Depresyon son yıllarda görünümünü ciddi şekilde artırmıştır. On sene önceye kıyasla dünya genelindeki artışı istatistiksel olarak kanıtlanan bir olgudur. Örneğin ABD’de on sene önce %8 olan depresyon oranı %13’e kadar yükselmiştir. Teknolojinin gelişmesi, sosyal-ekonomik eşitsizlikler ve COVID-19 gibi pek çok faktörün sonucu depresyon ivme kazanmıştır.
Bunların yanı sıra şaşırtıcı bir gerçek daha bu ruhsal bozukluğu tetikleyen yadsınamayacak bir faktördür. Farkındalık ve tanı artışı. 21. Yüzyılda bireylerin psikolojiye ve ruhsal iyi olmaya olan farkındalıkları ve fiziksel sağlığın yanı sıra ruh sağlığının da toplum tarafından önemsenmesi bireylerin bilinç düzeyini yükselmiştir. Majör depresyonun DSM-5’e göre bazı kriterleri: istek ve ilgi azalması, depresif duygu durum, uyku ve iştahta artma ya da azalma, psikomotor yavaşlama, intihar eğilimi şeklindedir.
Bilişsel Katılık ve Umutsuzluk Mekanizması
Majör depresyon yalnızca duygusal değil aynı zamanda bilişsel bir bozukluktur. Umutsuzluk kavramı depresyonun sürdürülmesindeki en aktif mekanizmalardan biri diyebiliriz. Bilişsel katılık kavramı bireyin farklı bakış açılarını değerlendirememesi, bilişsel açıdan esneklik sağlayamaması ve değişime direnç göstermesidir. Daha basit bir şekilde bireyin belirli düşünce biçimlerine sıkı sıkıya bağlı olmasıdır. Aaron T. Beck ise depresyonun temelini olumsuz düşünce kalıplarının oluşturduğunu savunur. Bu olumsuz düşünce kalıplarını üç alt başlığa ayırarak inceler: Benlik, Dünya, Gelecek.
Ben değersizim, hak etmiyorum, yetersizim, sevilmeye değer değilim gibi kalıplar benlik başlığı altında gelişir. Dünyada adalet sisteminin bozuk olduğu, hiç kimsenin iyilik haline sahip olmadığı gibi bilişsel katılıklar dünya başlığı altında gelişir. Hiçbir şeyin hiçbir zaman yolunda gitmeyeceği, her zaman her konuda başarısız olunacağı gibi keskin umutsuzluk içeren varsayımlar gelecek kavramı altında incelenir. Beck’e göre depresyonun yapı taşlarını bu üç ana inancın bozulması oluşturur. Devamında bakış açısının değiştirilmesine karşı gösterilen direnç, yani bilişsel katılığın güçlü şekilde sürdürülmesi depresyonun kalıcılık süresini belirler. Çünkü Beck depresyonu oluşturanın, olayların kendisi değil kişinin nasıl yorumladığı olduğunu savunur. Ortaya çıkan olumsuz durumlar kişi tarafından gerçekçi olmayan bir yönden yorumlanabilir. Bu durum depresif duyguları kaçınılmaz hale getirerek gerçek resimden çok daha umutsuz bir tablo çizebilir.
Şemalar ve Bilişsel Çarpıtmalar
Kişinin umutsuz duygulara giriş hızı ve bakış açısını belirleyen en belirgin faktörlerden biri şemalarıdır. Şemalar doğduğumuzdan beri maruz kaldığımız çevre ile birlikte gelişen katı inançlardır. Etrafımızda gelişen olayları bu şemalara göre algılar, filtreler ve yorumlarız. Örneğin “ben değersizim”, “beni kimse sevmiyor”. Tabii ki bu şemalar her zaman olumsuz değildir. “Ben sevgiye laik biriyim” de bir şemadır. Yalnızca duygusal boyutta değildir. Doğduğumuz andan beri dünyayı anlamlandırmak ve tanımak için yarattığımız her bir varsayım aslında bir şemadır. “Erkekler araba ile kızlar barbie ile oynar”, “dört ayaklı canlılar hayvandır” bile kişinin şemaları olabilir. Bunlar doğru ya da yanlış değildir ve özneldir.
Negatif şemalar ise olayları sürekli olumsuz filtreler. Bunun sonucunda kişi bazı bilişsel çarpıtmalar yaşayabilir. Bundan birkaç örnek ile bahsetmek istiyorum. Tek bir olaydaki başarısızlık aşırı genelleme sonucu bu hep böyle gidecek, ben her zaman başarısız olacağım gibi yorumlanabilir. Aynı zamanda kişi zihinsel filtreleme sonucu başarısızlıklarını sürekli değerlendirip üstüne düşünürken takdir edilmesi gereken yanlarını görmezden gelmeye meyilli hale gelebilir. Olayları olduğundan çok daha büyük algılayıp çözüm süreci yaratmak yerine felaketleştirip içinden çıkılmaz bir durum gibi davranabilir. Her olayın başlangıcını ya da sonucunu kendi yarattığını düşünebilir. Bu çok fazla ve her konuda kişisel algılama sonucu oluşur ve gerçeği yansıtmaz.
Bilişsel Davranışçı Terapi ve Çözüm Yolları
Beck tüm bu durum ve tutumların çözüm sürecinin Bilişsel Davranışçı Terapi’den (CBT) geçtiğini savunmaktadır. Beck’in terapi süreci birkaç aşamadan oluşur. İlk basamak tüm bu olumsuz düşünce kalıplarının ve şemaların fark edilmesini oluşturur. Sonrasında kişiye, daha basit bir söylemle, asıl resmin gösterilmesi ile devam eder. Gerçekçi bir yönden bakış açısı sunularak alternatif düşüncelerle farkındalık yaratılır. Bunların sonucunda ilk olarak düşünce değişimi, sonrasında da davranış değişimi yaşanması beklenir. Kişinin bakış açısının temel noktalarından biri olan düşünce biçimi davranış değişikliğinin merkezidir.
Kişi saplandığı umutsuzluk döngüsünden ancak dünyayı ve olayları yorumlama şeklini düzelterek çıkabilir. Kişi majör depresyon durumunda sosyal çevresinden duyduğu önerileri Bilişsel Esneklik eksikliği nedeniyle reddedebilir ve hatta anlaşılmadığını düşünerek daha da yalnızlaşabilir. Otomatik Düşünceler nedeniyle gelişen bu direnci kırmak, kişinin Psikolojik Dayanıklılık kapasitesini artırmak adına oldukça kritiktir. Çoğu zaman çıkış yolu uzman desteği ile çok daha hızlı mümkün olur. Depresyon ile mücadele etmek için pek çok farklı yol ve terapi biçimleri bulunmaktadır. En büyük mücadele biçimi ise yardım almaktan çekinmemek, varsa çevremizdekileri bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmeye teşvik etmek ve bu durumu zayıflık olarak algılamamaktır.


