Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşkın Fırtınasından, Sevginin Sakin Limanına

İnsanlık tarihi boyunca üzerine en çok şiir yazılan, uğruna savaşlar çıkıp barışlar mühürlenen o devasa kimyasal tepkime: Aşk. Evet doğru okudunuz aşk bir kimyasal tepkime teşkil etmektedir. Aşık olduğumuzda hormonlar patlama yaşar. Dopamin ödül mekanizmalarını harekete geçirir. İlginç bir şekilde serotonin düşüşe geçer ve evet sürekli aklınızda o kişinin dolaşması bu yüzdendir. “Midemde kelebekler uçuşuyor” demenize sebep olan hormonunuzsa norepinefrinin ta kendisidir. Bu hormon da ellerinizin terlemesine, kalbinizin küt küt atmasına neden olur. Peki heyecan yerini huzura bırakırken ne olur? Oksitosin ve Vazopressin etkin hale gelir. Bu iki hormon “bağlanma hormonları” olarak da bilinir. Gelelim yazının esas konusu olan aşka… Aşk; kimine göre bir hastalık, kimine göre hayatın tek gerçek anlamı. Ancak modern psikiyatrinin önemli isimlerinden biri olan Mehmet Zihni Sungur’un o sarsıcı tespitiyle yüzleştiğimizde, taşlar yerine oturmaya başlar: “Aşk başınızı döndürür, sevgi ise dünyayı…” Peki, fırtına dindiğinde ayaklarımızı yere sağlam basmamızı sağlayan o “dünya” nasıl inşa edilir?

Biyokimyasal Bir İstila Olarak Aşk

Aşk, doğası gereği bir “istila” halidir. Biyokimyasal bir kokteylin zihnimize hükmettiği, dopaminerjik sistem üzerinden ödül mekanizmalarını sonuna kadar zorladığı o ilk evre, aslında bir eksikliği tamamlama arzusudur. Bu aşamada kişi, ötekini olduğu gibi değil, kendi hayallerindeki boşluğu dolduracak bir yansıma olarak görür.

Tutku Patlamasından Gerçek Sınava

Psikolog Robert Sternberg’in “Aşk Üçgeni” teorisiyle bakacak olursak; bu evre tam anlamıyla bir tutku patlamasıdır. Henüz içinde ne gerçek bir yakınlık ne de sarsılmaz bir bağlılık barındırır. Bu yüzden aşk, Sungur’un deyimiyle bir “ihtiyaç” halidir. Oysa fırtına dindiğinde, yani o baş dönmesi durduğunda geriye kalan boşluk, ilişkinin gerçek sınavıdır.

Bir Eylem ve Seçim Olarak Sevgi

İşte tam bu noktada, aşkın yakıcı ateşinden sevginin ısıtan közüne geçiş başlar. Erich Fromm Sevme Sanatı’nda sevgiyi bir duygu değil, bir “eylem” ve “yeti” olarak tanımlar. Sevgi, bir tesadüf değil, bir seçimdir. Aşk başımıza gelir; sevgi ise bizim emeklerimizle inşa edilir. Sungur, sevgiyi aşkın küllerinden doğan bir olgunluk süreci olarak betimler. Aşkın o çocuksu ve bencil “ihtiyaç” dili, yerini yetişkin bir bağlılığa bırakır. Sevgi; ötekinin varlığını kendi varlığın kadar önemsemek, onun gelişimine duyulan derin saygı ve bu uğurda gösterilen bilinçli çabadır.

Liman Evresi: Güven ve Sadakatin İnşası

Bir aile danışmanı ve klinisyen gözüyle baktığımızda, modern çağın en büyük yanılgısının “aşk bittiğinde ilişkinin de bitmesi gerektiği” inancının hâkim olduğunu görmekteyiz. Oysa tutkunun bitmesi bir son değil, gerçek bir karşılaşmanın başlangıcıdır. Nörobiyolojik olarak Oksitosin ve Vazopressin hormonlarının devreye girdiği bu dönem; güvenin, şefkatin ve sadakatin inşa edildiği “liman” evresidir. Fırtına geçerken sahildeki kumları süpürür ama geriye o sarsılmaz kayalar kalır. Gerçek bir ilişki, partnerlerin birbirinin “yalnızlıklarını” değil, “varoluşunu” kucakladığı an başlar.

Sonuç: Bir İnşa Süreci Olarak Sevgi

Sonuç olarak aşk, hayatın bize sunduğu en görkemli hediyelerden biridir; bir davetiyedir. Ancak bu daveti kabul edip o evi yaşanılır kılmak, duvarları sabırla örmek ve pencereleri şefkatle açmak sevgidir. Aşk bir “oluş” hali iken, sevgi bir inşa etme halidir. Fırtınanın gürültüsü kesildiğinde, sevginin o bilgece ve sessiz şarkısını duymaya başlarsınız. Ve unutmayın; başınızı döndüren o rüzgâr sizi bir yere savurabilir ama dünyanızı asıl döndüren, o rüzgârdan sonra el ele tutuşup inşa ettiğiniz limandır. Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın.

Hilal özdemir
Hilal özdemir
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum; bu eğitim toplumsal yapıları ve birey ilişkilerini derinlemesine analiz etme, eleştirel düşünme ve analitik problem çözme becerileri kazandırdı. Akademik altyapımı, Gedik Üniversitesi’nde aldığım Aile Danışmanlığı, Öğrenci Koçluğu ve Oyun Terapisi sertifikaları ile bütünleştirdim. Aile danışmanlığı eğitimi sayesinde aile içindeki dinamikleri çok boyutlu bir bakış açısıyla ele alabilen bir uzmanlık geliştirdim. Aldığım sertifikalarla aile danışmanlığı gibi alanlarda teorik bilginin ötesine geçip uygulamalı beceriler edindim. Bu entegrasyon sayesinde, sosyolojiye dayalı analiz yeteneklerimi doğrudan danışmanlık süreçlerine aktarıyorum. Ayrıca veri analizi ve görsel iletişim araçlarına hakimim. SPSS ve Excel’i etkin şekilde kullanarak nicel verilerden sosyal iç görüler elde ediyor, analiz sonuçları üzerinden stratejik öneriler geliştiriyorum. Canva gibi tasarım platformlarıyla anlaşılır ve etkileyici görsel içerikler oluşturarak eğitim materyalleri hazırlıyor ve dijital ortamdaki sunumlarımı zenginleştiriyorum. Bu sayede dijital platformlarda hem veriye dayalı içerik üretiyor hem de danışanlarıma çevrimiçi danışmanlık çözümleri sunuyorum. Empati odaklı iletişim becerilerim sayesinde danışanlarımın duygu ve ihtiyaçlarını anlamaya yönelik duyarlı bir yaklaşım geliştiriyorum; bu yetenek aile içi iletişimi güçlendirmede kritik bir rol üstleniyor. Grup yönetiminde deneyimliyim ve farklı yaş gruplarından katılımcıları etkin biçimde yönlendirerek iş birliği odaklı eğitim veya terapiler gerçekleştiriyorum. Bireysel gelişimi merkeze alan bir bakış açısıyla hareket ediyor, her bireyin potansiyelini ortaya çıkaracak özel eğitim içerikleri oluşturmaya özen gösteriyorum. Sahip olduğum bu nitelikler, hem bireysel hem de grup çalışmalarında danışanlarımın güvenini kazanarak etkili sonuçlar üretmemi sağlıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar