Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Huzur Vermeyen Yakınlıklar

Gülümseyen İnsan Her Zaman Güvenli Midir?

Bazı insanlar vardır; ses tonları yumuşaktır, yüzleri hep gülüyordur, cümleleri “ben senin iyiliğini istiyorum” diye başlar. Çevre tarafından “ne kadar iyi biri” olarak tanımlanırlar. Fakat yanlarında bulunmak huzur vermez; aksine insanda açıklama yapma ihtiyacı, kendini savunma hali ve belirsiz bir huzursuzluk bırakır. Çünkü psikolojik güven, yüz ifadesinden değil, kişinin karşısında bıraktığı iç iklimden anlaşılır. Seni rahatlatan değil, seni geren bir varlık, iyi niyetli görünse bile güvenli değildir.

İyi Niyetliyim Diyen ama Sınır Aşan İnsanların Ortak Özellikleri

Bu kişiler genellikle her şeye karışır, sürekli tavsiye verir, özel alanına merak adı altında girerler. “Ben olsam” diye başlayan cümlelerle senin kararlarının üstüne kendi doğrularını koyarlar. Hayır dediğinde kırılmış gibi yapar, mesafe koyduğunda seni suçlu hissettirecek bir dil kullanırlar. Açıkça zarar vermezler fakat yavaş yavaş seni açıklama yapmaya, özür dilemeye ve kendinden şüphe etmeye iterler. Sınır ihlali bağırarak değil gülümseyerek yapılır.

Neden Yanlarında Kendimiz Olamayız?

Bu ilişkiler bilinçaltına sessiz bir mesaj bırakır: “Benimle uyumlu olmazsan sevgimi kaybedersin.” Bu açık bir tehdit değildir ama duygusal bir iklim tehdididir. Kişi fark etmeden kendini küçültür, kelimelerini törpüler, duygularını yutar. Bir süre sonra “ben böyleyim” dediği şey aslında uyum sağlamak için kendinden vazgeçtiği bir hal olur.

Gülümseyerek Hayata Karışanlar

Bazı iyi niyetli sınır aşmaları yalnızca kişisel alanla sınırlı kalmaz. Evliliğine, eşinle olan ilişkine, evdeki düzenine, hatta çocuğunu nasıl büyüttüğüne kadar uzanır. Gülümseyerek sorular sorar, masum tavsiyeler verir, “ben olsam” diye başlayan cümlelerle hayatının merkezine doğru yürürler. Çocuğunla kurduğun bağı şekillendirmeye çalışır, seni ebeveynliğinde yetersiz, yanlış ya da aşırı bulan bir dil kullanırlar. Zamanla fark edersin ki mesele yardım etmek değil, senin ebeveynliğini, düzenini ve kararlarını kendi ölçülerine göre yeniden biçimlendirmektir. Ve insanın içini asıl acıtan şudur: Bu müdahaleler bağırarak değil gülümseyerek yapılır. Bu yüzden de çoğu zaman “abartıyorsun” denilerek görünmez kılınır.

Kıyasla Yoran Enerjiyle Beslenen İlişkiler

Bu sınır ihlali yapan kişiler çoğu zaman ironik biçimde evli bile değildir, çocukları yoktur, hatta hayatlarında kurdukları bir düzen dahi bulunmaz. Buna rağmen senin evliliğine, anneliğine, evindeki düzene dair uzun uzun konuşurlar. Sana nasıl eş olman gerektiğini, çocuğunu nasıl büyütmen gerektiğini anlatırlar. Bu masum cümlelerin arasına ince bir kıyas dili yerleştirirler. Senin evindeki bir eksikliği başka bir kardeşin üzerinden anlatır, senin başarının karşısına başkasının başarısızlığını koyarak gizli bir yetersizlik duygusu yaratırlar. Başkaları için ağlar ama seni yoran şeyleri görmezden gelirler. Her görüşmeden sonra kendini biraz daha yorgun, biraz daha eksilmiş hissetmen tesadüf değildir. Çünkü bu ilişkiler sevgi değil suçluluk, kıyas ve gizli bir yetersizlik hissi üretir.

“Ama O Seni Seviyor” Cümlesinin Görünmeyen Zararı

En yaralayıcı cümlelerden biri şudur: “Ama o seni seviyor.” Bu cümle, kişinin kendi sezgisiyle arasına giren sessiz bir duvardır. Rahatsızlığı küçültür, huzursuzluğu geçersiz kılar ve insanı kendi hislerinden şüphe etmeye iter. Sevgi ile kontrol, ilgi ile müdahale birbirine karışır. Ve kişi kendini korumayı bencillik sanmaya başlar.

Yakının Bile Seni Anlamadığında

Bazen insanı asıl yoran sınırı aşan kişi değil, o sınırın aşılmadığını söyleyen en yakınıdır. Özellikle evliliklerde eşler arasında birinin rahatsızlığını dile getirirken diyerek yok saymasıdır. Bir ilişkinin iyiliği niyetle değil kişide bıraktığı izlerle ölçülür. Seni yoran, açıklama yapmaya zorlayan, yanında kendin olmanı engelleyen her temas, iyi niyetli görünse bile iç dünyanda bir daralma yaratıyorsa bu gerçek bir sınır ihlalidir. Böyle anlarda uzun savunmalar yapmak gerekmez. Kısa ama sakin cümleler yeterlidir: “Bana iyi gelmiyor. Bu konuda mesafe koymak istiyorum. Bunu kendi yolumla yapacağım.” Ve sınır koyarken hissedilen suçluluk çoğu zaman yanlış yaptığını değil, ilk kez kendine doğru bir adım attığını gösterir.

Kendimiz için Doğru İnsanı Nasıl Seçeriz?

Doğru insan seni etkilemeye çalışan değil seni rahatlatandır. Yanında kendini anlatmak zorunda kalmadığın, kelimelerini tartmadan konuşabildiğin, sustuğunda da anlaşılacağını bildiğin kişidir. Sınır koyduğunda değişmeyen, hayır dediğinde sevgisi eksilmeyen, mesafe istediğinde seni cezalandırmayan biridir. Doğru insanla ilişkide sevgi bir sınav değildir, bir dinlenme alanıdır. Çünkü ruh gerçekten güvenli bağ kurduğunda savunmada kalmaz, gevşer, genişler ve kendine döner. Ancak doğru insanı seçmek, hayatımızdaki herkesin değişeceği anlamına gelmez. Bazen sorun, sevdiğimiz kişinin çevresinden gelir; sınır ihlali doğrudan bize değil, ilişkiye yönelir. İşte tam burada sağlıklı bağın en önemli göstergesi ortaya çıkar: Eşinin herkesi savunması değil, senin huzurunu koruyabilmesidir. Çünkü gerçek yakınlık, “Onlar öyle demek istemedi” diyerek hislerini yok saymak değil; “Seni rahatsız eden neyse, bunu birlikte çözeriz” diyebilmektir. Ve belki de ilişkilerde en olgun seçim şudur: Kimi hayatımızdan çıkarmak değil, kimin ne kadar yakınımızda duracağını belirleyebilmektir. Çünkü huzur, kimlerin bize ne kadar yaklaşabileceğine karar verebildiğimiz yerde başlar.

Beyan Özbek Başaran
Beyan Özbek Başaran
Beyan Özbek Başaran, psikoterapi, psikolojik danışmanlık ve akademik çalışmalar alanında deneyim sahibi bir klinik psikolog ve yazardır. Psikoloji lisansının ardından Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamlamış; EMDR, travma terapisi, bilişsel davranışçı terapi ve çift terapisi alanlarında uzmanlaşmıştır. Çocuk, ergen ve yetişkinlerde dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve odaklanma problemlerinin ölçülmesinde kullanılan testler üzerine çalışmakta; bu alanda aktif uygulamalar yürütmektedir. Kamu kurumlarında psikolog olarak görev aldığı yıllarda kadınlara yönelik şiddetle mücadele, kadın istihdamını destekleme ve toplumsal sorunlara dair projelerde yer almış; farklı meslek gruplarına ve toplumun çeşitli kesimlerine eğitimler vererek bilinçlendirme çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Bugün, kurucusu olduğu psikolojik danışmanlık merkezinde uzman klinik psikolog olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Akademik bilgisini yazarlıkla birleştirerek, bireylerin ruh sağlığını güçlendirmeye yönelik eğitim içerikleri üretmekte; psikolojik sağlamlığı artırmayı, kişinin önce kendisini tanıyarak iyi geleni seçebilmeyi ve sevebilmeyi öğrenmesini merkezine alan bir bakış açısını paylaşmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar