklerine dair daha bütüncül bir anlayış geliştirmeyi amaçlamaktadır. Görgü, psikoloji ve kişisel gelişim üzerine yazdığı yazılarıyla okuyuculara kendilerini, yaşamın ve insan psikolojisinin dinamiklerini anlamlandırdıkları yolculuklarında eşlik etmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar