Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Büyü Dükkânı: İsteklerimizin Bedeli

Hayatta isteklerinizi sınırlamak zorunda olmadığınız, hayal ettiğiniz her şeyi isteme ve alma hakkına sahip olduğunuz bir yer düşünün… Kapısından içeri girdiğiniz anda “imkânsız” kelimesi anlamını yitirdiği, raflarında mutluluğun, çekmecelerinde cesaretin, vitrininde ise aşkın durduğu bir yer… İstediğinizi seçiyorsunuz. Kimse sizi yargılamıyor. Kimse de “fazla” demiyor. Burası neresi biliyor musunuz? Tabii ki de BÜYÜ DÜKKÂNI…

Yeşim Taş Türköz’ün bir psikoterapi yaklaşımı olan psikodramanın, Büyü Dükkanı (Magic Shop) isimli tekniğinden esinlenerek kurgulanan öykülerinden oluşan eseri… İnsanın istekleri, bedelleri, içsel talepleri ve gerçek arayışları üzerine derin sorgulamalar sunan bayılarak okuduğum şahane kitabına dair düşüncelerimi, yorumlarımı ve alıntılarımı bu ay dergi yazıma konu olarak seçmek istedim. Kitap, okuru kapısından içeri aldığı andan itibaren sıradan bir dükkânın ötesine taşıyor; çünkü burada istediklerinizi seçmek yalnızca bir karar değil, aynı zamanda kendinizle yüzleşme yolculuğunun başlangıcı. Raflarda mutluluk, cesaret, aşk ve huzur var; ama aynı zamanda her birinin bir de bedeli var.

İç Dünyalarımıza Tutulan Aynalar

İşte asıl büyü de burada başlıyor: İstediklerimizi almak kolay, ama onları anlamak, taşımak ve karşılığını göğüslemek cesaret istiyor… Her öykü, adeta bir ayna gibi… İç dünyalarımıza tutulan kocaman kocaman aynalar… Karakterlerin talep ettikleri şeyler, okurun kendi iç dünyasındaki arzulara, korkulara ve eksikliklere ışık tutuyor. Kitap boyunca fark ediyorsunuz ki, bazen en ama en çok istediğimiz şey, aslında yüzleşmekten en ama en çok kaçındığımız duygular oluyor.

Ve tüm o hikayelerden de anlıyoruz ki aslında büyü, somut bir nesnede değil; kendimize dönüp o, çok ama çok derinlerdeki kaçındığımız duygularla yüzleşme cesaretinde saklı. Ama zaten en zoru da bu değil mi? İnsanın o derinlerdeki çok uzun süredir kaçındığı duygularıyla yüzleşmesi. Ve aynı zamanda en dönüştürücü olanı da yine bu değil mi? Çünkü insan çoğu zaman yaralarından kaçmaya çalışır. Oysa belki de tam da o yaralar, içimizdeki karanlığa ışığın sızacağı yerlerdir.

Yaraların Işığı ve Dönüşüm

Mevlana’nın dediği gibi: “Yaraların ışığın içeri girdiği yerdir. Seni acıtan, üzen, sende yara açan her şey aynı zamanda seni kutsar. Karanlık senin aydınlatıcı mumundur. Yıkımın olduğu yerde hazine bulunur. Yaralarından kaçma! Yaraların, ışığın içine nüfuz edeği yerdir…” İşte büyü de tam olarak burada gerçekleşir: İnsan, kaçtığı duyguların aslında onu dönüştürecek kapılar olduğunu fark ettiğinde.

Büyü Dükkânı, bence sadece bir okuma deneyimi değil, bir aynadır: Sayfaları çevirdikçe kendi iç dünyamıza ışıkla beraber bir ayna tutarız ve kendimizle yüzleşmekten kaçmadığımızda büyü başlar; çünkü gerçek değişim, tam da burada başlar. Yani kitap aslında büyünün, istediğini almakta değil; kaçtığın duyguyla kalabilme cesaretinde olduğunu vurguluyor daha çok. Yani iyileşme, yaklaşmaktadır. Kendine yaklaşmakta. Acına yaklaşmakta. Kırılganlığına yaklaşmakta. İnsan kendi karanlığına doğru bir adım attığında, ışık dışarıdan gelmez artık. İçeriden yanar. Ve işte o zaman da anlarız ki: Büyü, bir şeyi elde etmekte değil; kendinden kaçmayı bırakabilmektedir.

Kitaptan İz Bırakan Alıntılar

Kitaptan sevdiğim bir sürü alıntıdan birkaçını buraya ekleyerek mart ayı yazımı bitirmek istiyorum…

“İnsan, bir sürü olasılığın kesişme noktasında can buluyor, tutunabilirse dünyaya geliyor, yine tutunabilirse hayatta kalıyordu. Bunun, başlı başına bir mucize olduğunu düşündü yaşlı adam. Öyle ya, hiçlikten bir varlık doğuyordu. Ancak bir kere var olduktan sonra, yokluğu bilmediği için, var olmanın anlamını kavramak onun için güç olabiliyordu kimi zaman. Belki de en iyi kavrayışa, yokluğa yeniden yaklaşırken ulaşıyordu. İki yokluk arasındaki bir çizgiydi yaşam ve en temel mutluluk, bu çizginin üzerinde olabilmekti galiba…”

“İz bırakanlar, kendileri yaşamasa da yaşatılıyordu. Bazı izler dış dünyada bırakılıyordu, bazıları ise iç dünyalarda… İnsanlık, dış dünyada bırakılanlar kadar, iç dünyalarda bırakılan izleri de taşımayı becermişti bugüne dek. Gülümsedi yaşlı adam. Kendi iç dünyasında iz bırakan, tanıdığı ve tanımadığı herkese minnettarlık duydu.”

“Büyükler, oyun dünyasından uzaklaştıkça, çocukların dünyasından da uzaklaşıyorlardı. Oysa çocuklar, oyun olmadan yapamazdı. Oyun, onlar için çoğu zaman gerçek dünyadan daha gerçek olurdu. Ve oyuncağı elinden alınmış bir çocuk, malını mülkünü kaybetmiş bir yetişkin kadar mutsuz olabilirdi. Bazen çocuklar, hiç büyük olmadıkları halde büyükleri anlarlar, ancak büyüklerin hepsi daha önce çocuk oldukları halde çocukları anlamakta zorlanırlardı. Çocuklara, Büyü Dükkânının pazarlıklarından söz etmenin hiçbir anlamı yoktu. Onlar, büyümenin bedellerini, gerçek hayatta ödeyerek öğreneceklerdi…”

“Siz gülleri koklamak uğruna yerdeki papatyaları eziyorsunuz. Ama ezdiğinize de değmiyor, çünkü gülün kokusunu içinize çekmiyorsunuz.”

Şefkatle Kucaklamak

Yaşamda gülleri koklamak uğruna papatyaları ezmediğimiz; kendimize, acımıza, kırılganlığımıza yaklaşmaktan çekinmediğimiz ve iç dünyalarımıza ayna tutuğumuz zaman o ışıkta gördüğümüz her halimizi şefkatle kucakladığımız günlerimiz olsun…

Sevgiler…

Kaynakça

Yeşim Taş Türköz. Büyü Dükkânı. Epsilon Yayınları.

Figen Türkel
Figen Türkel
Figen Türkel, Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunudur. Birçok alanı olan psikolojinin özellikle EABCT standartlarına göre düzenlenen "Kognitif ve Davranış Terapileri (KDT), Oyun Terapisi ve Mindfulness" alanlarında uzmanlaşmayı hedeflemektedir ve bu alanlarda Türkiye’de öncü hocalardan aldığı eğitimlerini ve süpervizyonlarını tamamlamaya çalışmaktadır. Türkel, bu alanlara ek olarak bilimsel araştırmaların ışığında edindiği bilgilerini özellikle çocuklar ve ebeveynlere yönelik derlediği yazılarını sosyal medya platformları ve dijital dergilerde paylaşarak bireylerin doğru bilgilerle ruh sağlığını güçlendirmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar