Salı, Ocak 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuklukta Öğrenilen İlişki Kalıpları Yetişkinlikte Nasıl Tekrar Eder?

İnsan ilişkilerinde tekrar tekrar benzer durumların yaşanması çoğu zaman rastlantı gibi görünür. Aynı tartışmalar içinde bulunmak, farklı kişilerle tanışsak bile aynı duygusal çıkmazlara sürüklenmek ya da ilişkiler belirli bir noktaya geldiğinde aynı davranış kalıplarına dönmek… “Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?” sorusu bazen bir kırgınlık sonucu bazen de tanıdık bir yorgunluğun ifadesi olarak ortaya çıkar. Oysa psikoloji biliminin bize gösterdiği şey, bu tekrarların çoğunun geçmişte öğrendiğimiz ilişki kalıplarının bugünkü yansımaları olduğudur.

Bebeklik döneminde başlayan bakım veren kişilerle kurulan – genellikle anne baba – ilişkiler, yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanması anlamına gelmez. Bebeğe temas etme biçimi, göz teması, yüz ifadesi, kullandığı ses tonu, sakinleştirme çabası ya da yokluğu; bebeğin hem kendisini hem de çevresini anlamlandırmasındaki ilk adımlarını oluşturur. Bu erken deneyimler zamanla içselleşerek “Yakınlık güvenli mi?”, “Duygular nasıl ifade edilir?”, “Sevgi güvenli mi?” gibi sorgulamalara ve temel inançlara dönüşür. Bu nedenle yetişkinlik döneminde kurduğumuz romantik ilişkilerin arka planında, çoğu zaman farkında bile olmadığımız bu erken dönem kalıpları ve deneyime bağlı öğrenmeler yer alır.

Eğer bir çocuk ihtiyaç duyduğu anda bakım vereni tarafından hem tutarlı hem de güven verici bir karşılık almışsa, ilişkilerin öngörülebilir ve güvenli olduğu yönünde bir içsel şema geliştirebilir. Bu durum, yetişkinlik döneminde yakınlığı tehdit olarak değil, paylaşım ve destek alanı olarak görmesine yardımcı olur. Ancak bakım vereni tarafından çelişkili, tutarsız, mesafeli, eleştirel ya da aşırı müdahaleci tutumlarla gelişimini tamamlayan çocuklar, öğrenim şemalarını da farklı bilinçlerle doldurur. Bu tür davranışlar çocuğa sevginin koşullu olduğu, duyguların insanları yorabileceği ya da yakınlığın risk barındırabileceği gibi inançları içselleştirerek yetişkinlik dönemindeki ilişki dinamiklerine taşımasına sebebiyet verebilir.

Bağlanma kuramı, bu içsel şemaların yetişkinlik ilişkilerini nasıl etkilediğini açıklayan en temel yaklaşımlardan biridir. Bağlanma ile ilgili araştırmalar yapan John Bowlby’nin (1969) tanımına göre bağlanma, bireyin yaşamında değer verdiği ve kendisi için önemli gördüğü kişilere yönelik geliştirdiği güçlü duygusal bağlılıkları ifade eder. Bowlby bu tanımda, bağlanmanın temelinde kişinin hayatındaki özel ve anlamlı figürlere karşı oluşturduğu duygusal ilişkiye vurgu yapmaktadır.

Güvenli, kaygılı ve kaçıngan bağlanma stilleri, bireyin yakın ilişkilerdeki davranış biçimini belirleyen üç ana model olarak tanımlanır. Kaygılı bağlanan kişiler, partnerleri tarafından aşırı yakınlık görmek isteyebilir ve küçük belirsizlikleri bile tehdit olarak algılayabilir. Bu bireylerin terk edilme korkuları ön plandadır. Kaçıngan bağlanan kişiler ise duygusal yoğunluğun kontrol kaybına yol açabileceği endişesini taşıyarak partnerlerine karşı mesafeyi korumayı tercih ederler. Bu durum genellikle duygusal yakınlığın karşılık bulmadığı ya da reddedildiği çocukluk dönemlerinde edinilen bir öğrenimdir.

Her iki durumda da tanıdık olana yönelme eğilimi önemli bir etkendir. Çocukluğumuzda yaşadığımız ebeveyn–çocuk ilişkisinin sağlıklı olmaması, yetişkinlikte benzer dinamiklerde kendimizi bulmamıza sebebiyet verebilir. Örneğin erişilmesi güç bir ebeveyne sahip olan bir çocuk, büyüdüğünde istemsizce duygusal olarak mesafeli partnerlere ilgi duyabilir. Aslında kişi, farkında olmadan geçmişte tamamlanmamış bağı yeni ilişkide “düzeltmeye” çalışmaktadır.

Bu sebeple ilişkilerde ortaya çıkan birçok tepki, o an yaşanan durumdan ziyade daha eski duygusal anıların tetiklenmesi ile bağlantılıdır. Partnerin sessiz kalması, çocukluk döneminden kalan bir “duyulmamayı” ya da partneriyle yaşadığı küçük bir tartışma, geçmişten kalan yoğun reddedilme duygularını tekrar gün yüzüne çıkarabilir. Bu durum, yetişkinlikte verilen tepkilerin köklerinin hâlâ canlı olan geçmiş deneyimlerden kaynaklandığının bir göstergesidir.

Sonuç ve Öneriler

Çocukluk döneminde içselleştirilen ilişki kalıpları, yetişkinlikte kurduğumuz yakın ilişkilerin duygusal temelini büyük ölçüde etkiler. Partnerimize yaklaşma veya uzaklaşma biçimimiz, tartışmalarda verdiğimiz ilk tepki, hatta kimi zaman tercih ettiğimiz partner tipi bile erken dönemden getirilen deneyimlerin bugünkü yansımaları olabilir. Bu nedenle ilişki döngülerini yalnızca şanssızlık ya da tekrar eden kötü tercihler olarak değerlendirmek, bizi çoğu zaman asıl sebepten uzaklaştırır.

Kendi ilişki davranışlarımızın kökenini anlamak, bugünün ilişkilerini daha bilinçli yönetebilmemiz için bir fırsat sunar. Çünkü fark edilen her ilişki kalıbı, değişime açık hâle gelir. Çocuklukta duygusal yakınlığın eksik olması, yetişkinlikte mutlak bir kader yaratmaz; insan zihni yeni deneyimler, sağlıklı bağlar ve güvenli ilişkiler aracılığıyla kendini yeniden düzenleme kapasitesine sahiptir.

Bu süreçte günlük hayatta tekrar eden davranışları fark etmek, hangi durumların hangi duygusal tepkileri tetiklediğini gözlemlemek önemli bir başlangıç olabilir. Partnerle açık iletişim kurmak, yakınlık anlarında ortaya çıkan kaygıları paylaşmak veya bir tartışmanın ardındaki asıl duyguyu anlamaya çalışmak, ilişkinin güvenli alanını güçlendirebilir.

Elbette bazı ilişki döngülerini tek başına çözmek zor olabilir. Özellikle yıllardır sürdürülen ilişki kalıpları söz konusu olduğunda, tarafsız bir gözün yönlendirmesi süreci daha güvenli ve anlaşılır hâle getirebilir. Bu nedenle bazı çiftlerin geçmişten bugüne taşıdıkları örüntüleri birlikte incelemesi ve gerektiğinde çift ya da aile danışmanlığından destek alması, hem ilişkideki duygusal yükü hafifletebilir hem de daha sağlıklı bir iletişim zemini oluşturabilir.

Berçem Yıldız
Berçem Yıldız
Berçem Yıldız, sosyoloji mezunu bir aile ve çift danışmanıdır. İlişkilerde bağlanma biçimleri, duygusal yakınlık ve iletişim dinamikleri üzerine çalışmaktadır. Çift terapisi süreçlerinde sistemik bir yaklaşım benimseyen Yıldız, danışanlarının ilişki doyumunu artırmayı ve sağlıklı iletişim modelleri geliştirmelerini desteklemektedir. Ayrıca cinsel danışmanlık alanında da çalışmalar yürütmekte, bireylerin duygusal ve bedensel bütünlük içinde kendilerini ifade etmelerine katkı sağlamaktadır. Psikoloji ve sosyolojiyi bütünleştiren yazılarıyla ilişkisel dinamiklere çok yönlü bir bakış sunmaktadır.

1 Yorum

  1. 23 yaşındayım ve bu yaşıma kadar aile, arkadaş ve romantik ilişkilerimde gördüğüm kadarıyla bu yazıda önemsenen ve dikkat çekilen durum ve alışkanlıkların gerçek hayattaki ilişkilerimizde ne kadar büyük bir rol oynadığını algılamama tekrar tekrar yardımcı olan bir yazı olduğunu düşünüyorum. Özellikle de yakın ilişki olarak adlandırabileceğimiz aile, eş, sevgili ve yakın arkadaş ilişkilerinde gündelik olarak gördüğümüz, vaktimizin önemli bir kısmını ayırdığımız kişilerle olan bilgi ve duygu alışverişimize ve kişilerle aramızdaki bağın şekline ve inşasına, bazen kişinin tahmin bile edemeyeceği kadar etkisi olan ilk tohumu belki de gözlerimizi açtığımız ilk andan beri atılmış olan bu durumu düzgün bir şekilde ele alabilmek bana kalırsa gerçekten kişinin hayatı boyunca kendine verebileceği hediyelerin en güzeli.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar