“Ben böyleyim.” Bu cümle, ilk bakışta kendini kabul etme ve özgüven ifadesi gibi görünür. Kişi sanki kimliğini sahiplenmiş, sınırlarını çizmiş ve kendiyle barışık bir duruş sergiliyormuş izlenimi verir. Oysa klinik gözlemler, bu ifadenin çoğu zaman bir özgürleşmeden çok, içsel bir kapanmaya işaret ettiğini gösterir. “Ben böyleyim” diyen bireylerin önemli bir kısmı, aslında değişime kapalı olduklarını değil, değişmekten korktuklarını anlatır. Bu cümle, çoğu zaman bir kimlik beyanı değil, bir savunma mekanizmasıdır. Çünkü değişmek, insan için bilinmezliğe açılan bir kapıdır ve bilinmezlik çoğu bireyde kaygı yaratır. Bu nedenle kişi, alışık olduğu benlik kalıplarına tutunarak kendini güvende hissetmeye çalışır.
Benlik Algısının Oluşumu ve Katılaşan Kimlikler
İnsan kişiliği doğuştan sabit değildir; yaşam deneyimleriyle şekillenen, dönüşen ve gelişen bir yapıdır. Ancak bazı bireylerde bu gelişim süreci erken dönem travmalar, ebeveyn tutumları veya sosyal koşullar nedeniyle donabilir. Özellikle çocuklukta sıkça eleştirilen, duyguları küçümsenen ya da koşullu sevgiyle büyütülen bireylerde, benlik algısı kırılganlaşır. Bu kişiler, reddedilme korkusuyla kendilerine katı bir kimlik zırhı oluştururlar. “Ben böyleyim” ifadesi, aslında “Beni böyle kabul etmezseniz incinirim” mesajını taşır. Bu, kişinin kendini koruma biçimidir.
Psikanalitik ve Sosyal Psikoloji Perspektifi
Psikanalitik açıdan bakıldığında bu durum, benliğin savunma mekanizmalarıyla ilişkilidir. Kişi, geçmişte yaşadığı duygusal yaraları yeniden yaşamamak için kişiliğini sertleştirir. Bu sertleşme zamanla karakter özelliği gibi algılanır. Örneğin çocukluğunda duygusal ihtiyaçları karşılanmamış bir birey, yetişkinlikte “Ben mesafeliyim” diyebilir. Ancak bu mesafe, doğuştan gelen bir özellik değil, öğrenilmiş bir korunma biçimidir. Birey bunu fark etmediği sürece, kendi benliğini bir hapishaneye dönüştürür.
Sosyal psikoloji açısından bakıldığında ise “ben böyleyim” tutumu, çevreden alınan geri bildirimlerle pekişir. İnsanlar bir bireyi belli bir şekilde tanıdıklarında, o kişiden hep aynı davranışı beklerler. “O zaten sinirlidir”, “O hep sessizdir”, “O zaten umursamazdır” gibi etiketler, bireyin değişme ihtimalini daha en baştan sınırlar. Kişi de zamanla bu etiketi içselleştirir. Tajfel ve Turner’ın sosyal kimlik kuramına göre birey, kendini tanımlarken dış dünyanın yansımalarını kullanır. Yani kişi, başkalarının kendisini nasıl gördüğünü kendi benlik algısına dahil eder. Böylece “ben böyleyim” söylemi sadece içsel değil, sosyal olarak da beslenen bir yapı haline gelir.
Klinik Yaklaşımlar ve Değişim İhtimali
Klinik çalışmalarda en sık karşılaşılan durumlardan biri, danışanın problemli davranışlarını kişiliğin değişmez bir parçası olarak tanımlamasıdır. “Ben öfkeliyim”, “Ben kıskancım”, “Ben soğuk biriyim” gibi ifadeler, kişinin davranışlarını sabitlemesine neden olur. Bu noktada kişi, değişim ihtimalini daha baştan reddeder. Oysa bilişsel davranışçı terapi ve şema terapisi gibi yaklaşımlar, davranış kalıplarının öğrenilmiş olduğunu ve yeniden yapılandırılabileceğini ortaya koymuştur. İnsan doğuştan “öfkeli” ya da “duygusuz” değildir; bu özellikler zamanla gelişir ve yine zamanla dönüşebilir.
Öğrenilmiş Çaresizlik ve Toplumsal Roller
“Ben böyleyim” söyleminin altında sıklıkla öğrenilmiş çaresizlik yatar. Seligman’ın tanımladığı bu kavram, bireyin geçmişte yaşadığı kontrolsüz deneyimler sonucu değişime olan inancını kaybetmesiyle ilgilidir. Kişi, defalarca denemiş ama sonuç alamamışsa, bir noktadan sonra çaba göstermeyi bırakır. Bu durum, benlik algısına da yansır. “Ben değişemem” düşüncesi, “Ben böyleyim” ifadesine dönüşür. Böylece kişi, kendi potansiyelini daha keşfetmeden sınırlandırmış olur. Toplumsal yapı da bu süreci güçlendirir. Özellikle geleneksel toplumlarda birey, aile kimliğiyle tanımlanır. “Bizim aile böyledir”, “Biz böyle insanlarız” gibi kalıplar, bireyin kişisel gelişim alanını daraltır. Kişi, kendini değil, ailesinin ona biçtiği rolü yaşamaya başlar. Bu rol zamanla kişilik gibi algılanır. Oysa bu durum, gerçek benlikten uzaklaşmaya neden olur. Birey, kendi değerlerini, ihtiyaçlarını ve arzularını keşfedemez hale gelir.
Psikolojik Esneklik ve Dönüşümün Gücü
Psikolojik esneklik, bu noktada kritik bir kavramdır. Psikolojik esneklik, kişinin düşüncelerine körü körüne bağlanmadan, değişime açık kalabilme becerisidir. “Ben böyleyim” diyen bireyler, genellikle esneklikten yoksundur. Çünkü bu cümle, zihinsel bir kilit gibidir. O kilit açılmadıkça kişi yeni deneyimlere izin vermez. Oysa insan, ancak denedikçe değişir. Yeni davranışlar, yeni deneyimler, yeni ilişkiler; benliği genişletir.
Terapötik Süreç ve İlişkilere Yansımalar
Danışanlarla yapılan terapötik süreçlerde, kişi bu kalıbı fark ettiğinde önemli bir dönüşüm yaşar. “Ben böyleyim” demek yerine “Şu an böyle davranıyorum” demeyi öğrenmek, büyük bir zihinsel sıçramadır. Çünkü bu ifade, değişimin mümkün olduğunu kabul eder. Kimlik sabit değildir; davranışlar değişebilir. Bu farkındalık, kişinin kendini yeniden inşa etmesine olanak tanır. İlişkilerde de bu kalıp oldukça yıkıcıdır. Partnerler birbirlerini “o değişmez” diye etiketlediğinde, ilişki gelişim alanını kaybeder. Oysa her insan, doğru ortamda dönüşebilir. İlişkilerdeki en büyük krizlerden biri, karşı tarafı sabit bir kimliğe hapsetmektir. Bu durum, empatiyi ve iletişimi zayıflatır.
Sonuç
Sonuç olarak, “ben böyleyim” ifadesi çoğu zaman özgüven değil, korkunun ürünüdür. İnsan değişimden korktuğunda, alıştığı benlik kalıplarına sarılır. Ancak gerçek özgürlük, değişime açık olmaktan geçer. Kişilik sabit bir yapı değil, yaşayan bir organizmadır. İnsan kendini tanıdıkça dönüşür, dönüştükçe büyür. Kendini “ben böyleyim” diyerek sınırlamak, kendi potansiyelini kilitlemektir. Oysa insan sadece olduğu şey değildir; aynı zamanda olabileceği her şeydir. Ve bu ihtimali açık tutmak, psikolojik sağlığın temelidir.
Kaynakça
-
Beck, A. T. (1979). Cognitive therapy of depression. Guilford Press.
-
Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
-
Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (1999). Acceptance and commitment therapy. Guilford Press.
-
Seligman, M. E. P. (1975). Helplessness: On depression, development, and death. Freeman.
-
Tajfel, H., & Turner, J. C. (1986). The social identity theory of intergroup behavior. In Psychology of intergroup relations (pp. 7–24). Nelson-Hall.
-
Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.


