Alden Nowlan’a atfedilen “Çocuk, yetişkinlerin mükemmel olmadığını anladığı gün ergen olur. Onları affettiği gün yetişkin olur. Kendini affettiği gün bilge olur” sözü, insanın psikolojik gelişimini şaşırtıcı bir açıklıkla anlatıyor. Bu üç cümle, aslında bir ömür süren içsel yolculuğun duraklarını tarif ediyor. Çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve bilgelik; yalnızca yaşla değil, farkındalıkla da ilgili aşamalardır.
Örneğin; çocuklukta dünya, büyük ölçüde yetişkinler üzerinden anlamlandırılır. Çocuk için anne, baba ya da bakım veren kişi yalnızca birer insan değil, aynı zamanda güvenin ve düzenin kaynağıdır. Bu yüzden çocuk, yetişkinlerin kusurlarını fark etmemeye meyillidir. Onları güçlü, bilgili ve doğru kabul etmek çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Psikolojik olarak bu durum idealleştirme olarak adlandırılır ve oldukça sağlıklıdır. Çünkü çocuk, henüz karmaşık duyguları ve belirsizlikleri taşıyacak kapasiteye sahip değildir.
Ergenlik: İdeallerin Sarsıldığı Eşik
Ne var ki bu idealleştirme hali bir noktada çatlamaya başlar. Çocuk, yetişkinlerin de hata yaptığını, bazen haksız olduğunu, bazen sözünü tutmadığını fark eder. İşte bu fark ediş, ergenliğin psikolojik eşiğidir. Ergenlik yalnızca bedensel bir değişim dönemi değildir; otoriteyle kurulan ilişkinin kökten sarsıldığı bir süreçtir aynı zamanda. Bu nedenle ergenlik çoğu zaman öfke, itiraz ve hayal kırıklığıyla birlikte gelir. Çünkü güvenilen figürlerin kusurlu olduğunu görmek, insanın dünyaya dair algısını da zorlar.
Ergenin sıkça yaşadığı çatışmalar, sanıldığı gibi yalnızca asi bir tutumdan ibaret değildir. Ergen, bir yandan kendi kimliğini kurmaya çalışırken, diğer yandan çocukluğunda dayandığı yapıların çözüldüğünü hisseder. Bu da yoğun bir içsel gerilim yaratır. “Kimse beni anlamıyor” ya da “Bu hiç adil değil” gibi cümleler, bu dönemin en tanıdık ifadeleridir. Aslında bu cümleler, sarsılan güven duygusunun birer yansımasıdır.
Yetişkinlik: Geçmişle Helalleşmek
Nowlan’ın sözünde yetişkinliğin ebeveyni affetmekle tanımlanması da oldukça yerinde bir bakış açısı. Yetişkinlik, anne-babanın ya da diğer yetişkin figürlerin yalnızca “ebeveyn” olmadığını, aynı zamanda kendi hayat hikâyesi, eksikleri ve sınırlılıkları olan insanlar olduğunu kabul edebilmektir. Bu farkındalık, çoğu zaman sancılıdır. Çünkü geçmişe bakıldığında ihmal edildiğini, yeterince görülmediğini ya da korunmadığını hisseden pek çok yetişkin vardır.
Psikolojik açıdan affetmek, yapılanı onaylamak değildir. Affetmek, öfkeyle sürdürlenen içsel bağın gevşetilmesi gibidir. Birçok yetişkin, farkında olmadan hâlâ anne babasından alamadığını düşündüğü şeylerin peşindedir. Ebeveyn tarafından onaylanma, sevilme ya da anlaşılma beklentisi, bugünkü ilişkilerde de kendini tekrar eder. Oysa yetişkinlik, bu beklentinin artık karşılanmayacağını kabul edebilmekle başlar. Bu kabul, kişinin kendi hayatının dizginlerini eline almasını sağlar.
Bilgelik: Öz-Şefkat ve İçsel Barış
Ancak Nowlan’ın asıl vurgusu, bilgelik aşamasında ortaya çıkar. Kendini affetmek, çoğu zaman başkalarını affetmekten çok daha zordur. İnsan, geçmişte yaptığı hatalar için kendine karşı acımasız olabilir. “Daha farklı davranmalıydım”, “O kararı vermemeliydim” ya da “Buna izin vermemeliydim” gibi düşünceler, yıllar sonra bile kişinin zihninde sık sık dolaşır. Oysa gerçek şudur: İnsan, her zaman sahip olduğu duygusal kapasite ve farkındalıkla karar verir. Bugünden geriye bakarak yapılan yargılar, çoğu zaman adil değildir. Kendini affetmek, hataları yok saymak anlamına gelmez. Aksine, sorumluluğu kabul ederken kendine insanca yaklaşabilmektir. Bu yaklaşım, psikolojide öz-şefkat kavramıyla açıklanabilir.
Öz-şefkatli birey, kendini kayırmaz ama yerden yere de vurmaz. Hata yaptığında durumu görür, öğrenir ve yoluna devam eder. Araştırmalar, öz-şefkat geliştiren bireylerin stresle daha iyi başa çıktığını, ilişkilerinin kalitesinin daha yüksek olduğunu ve yaşam doyumlarının daha fazla olduğunu gösteriyor (Cho, Yoo ve Park, 2021; Jacobson, Wilson, Kurz ve Kellum, 2018; Mülazım ve Eldeleklioğlu, 2016; Neff ve Beretvas, 2013). Çünkü bu kişiler, iç dünyalarında sürekli bir savaş hâlinde değil.
Bilgelik, kusursuzlukla değil, sınırlılıklar kabul edilerek kazanılır. Bilge insan, her şeyi doğru yapmadığını bilir ama bunun onun değerini belirlemesine izin vermez. Kendine karşı daha dürüst, daha sakin ve daha anlayışlıdır. Bu da onu hem kendisiyle hem başkalarıyla daha sağlıklı ilişkiler kurabilen biri hâline getirir. Ayrıca Nowlan’ın sözü bize tek yönlü bir gelişim çizgisi sunmuyor. Çünkü insan zaman zaman geriye de dönebilir. Bazen hâlâ anne babasına kızgın olduğunu fark eder, bazen kendini affettiğini sandığı bir konuda yeniden zorlanır. Bu iniş çıkışlar insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Belki de bu sözün asıl gücü, şu soruları sormaya davet etmesinde yatıyor: Bugün hâlâ kimi suçluyorum? Hangi yükü taşımaya devam ediyorum? Ve kendime karşı ne kadar adilim? Bu soruların cevapları, insanın hangi aşamada olduğuna işaret eder. Bilgelikse belki de sadece bu cevaplarla yüzleşecek kadar dürüst olabilmektir.
Kaynakça
Cho, H., Yoo, S. K., ve Park, C. J. (2021). The relationship between stress and life satisfaction of Korean University students: mediational effects of positive affect and self-compassion. Asia Pacific Education Review, 22(3), 385-400. Jacobson, E. H. K., Wilson, K. G., Kurz, A. S., ve Kellum, K. K. (2018). Examining self-compassion in romantic relationships. Journal of Contextual Behavioral Science, 8, 69-73. Mülazım, Ö. Ç., ve Eldeleklioğlu, J. (2016). What is the role of self-compassion on subjective happiness and life satisfaction. Journal of Human Sciences, 13(3), 3895-3904. Neff, K. D., ve Beretvas, S. N. (2013). The role of self-compassion in romantic relationships. Self and identity, 12(1), 78-98.


