Anda Kalmak Neden Bu Kadar Zor?
Bazen durup kendime şunu soruyorum: “En son ne zaman gerçekten anda kaldım?”
Telefon elimdeyken, aklım yapılacaklar listesinde dolaşırken, kalbim geçmişle gelecek arasında gidip geliyorken… çoğu zaman yaşadığım anın içinden fark etmeden geçip gidiyorum. Günler dolu ama hisler eksik gibi. Her şey yapılıyor ama çok azı gerçekten yaşanıyor. İşte tam bu noktada karşıma çıkan kavram: mindfulness.
Mindfulness’ı ilk duyduğumda bana biraz uzak gelmişti. Fazla sakin, fazla ideal bir hâl gibi. Sanki bunu yapabilmek için hayatın tamamen yolunda olması gerekiyormuş gibi. Oysa zamanla fark ettim ki mindfulness tam tersine, her şey yolunda değilken anlam kazanıyor. Yani tam da yorulmuşken, dağılmışken, zihnimiz karmakarışıkken.
Otomatik Pilotta Yaşamak
Günlük hayatta çoğumuz otomatik pilotta yaşıyoruz. Sabah kalkıyoruz, kahvaltıyı fark etmeden yapıyoruz. Yolda yürüyoruz ama adımlarımızı hissetmiyoruz. Biri bizimle konuşuyor ama biz daha cevabı kafamızda hazırlamış oluyoruz. Zihnimiz sürekli bir sonraki ana, bir sonraki yapılacağa odaklı.
Aslında bedenimiz bir yerde, zihnimiz bambaşka bir yerde. Mindfulness ise bu hızın içinde nazikçe durdurup soruyor: “Şu anda ne oluyor?”
Bu soru basit gibi görünse de oldukça güçlü. Çünkü çoğu zaman ne hissettiğimizi fark etmeden yaşamaya devam ediyoruz. Yorgunluğu bastırıyor, kaygıyı görmezden geliyor, üzüntüyü hemen geçmesi gereken bir sorun gibi görüyoruz.
Mindfulness Ne Değildir?
Mindfulness çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Sürekli sakin olmak, hiç sinirlenmemek, hep pozitif kalmak gibi algılanabiliyor. Ama mindfulness bunların hiçbiri değil. Mindfulness, olumsuz duyguların yokluğu değil; o duygularla kurduğumuz ilişkinin değişmesi.
Kaygılıysan kaygılı olduğunu fark etmek mindfulness. Sinirliyken sinirli olduğunu kabul edebilmek mindfulness. Kendini zorlamadan, “böyle hissetmemeliyim” demeden. Çünkü çoğu zaman bizi asıl yoran şey yaşadığımız duygu değil, o duyguyla verdiğimiz mücadele oluyor.
İyi Hissetmek Zorunda Değiliz
Mindfulness’ın en sevdiğim tarafı tam olarak burada başlıyor. İyi hissetmeyi şart koşmuyor. Bugün iyi değilsen, bu da tamam. Üzgünsen, yorgunsan, motivasyonsuzsan… bunların hepsi insan olmanın parçası.
“Böyle hissetmemeliyim” dediğimiz anda içimizde bir savaş başlıyor. Mindfulness ise o savaşı durdurup şunu söylüyor: “Şu an böyle hissediyorum ve bu hâlimle de buradayım.” Bu cümle bazen sandığımızdan çok daha iyileştirici olabiliyor.
Bedene ve Nefese Dönmek
Zihnimiz çok gürültülü olduğunda mindfulness bizi bedene davet ediyor. Çünkü beden genellikle şu anda. Nefesimiz şu anda. Omuzlarımızın gerginliği, çenemizin sıkılığı, kalbimizin hızı… Hepsi bize bir şey anlatıyor.
Yoğun bir günün ortasında kalbim sıkışıyorsa, zihnim durmadan senaryolar üretiyorsa, mindfulness bana “bunu hemen yok et” demiyor. “Bir dur” diyor. “Bak, nefesin nerede? Omuzların nasıl? Nefesin yüzeysel mi, derin mi?”
Bazen sadece birkaç nefese odaklanmak bile fark yaratıyor. Nefes alırken bedenin hareketini hissetmek, nefes verirken biraz yumuşadığını fark etmek… Bunlar küçük ama çok etkili anlar. Zihne sessizce “şu an güvendesin” mesajı veriyor.
Günlük Hayatın İçindeki Mindfulness
Mindfulness için saatlerce meditasyon yapmak şart değil. Bu da bence en rahatlatıcı tarafı. Günlük hayatın içinde zaten sayısız fırsat var. Kahveni içerken tadını gerçekten almak, duş alırken suyun tenine değmesini hissetmek, yürürken ayaklarının yere temasını fark etmek…
Bir arkadaşınla konuşurken telefonuna bakmadan onu dinlemek bile mindfulness olabilir. Çünkü mesele yaptığın şey değil; nasıl yaptığın.
Zihnin Dağılması Normal
Mindfulness pratiğinde en sık duyulan cümlelerden biri şu: “Ben bunu beceremiyorum, aklım sürekli dağılıyor.”
Ama işin sırrı tam da burada. Zihnin dağılması bir başarısızlık değil. Zihnin doğası bu. Mindfulness zihni susturmak değil; dağıldığını fark edip nazikçe geri getirmek. Her fark ediş bir pratik. Kendimize kızmadan, sertleşmeden, yargılamadan. Belki de hayatımızda en çok ihtiyacımız olan şey tam olarak bu öz-şefkat.
Kontrol İhtiyacını Fark Etmek
Mindfulness bana şunu da öğretti: Hayatı kontrol etmeye çalıştıkça daha çok yoruluyoruz. Daha sakin olmalıyım, daha güçlü durmalıyım, daha iyi başa çıkmalıyım… Bu cümleler kulağa motive edici gelse de aslında çok yük bindiriyor.
Mindfulness, kontrolü biraz gevşetmeyi öğretiyor. Her şeyi yönetmek zorunda olmadığımızı, bazen sadece olanı fark etmenin yeterli olduğunu hatırlatıyor. Bırakmak zor ama aynı zamanda çok özgürleştirici.
Kendinle Daha Dürüst Bir İlişki
Mindfulness, kendimize karşı daha dürüst olmamıza alan açıyor. “İyiyim” demek yerine “aslında bugün biraz yorgunum” diyebilmek. Her şeye yetmek zorunda olmadığımızı kabul edebilmek.
Bastırılan her duygu bir yerde kendine çıkış yolu buluyor. Mindfulness ise o yolu daha yumuşak, daha güvenli hâle getiriyor. Kendinle kurduğun ilişki değiştikçe, hayatla kurduğun ilişki de değişmeye başlıyor.
Bir Hatırlatma Olarak Mindfulness
Mindfulness mükemmel bir dinginlik vaat etmiyor. Hayat yine karmaşık olacak, bazen zorlayacak, bazen yoracak. Ama o karmaşanın içinde kendine tutunabileceğin küçük bir nokta sunuyor. Bazen bir nefes, bazen bir fark ediş, bazen sadece “şu an buradayım” demek.
Belki de mindfulness bir hedef değil, bir hatırlatma. Gün içinde defalarca unutup tekrar hatırladığımız… Ve her hatırlayışta kendimize biraz daha yaklaştığımız bir bilinçli farkındalık yolu.


