Bu makalede şiddetin sosyolojik nedenleri ele alınacaktır. İnsanın düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını şekillendiren en önemli faktörler, içinde bulunduğu toplumun yapısı, kültürü ve sosyal çevresidir.
Bireysel Patolojiden Toplumsal Semptoma
Şiddeti ya da pek çok psikolojik sorunu yalnızca birey ile açıklamak mümkün değildir. İnsan, bulunduğu toplumun ve çevrenin bir ürünüdür. İnsan psikolojisini etkileyen sosyal etmenler oldukça fazladır. Örneğin; ailede şiddet varsa, çocuk bunu gözlemleyerek bu davranışı öğrenebilir. Çocuğun şiddete maruz kalması veya bunu gözlemlemesi, empati becerilerini zayıflatır. Bandura, bireyin gözlemleyerek öğrendiği sosyal davranışlara “Sosyal öğrenme kuramı” adını vermiştir. Çocukta görülen şiddet davranışlarının nedenleri araştırılırken sosyal faktörler ve yetiştiği çevre mutlaka analiz edilmelidir. Psikolojik sorunların altında sosyal nedenler yatabilir.
Şiddetin İlkokulu: Aile Yapısı ve Sosyalleşme
Şiddet ailede nasıl görülüyor? Çocuk daha küçük yaşlarda bilinçsizce aile bireylerine ya da nesnelere zarar verdiğinde ailenin tepkisi ne olmalıdır? Aile, çocuğun olumsuz davranışlarını görmezden gelmemelidir. Şiddet, kabul edilmemesi gereken bir olgudur. Ailenin, çocuğunun diğer bireylere ve nesnelere zarar vermemesi konusunda açıkça konuşması gerekmektedir. Ailede şiddet varsa ya da çocuğa şiddet uygulanıyorsa, çocuğun şiddet davranışı gösterme olasılığı artar. Baskıcı-otoriter ya da aşırı serbest aile yapılarında büyüyen çocuklar, ya şiddeti öğrenir ya da kendisine gerekli sınırlar koyulmadığı için şiddet uygulamaya başlar. Empati becerileri geliştirilmezse ve çocuk gerekli psikolojik ve sosyal yardımları almazsa, şiddet döngüsü nesilden nesile aktarılabilir. Çocuk, şiddeti pek çok yerden görebilir ve izleyebilir; okul, mahalle ve sosyal medya gibi yerlerden şiddete maruz kalabilir. Bu nedenle aile, çocuğun sosyal çevresini dikkatle takip etmelidir.
Akranların Etkisi
Çocuk, okul ortamında ya da mahallesinde arkadaşları tarafından kabul görmek için olumsuz davranışlarda bulunabilir. Arkadaş grubunda şiddet, madde kullanımı gibi olumsuz davranışlar varsa ve bu grup okulda popülerse, çocuk kabul görmek ve öne çıkmak için onlara uyum sağlayabilir. Özellikle ailesi tarafından sevilmemiş, baskı altında kalmış ya da aşırı serbest bırakılmış çocuklar risk altındadır. Bu durumda ailenin tutumu son derece önemlidir. Aileler, çocuklarının olumsuz davranışlar gösteren akran gruplarından uzaklaşmasını sağlamalıdır. Okul ortamında böyle bir durum yaşanıyorsa, öğretmenler ve idare gerekli uyarıları yapmalı ve aileyi bilgilendirmelidir.
Medya, Dijital Alan ve Şiddetin Normalleştirilmesi
Çocukların davranışlarını etkileyen bir diğer önemli alan ise sosyal medya ve izledikleri içeriklerdir. Sosyal medyadaki şiddet görüntüleri, argo sözcükler veya şiddet içerikli oyunlar, çocukları şiddete teşvik edebilir ve bu durumu normalleştirebilir. Baudrillard, sürekli izlenen içeriklerin insanları duyarsızlaştırdığını belirtmiştir. Sürekli maruz kalınan olumsuz içerikler, duyarsızlaştırır ve empatiyi azaltır. Bu nedenle, uzun süre olumsuz içeriklerden kendimizi ve çocuklarımızı korumalıyız.
Yapısal Şiddet: Yoksulluk, Eşitsizlik ve Geleceksizlik
Makro düzeydeki sorunlar, bireyleri pek çok yönden olumsuz etkiler. Özellikle sınıflar arasındaki farklar, ailelerin ve çocukların düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını etkiler. Sosyo-ekonomik yoksulluk, bireyde öfke yaratır ve kaynaklara erişim konusunda sıkıntılar doğurur. Alınan eğitim, kültür, sağlık sistemlerine erişim ve oturulan mahallenin niteliği, sosyo-ekonomik duruma bağlıdır. Sosyo-ekonomik durumu kötü olan aileler, çocuklarını iyi bir ortamda yetiştiremez ve gerekli desteği sağlayamazlar. Ekonomik zorluklarla boğuşan aileler, çoğu zaman çocuklarının takibini yapamaz ve ilgilenemez. Uzun çalışma saatleri ve geçim zorlukları, aileyi öncelikli olarak “hayatta kalma” davranışlarına iter. Bu durumda diğer faktörler göz ardı edilir ve aile içinde öfke patlamaları, şiddet ve kavga davranışları görülebilir. Çocuk, bu olumsuz durumdan etkilenir.
Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve “Erkeklik” İnşası
Özellikle ataerkil toplumlarda, kültürel olarak kadına ve erkeğe yüklenen bazı roller bulunmaktadır. Erkeklere yönelik “Erkek adam ağlamaz.” gibi söylemler, erkeklerin duygularını bastırmasına yol açar. Duyguların bastırılması, bu duyguların daha sert bir şekilde yüzeye çıkmasına neden olur. Şiddetin “erkeklik kanıtlama” biçimi olarak kodlanması da durumu normalleştirir. Şiddet uygulayan çocukla gurur duymak ve bunu bir erkeklik belirtisi olarak göstermek, şiddeti teşvik eder. Bu nedenle, şiddetin kültürel kodları da incelenmelidir.
Çözüm
- Toplumda en büyük eksikliklerden biri, eğitimde yalnızca akademik bilgiye odaklanmaktır. Çocuğa ailede, okulda ve diğer alanlarda ahlaki eğitimler verilmelidir.
- Sosyologlar, psikologlar ve diğer uzmanlardan oluşan bir komisyon kurulmalı, detaylı incelemeler yapılmalı ve komisyonun aldığı bilimsel kararlar uygulanmalıdır.
- Ailelere sosyologlar, psikologlar ve alan uzmanları eğitimler vermeli ve uygulamalar gerçekleştirilmelidir. “Aile Danışmanlığı” merkezleri kurulmalı ve her aileye bir alan uzmanı atanmalıdır.
- Şiddetin yanlış olduğuna dair bir “kamu spotu” oluşturulmalı ve bu içerikler sokaklarda, meydanlarda ve medyada yayılmalıdır.
- Sosyal medya, televizyon ve diğer dijital ortamlarda şiddeti teşvik eden görüntüler kaldırılmalı, bunun yerine topluma faydalı içerikler yaygınlaştırılmalıdır.
- Okullarda empati, öfke kontrolü ve sosyal becerileri güçlendirmeye yönelik ayrı dersler konulmalıdır.
- Şiddet davranışına yönelik güvenlik tedbirleri alınmalı ve cezalar artırılmalıdır. Şiddetin yalnızca fiziksel değil, pek çok boyutuna yönelik önlemler alınmalıdır.
- Okullarda disiplin artırılmalı ve okul yönetimi, öğretmen ve veli işbirliği güçlendirilmelidir.
- Çocukta bazı sorunlar gözlemleniyorsa hemen önlem alınmalı ve aileye bildirilmelidir.
- Çocuklar, olumsuz içeriklerden, şiddet oyunlarından ve görüntülerden uzaklaştırılmalı ve ailelere bu konuda neler yapabileceklerine dair bilgi verilmelidir. “Medya okuryazarlığı” eğitimi yaygınlaştırılmalıdır.
- Ailelerin yaşadığı sosyo-ekonomik zorluklarla ilgili sosyologlara gerekli yetkiler verilmelidir. Yapısal ve sistemsel zorluklarla ilgili sosyologlar gerekli yönlendirmeleri yapmalı ve çözüm yollarını sunmalıdır.
- Toplumda yanlış kültürel inanışlar değiştirilmeli ve topluma bilimsel, doğru bilgiler kazandırılmalıdır. Olumsuz yanlış kültürel inanışlar, olumsuz davranışlara yol açar.


