Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Binlerce Ben ve Hepsi de Durmadan Kavga Eder Benimle

Gündüz ya da gece, azalmak bir yana tonları devamlı değişen o istemediğimiz sesler… Bazen yöneten ve çaresiz hissettiren, bazense yalnızca dönüp duran mum ışığı ve duvar arasındaki o engellenemez bağ gibi. Ve sonunda beynimizle yaşanan o bitmeyen düşünsel hâl.

Sürekli içimizde dolanan o çok sayıdaki “ben”. Sabahları düzenli, aceleci ve belki de biraz gergin; öğle vakti yorgun ama coşkulu; akşamları neşeli, sosyal; geceleri ise bir yazar, belki biraz karanlık düşüncelere sahip hallerimiz. Üstelik günden güne, olaya göre değişebilen daha binlerce “ben”. Tüm bu benliklerin aynı bedende birleşmiş ve aynı yaşamı süren hâllerinin birbirleriyle olan ilişkisi ve aralarındaki çatışma elbette kaçınılmazdır. Beynimiz aslında küçük bir topluluk gibi işlemektedir (Berne, 1961). Tahmin edebileceğimiz gibi, bu içsel versiyonlar kişilere, yaşanan olaylara, fiziksel ve zihinsel gelişimimize bağlı olarak ortaya çıkar. Nedenini genellikle bilsek de, şu soruyu sormakta yine de yarar var: “Neden bazen mantıklı olan tarafımız birdenbire yerini güvensiz ve çekingen bir benliğe bırakır?”

İçimizdeki Biz

Geleneksel psikoloji anlayışında, insanın tek bir bileşenden oluşan istikrarlı bir “benliğe” sahip olduğu düşünülmekteydi. Ancak daha sonraları ortaya çıkan ego durumları kuramı, bireyin kişiliğinin tek bir blok olmadığını; farklı durumlarda etkileşime giren alt sistemlerden meydana geldiğini öne sürmüştür (Watkins & Watkins, 1997). Aslında bu “alt sistem” kavramı, günlük yaşamda deneyimlediğimiz “içsel versiyon” hissinin bilimsel karşılığıdır. İş yerinde mesafeli durmak, evde rahat olmak, kriz anında sakinliğini korumak, arkadaş çevresinde esprili olmak gibi roller yalnızca birer görev değil; beynimizin o ana ve duygulara tepki olarak etkinleşmesiyle biçimlenen küçük kişilik hâlleridir. Bu nedenle sabah motive olup akşam vazgeçmiş hissetmemiz bir çelişki sayılmaz; bu sadece farklı ego durumlarımızın sırasıyla sahneye çıkmasıdır (Watkins & Watkins, 1997).

Küçük Sabotajcı

Şimdi hiç susmayan, zorluklardan güç alan ve olumlu yanımızı yıkan bir iç sabotajcıdan söz edeceğiz. Bu küçük sabotajcı, bazı günlerde “ya başaramazsan”, “şimdilik bırak, sonra halledersin”, “çok zor geliyor, sen bunu yapamazsın” diye fısıldayarak bizi kaygıya sürükleyen ve tam da o noktada kontrolü ele geçiren bir iç sestir. Bu durum çoğunlukla çocuklukta öğrenilen güvenlik mekanizmalarından kaynaklanır. Yani hatırlanacağı üzere “aman dikkatli ol!”, “onu öyle yapma, doğru yapmalısın!”, “olay çıkarma” gibi zihinsel kalıplar sürekli tekrarlanır ve otomatikleşir (Beck, 2011). Sonuç ise ne yazık ki biraz can sıkıcıdır. Yetişkin olan tarafımız çabalamak ve devam etmek isterken, küçük ve güvenli alanda bekleyen versiyonumuz bize fırsat vermez.

Sanki Bir Ben Daha Var…

Beynimiz karar verirken tek bir sistemi kullanmaz; hem hızlı, sezgisel bir sistem hem de daha yavaş, analitik bir sistem devreye girer (Kahneman, 2011). Yani içimizdeki mantıklı, erteleme eğilimli, panikleyen, aşırı özgüvenli, stresli, eğlenceli ve korkulu yönlerimiz kendi içlerinde değişken bir sırayla aktifleşir ve zihin işlenmeye başlar. Ancak dışarıdan bakıldığında, sanki farklı karakterlerle dolu, çok sesli bir karmaşa içindeymişiz gibi hissederiz. Bu çatışan benliklerin temel amacı ise aslında çok basit düzeyde içsel çatışma, düzen, korunma ve hayatta kalma içgüdüsüdür.

Modern terapilerde kullanılan parçalar çalışması yaklaşımı, kişinin içindeki sistemleri birer “parça” olarak kabul eder ve hepsinin bir ihtiyacı veya yaşanmış bir deneyimi temsil ettiğini ifade eder (Schwartz, 2021). Bizim uygulayabileceğimiz en sağlıklı yollardan biri, bu benlikleri kavga ediyormuş gibi görmek ve bu çatışmayı bastırmak yerine onları tanımak, adlandırmak ve bu durumu hayatımızda bir yere oturtabilmektir. Örneğin: “Şu anda sesini duyduğum, korkan benliğim. Bu sesi işitiyorum elbette ama kararı tüm benliklerimle birlikte vermeliyim. Belki de bu ses sadece eski bir anıdan gelen tanıdık bir sestir.”

Sonuç

Sanırım hepimiz biraz kalabalığız ve çok fazla konuşuyoruz. Ancak bu kalabalık bir karmaşa değil, aksine psikolojik bir zenginliktir. Çünkü onlar olmasaydı tek başımıza gelişemez, uyum sağlayamaz ve karar alamazdık. Onların varlığı bizi sosyalleştirdi, adapte etti ve hazırladı. Önemli olan nokta, onların bizi yönetmesine izin vermek yerine, hepsini bir araya getirerek liderlik etmemize olanak sağlamamızdır. Bu çatışmalar, senin parçalanman için değil, bütünlüğünü koruman içindir.

Bu konuyla ilgilenenlere şu film önerisinde bulunmak istiyorum:
Aslı Gibidir (Certified Copy) – Abbas Kiarostami

Referanslar

Beck, J. S. (2011). Cognitive behavior therapy: Basics and beyond (2nd ed.). Guilford Press.
Berne, E. (1961). Transactional analysis in psychotherapy: A systematic individual and social psychiatry. Grove Press.
Kahneman, D. (2011). Thinking, fast and slow. Farrar, Straus and Giroux.
Schwartz, R. C. (2021). No bad parts: Healing trauma and restoring wholeness with the Internal Family Systems model. Sounds True.
Watkins, J. G., & Watkins, H. H. (1997). Ego states: Theory and therapy. W. W. Norton.

Burcu Uğur
Burcu Uğur
Burcu Uğur, lisans eğitimini onur öğrencisi olarak tamamlamıştır. Klinik alanda çeşitli staj deneyimleri bulunmaktadır. Sinema ve psikolojiyi harmanlamayı ve bu alanda çalışmalar yapmayı oldukça sevdiği gibi, aynı zamanda çeşitli film festivallerinde yıllardır aktif olarak çalışmaktadır. Farklı internet sitelerinde yazıları bulunmakta; psikolojiyi, insanın özümsemek isteyeceği bir noktadan anlatmayı tercih etmektedir. Psychology Times Türkiye’de yazdığı yazılarında travma ve yas, çocuk ve ergen psikolojisi, erken yetişkinlik stresi ve sinemanın psikolojiyle kesişen kısımlarına yer vermektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar