Derler ki, bazı insanlar hayatlarına korkuyla değil, korkularını saklama biçimleriyle yön verir. Kalbi hızlandığında gülümsemeye devam eden, nefesi daraldığında camdan dışarı bakıp geçmesini bekleyen, “iyiyim” cümlesini en çok kullanan insanlardır onlar. Oysa bir kalp çarpıntısının içine gizlenmiş ölüm korkusu, bir nefes darlığının içine gizlenmiş çaresizlik, kimseye belli edilmemeye çalışılan kontrol kaybı hissi… Panik bozukluk da çoğu zaman böyle yaşanır. Sana en çok kendi bedeninden korkmayı öğretir. Kimseye belli etmeden, günlük hayatına devam ederken, işe giderken, yemek yaparken, otobüse binerken zihninde sürekli mücadele edersin. Tehlikeyi dışarıda bir yerde değil de, sanki kendi içinde yaşarsın. Kimseyi korkutmadan, kimseyi yormadan halletmeye çalışırsın ama en çok da böyle anlarda birilerinin varlığına ihtiyaç duyarsın. İşte o yüzden bu yazı, sessiz yaşanan o korkuna görünmeyen bir cesaret hikayen olsun diye yazıldı.
Vücudun Yanlış Alarm Sistemi
Yaşadığın şeyi anlamak için önce şunu kabul etmen gerekir: Panik atak bir “delirme”, “kontrol kaybı” ya da “zayıflık” değildir. Binlerce yıl önce vahşi doğada hayatta kalmanı sağlayan bir sistem vardı; amigdala tehlikeyi algılar ve vücuduna “savaş ya da kaç” sinyalini gönderir. Kalbinin hızlanması, nefesinin artması, kaslarının gerilmesi aslında savaşabilmen ya da kaçabilmen içindi. İşte panik atak da bedenin en ilkel ama en güçlü sistemlerinden olan bu alarm sisteminin yanlış zamanda devreye girmesidir. Gerçek bir tehlike yokken çalışan bu sistem atakların temelini oluşturur.
Fiziksel Belirtiler ve Beklenti Anksiyetesi
Bu yüzden atak sırasında yaşadığın tüm belirtiler çok gerçektir. Kalbin gerçekten hızlı atar, nefesin gerçekten daralır, başın gerçekten döner, ellerin gerçekten titrer. Panik bozukluk dediğimiz şey de, yaşadığın bu atakların kendisinden çok, atakların tekrar yaşanacağı korkusudur. Yani bir süre sonra panik ataktan değil, panik atak geçirme ihtimalinden korkmaya başlarsın. Haliyle de hayatını bu ihtimale göre düzenlersin.
Kaçınma Davranışı ve Hayat Alanının Daralması
Zaten tam da bu noktadan sonra panik bozukluk yavaş yavaş hayat alanını daraltmaya başlar. Önce yalnız başına dışarı çıkmamaya başlarsın, sonra kalabalık yerlere giremezsin, sonra toplu taşıma kullanmak zor gelir, sonra yanında su olmadan evden çıkamazsın, en sonunda kendini sadece “güvende hissettiğin” birkaç yerle sınırlarsın. Biz buna kaçınma diyoruz. Kaçınma seni kısa vadede rahatlatır, çünkü panik atak geçirebileceğin ortamlara girmez ve kendini güvende hissedersin. Ama uzun vadede beyin şunu öğrenir: “Demek ki dışarısı tehlikeli ve ben ancak kaçarsam güvende kalırım.” Böylece korkun büyür, hayatın küçülür.
Düşüncelerin Felaketleştirilmesi ve Kısır Döngü
Panik bozuklukta en önemli mekanizmalardan biri de bedensel duyumların felaketleştirilmesidir. Örneğin kalbin biraz hızlı attığında bunu “kalp krizi geçiriyorum” diye yorumlarsın. Başın döndüğünde “bayılacağım”, nefesin daraldığında “boğuluyorum”, gerçeklik duygun değiştiğinde “deliriyorum” diye düşünür. Oysa bu belirtilerin hiçbiri tehlikeli değildir. Ama zihin bu belirtileri tehlike olarak yorumladığında korku artar, korku arttıkça beden daha çok belirti üretir, belirtiler arttıkça zihin daha çok korkar. Böylece panik atak dediğimiz kısır döngü oluşur: Bedensel belirti, felaket düşüncesi, korku, daha fazla bedensel belirti…
Yanlış Bilinenler ve Gerçekler
Panik atak yaşayan birçok kişi atak sırasında öleceğini, bayılacağını ya da kontrolünü kaybedeceğini düşünür. Oysa panik atak sırasında bayılma çok nadirdir. Çünkü bayılmak için tansiyonunun düşmesi gerekir, panik atakta ise tansiyon genellikle yükselir. Aynı şekilde panik atak kalp krizine neden olmaz; kalbin sadece hızlı atar ama bu sağlıklı bir kalbin yapabileceği bir şeydir. Panik atak sırasında “delirme” de yaşanmaz; kontrolünü kaybetmezsin, sadece kontrolünü kaybedecekmiş gibi hissedersin. Yani panik atakta yaşanan en büyük şey, aslında hislerinin gerçeğin önüne geçmesidir.
İyileşme Yolculuğu ve Bilişsel Davranışçı Terapi
Panik bozukluğun tedavisinde en etkili yöntemlerden biri bilişsel davranışçı terapi yöntemidir. Bu terapi yönteminde önce panik atağın nasıl oluştuğunu öğrenirsin. Çünkü insan en çok anlamadığı şeyden korkar, ama anladığı şeyle baş etmeyi öğrenebilir. Daha sonra bedensel belirtileri doğru yorumlamayı, felaket düşüncelerini fark etmeyi ve bu düşüncelerin yerine daha gerçekçi düşünceler koymayı öğrenirsin. Bunun yanında nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri ve en önemlisi maruz bırakma çalışmaları yapılır. Maruz bırakma, korktuğun durumlardan kaçmak yerine, adım adım o durumların içine girmendir. Çünkü beyin ancak yaşayarak yeni bir şey öğrenir. Panik atak geçireceğini düşündüğün bir yere gider ve panik atak gelse bile bununla baş edebildiğini gördükçe beynin yeni bir kayıt oluşturur: “Demek ki bu durum tehlikeli değil ve ben bununla baş edebiliyorum.”
Korkuya Rağmen Hayatı Genişletmek
Bunlar olurken unutmaman gereken bir şey daha var: Mücadele ederken amacın panik atağın hiç gelmemesi değildir. Amaç, atak gelse bile hayatına devam edebileceğini öğrenmendir. Çünkü iyileşme denilen şey, korkunun tamamen bitmesi değil, korkuya rağmen hayatının genişlemeye başlamasıdır. Yeniden dışarı çıkabildiğin, metroya binebildiğin, yalnız kalabildiğin, kalbinin yeniden hızlı atmasından korkmadan yaşabilmendir.
Güçlü Kalma Çabasının Bir Sonucu
Benim zayıflığımdan dolayı başıma bu geldi diye düşünüyorsan bilmelisin ki bilimsel araştırmalara göre panik bozukluk yaşayan kişiler genellikle çok güçlü, sorumluluk sahibi, kontrol etmeyi seven, detaylı düşünen ve bedensel duyumlara karşı hassas kişilerdir. Yani panik bozukluk çoğu zaman zayıflığın değil, aslında uzun süre güçlü kalmaya çalışmanın bir sonucudur. Sürekli güçlü durmaya çalışan, herkese yetişmeye çalışan, duygularını çok belli etmeyen insanlar bir süre sonra bedenlerinin verdiği sinyalleri daha fazla duymaya başlar. Panik atak bazen de bedenin söylediği bir cümledir: “Biraz yavaşla, biraz dinlen, biraz da korktuğunu kabul et.”
Son Söz: Sen Korkularından Daha Fazlasısın
Hayatımızdaki en büyük cesaretimiz, kimsenin görmediği savaşları vermeye devam etmemizdir. Bu yazıyı, korkusunu kimseye belli etmeden güçlü görünmeye çalışan, içten içe her kalp çarpıntısında yalnız kaldığını hisseden ‘sen’ için yazıyorum. Sen hastalığından ibaret değilsin. Sen korkularından, kalp çarpıntılarından, uykusuz gecelerinden, yarım kalmış cümlelerinden çok daha fazlasısın.


