Günümüzün sessizce büyüyen görünmez şiddeti olarak da adlandırabileceğimiz akran zorbalığı kavramı, çocuk ve ergen dünyasında fiziksel ve psikolojik olarak derin yaralara sebebiyet veren önemli bir şiddet biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Akran zorbalığı; çocuklar ve ergenler arasında görülen, fiziksel, sözel, psikolojik veya sosyal yollarla gerçekleştirilen, kasıtlı olarak yapılan ve süreklilik gösteren zarar verici davranışlar bütünü şeklinde tanımlanmaktadır.
Bu olgu temelde taraflar arasındaki belirgin bir güç dengesizliğine dayalı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu güç dengesizliğinde zorba taraf fiziksel olarak genelde daha güçlü, iri yapılı, kişilik özellikleri açısından daha baskın, daha girişken ve saldırganlık eğilimleri olan ya da sosyal statü, popülarite ve ekonomik açıdan üstün olma gibi özelliklere sahip olabilmektedir. Mağdur tarafta ise düşük özgüven, duygusal hassasiyet, dış görünüş, konuşma biçimi veya ilgi alanları açısından farklılık gösterme ve fiziksel olarak daha zayıf, narin olma gibi belirgin özellikler ön plana çıkmaktadır. Bu hem fiziksel hem de psikolojik ve sosyal özelliklerin, evde başlayıp okulda ve içinde bulunulan sosyal çevrede şekillendiğini söyleyebiliriz.
En Büyük Alkış: Sessizlik
Zorbalığın devam etmesini sağlayan en önemli etken, zorba kişiye ve bu kişinin zarar verici davranışlarına sessiz kalmaktır. Zorba kişinin davranışlarına sessiz kalındıkça güçlenmekte ve daha fazla zarar verici davranışlar sergileyebilmektedir.
Peki neden zorba kişiye ve davranışlarına sessiz kalınır? Çünkü zorba taraf genellikle etrafındaki kişilere karşı gücünü ispatlamış ve tehditkâr bir tavra bürünmüştür. Dolayısıyla diğer kişiler ya kendi gücünü ispatlamak ve görünürlüğünü artırmak adına zorba tarafın yanında olur ve onu destekler ya da “ne etliye ne sütlüye karışma” mantığıyla hareket ederek olaya müdahil olmaz; ne mağduru korur ne de zorbayı destekler. Fakat bu sessizliği bozmak için neler yapabileceğimizi düşünmek büyük önem taşır. Sessizliğin bozulması hem mağdur tarafı korumak hem de zorba tarafı bu davranış döngüsünden çıkararak daha sağlıklı bir birey haline getirmek açısından kritik bir adımdır.
Bu sessizlik öncelikle çocuğun yetiştiği ev ortamında bozulmalıdır. Bu noktada ebeveynlere büyük bir rol düşmektedir. Sürecin en temel kısmı, çocuklarımızı çok iyi tanımamız gerektiğine işaret eder. Çocuklarımızın ilgi alanlarını, arkadaş çevrelerini, gün içinde okulda veya bulunduğu sosyal ortamda neler yaptıklarını, günlerinin nasıl geçtiğini onlarla detaylıca konuşmamız gerekmektedir. Bunu yaparken çocuğu sıkmamak da büyük önem taşır; çünkü çocuk bunaldığını veya sürekli kontrol edildiğini hissettiğinde ebeveynlerine karşı kendini kapatabilir ve paylaşımda bulunmak istemeyebilir. Bu sohbetleri günlük rutinlerimizin bir parçası haline getirmek hem aile bağlarını kuvvetlendirir hem de çocuğun iç dünyasını daha iyi tanımamızı sağlar.
Birlikte Güçlenmek
Bu süreci hem zorba tarafın ailesi hem de mağdur tarafın ailesi sağlıklı bir şekilde yönetebilmelidir. Genelde mağdur çocuklar yaşadıkları durumu ebeveynlerine anlatma konusunda çekimser olurlar. Ailesinin gözünde küçük düşeceğini düşünmek, “Sen niye karşılık vermedin? Elin armut mu topluyor?” gibi sert tepkiler alma korkusu, çocuğun yaşadığı zorbalığı anlatmasını engelleyebilir. Bu durumda çocuk kendini güçsüz, değersiz ve savunmasız hissedebilir. Buna karşılık zorba taraf, sessizliğin verdiği güçle yaptıklarına ceza almak yerine adeta ödül alıyor gibi hissedebilir ve davranışlarını farklı yöntemlerle artırabilir.
Dolayısıyla ebeveynler olarak her koşulda çocuklarımızın yanında olduğumuzu söylememiz ve bunu hissettirmemiz gerekmektedir. Böyle durumlarda okulla ve öğretmenlerle iş birliği içinde olmak ve olaya sağlıklı bir şekilde müdahale etmek önemlidir. Zorba tarafı da anlamaya çalışarak süreci olabildiğince uzlaşma içinde çözmek, çocuklar arasındaki gerginliği daha düzgün bir iletişime dönüştürebilir.
Burada unutulmaması gereken önemli bir nokta daha vardır: Zorba olan çocuğun da kendi içinde çözemediği problemler olabilir. Bu problemler kimi zaman öfke, kimi zaman değersizlik hissi, kimi zaman ise evde yaşanan başka bir çatışmanın dışavurumu olabilir. Çocuk bu sıkışmışlığı şiddet veya aşağılama yoluyla karşısındakine yansıtma gibi bir savunma mekanizması geliştirmiş olabilir. Bu nedenle zorba tarafa kötü muamele etmeden, onu anlamaya çalışarak davranışlarının altında yatan sebepleri bulmak ve gerekli destekle onu da sağlıklı bir birey olarak topluma kazandırmak önemlidir.
Unutmamalıyız ki sessizlik bozulduğunda zorbalık da gücünü kaybetmeye başlar. En önemli amacımız; iletişimi güçlendirmek, hem mağdurun hem zorbanın ihtiyaçlarını doğru şekilde anlamak ve her iki tarafı da topluma sağlıklı bireyler olarak kazandırabilmektir.


