Sabah uyanırsınız, gözlerinizi ovuşturarak telefonunuzu elinize alırsınız ve güne daha başlar başlamaz akışta kaybolmaya başlarsınız. Karşınıza, o anki ruh halinizi, belki de kimselere itiraf edemediğiniz o derin kırgınlığı nokta atışı özetleyen sitemkâr bir Reels videosu çıkar. Normal şartlarda altından kayıp geçebileceğiniz o içeriği beğenirsiniz. Küçük kalp ikonuna dokunurken zihninizin arka planında yankılanan tek bir soru vardır: “Acaba bunu gördü mü? Görürse ona kırgın olduğumu anlar mı?”.
Bugün dijital dünya; sadece fotoğraf depoladığımız ya da vakit öldürdüğümüz sanal bir albüm olmaktan çok öteye geçmiştir. Sosyal medya platformları, anlık duygularımızın, bastırılmış öfkelerimizin ve partnerimize iletmek istediğimiz pasif-agresif mesajların ilan panosu haline geldi. İnternette bıraktığımız her iz bir beğeniden çok daha fazlası aslında görünmeyen birer pusuladır. Ve bu pusulanın ucu neredeyse hiçbir zaman rastgele bir yöne değil, doğrudan en çok önemsediğimiz, en çok görmek istediğimiz o tek gizli izleyiciye dönüktür.
Dijital Dünyanın Sessiz Çığlıkları: Mesaj Panosuna Dönen Beğeniler
İnsan zihni, ilişkisel dinamikler içinde çatışmayla baş etmeye çalışırken her zaman en cesur yolu seçmez. Yüz yüze iletişimde birine kırıldığınızda, incindiğinizde ya da “Beni yalnız bıraktın” demeniz gerektiğinde büyük bir risk vardır: Reddedilmek, yanlış anlaşılmak veya savunmasız görünmek. Doğrudan yüzleşmek cesaret ister. İşte tam bu noktada dijital medyanın sunduğu o konforlu alan devreye girer (Papacharissi, 2002). İçimizdeki öfkeyi ya da derin kırgınlığı doğrudan ifade edemediğimizde neden gider de o spesifik tonda videolar beğeniriz? Çünkü insan, dolaylı yoldan anlaşılma arzusuyla yanıp tutuşur. “Ben sana küsüm” demenin dijital tercümesidir o Reels videosu. “Sevgilim bunu ana sayfasında görür mü?”, “Görürse ona olan sitemimi fark eder mi?” kaygısıyla atılan her adım, masum bir dijital etkileşim olmaktan çıkar. Sosyal medyadaki o küçük dijital izler, ilişkilerimizdeki söylenmemiş sözlerin ve yutkunulan cümlelerin tercümanı olur. Peki, bireyin bu kadar hesap kitap yaparak iz bırakmasının ardında yatan psikolojik mekanizma tam olarak nedir?
Dijital Sahne Işıkları Altında Stratejik Benlik Sunumu
Sosyal psikoloji literatürüne baktığımızda, insanların başkalarıyla etkileşim kurarken sürekli birer oyuncu gibi davrandığını görürüz. Erving Goffman’ın (1959) klasik izlenim yönetimi kuramından beslenen ve dijital ortamlara uyarlanan stratejik benlik sunumu, bireyin başkaları üzerinde belirli bir imaj bırakmak ve sosyal çevresini bu yolla kontrol etmek amacıyla kendi paylaşımlarını bilinçli veya yarı bilinçli olarak yönetmesi sürecidir (Leary & Kowalski, 1990). Geleneksel dünyada stratejik benlik sunumu anlıktır; bir ortama girdiğinizde takındığınız duruşla sınırlıdır. Ortamdan ayrıldığınızda perde kapanır. Ancak dijital çağda sahnemiz hiç kapanmaz. Bıraktığımız her dijital ayak izi, günün 24 saati açık olan ve başkalarının denetimine sunulmuş kalıcı birer dekordur (Zhao, Grasmuck, & Martin, 2008).
İnsanlar, çevrelerindeki insanların ve özellikle romantik partnerlerinin sürekli bir gözetim halinde olduğunu bildikleri an itibarıyla dijital dünyada stratejik birer aktöre dönüşürler. Bu aktörlük bazen aşırı pozitif ve kusursuz bir hayat sunarak “Bak sensiz de harikayım” mesajı vermeyi amaçlar; bazen de tam tersine, sitemkâr bir imaj çizerek karşı tarafta suçluluk duygusu uyandırmayı hedefler. Stratejik benlik sunumu, dijital dünyada kim olduğumuzdan ziyade, başkalarının bizi nasıl algılamasını istediğimiz sorusunun cevabıdır.
Derinlerdeki Yarayı Örtmek: Duygusal Maskeleme Sanatı
Stratejik benlik sunumunun en kritik bileşenlerinden biri de duygusal maskelemedir (emotional masking) (Ekman & Friesen, 1975). Sosyal psikolojide duygusal maskeleme, bireyin yaşadığı ham ve çoğu zaman savunmasız duyguyu olduğu gibi dışa vurmaktan kaçınmasıdır. Çünkü bu ham duygular, sosyal olarak yaralı görünme riskini beraberinde getirir. Bunun yerine birey o ham duyguyu alır; popüler kültürün, estetik videoların veya melancholik müziklerin arkasına gizler. Duygu, dışarıya pürüzsüz, estetik ve stratejik bir maskeyle sunulur.
Partnerinizle bir tartışma yaşadığınızda ona kırgınlığınızı doğrudan söylemek yerine akışta karşınıza çıkan o sitemkâr videoyu beğenip geçmeniz bu duruma örnektir. Öfkeniz ve kırgınlığınız doğrudan ifade edilmemiş, sanatsal bir dışavurum kisvesi altında maskelenmiştir. Karşı taraf o beğeniyi gördüğünde aslında duygusal durumunuzu okur; ancak bu okuma sizin kontrolünüzde gerçekleşir ve bireye sahte bir kontrol alanı sunar (Toma & Hancock, 2013).
Algoritmik Gözetimin Gölgesinde İlişkisel Maliyetler
Bütün bu psikolojik dinamikler boş bir uzayda gerçekleşmiyor. İşin içine teknolojinin en sinsi boyutu olan algoritmik gözetim giriyor (Boyd, 2014). Günümüz sosyal medya algoritmaları, kimin kiminle etkileşime girdiğini kusursuz bir veri seti olarak harmanlar. İnsan zihni, zamanla bu düzenin farkına varır. Artık kullanıcılar sadece sevgilisinin profiline bakmakla yetinmez; yapay zekânın o izi sevgilinin önüne taşıyacağını bilir. Şu saatte bu şarkıyı beğenirsem kesin keşfetine düşer hesabı, bireyi dijital dünyada sürekli tetikte olan bir aktöre dönüştürür.
Bu kadar stratejik benlik sunumunun ve duygusal maskelemenin insan ilişkilerine faturası ise oldukça ağır olabilmektedir. Çiftler konuşarak çözmeleri gereken problemleri, birbirlerinin sosyal medya hareketlerini okuyarak çözmeye çalıştıkça yanlış anlamalar ve paranoyalar körüklenir (Valkenburg & Peter, 2007). İlişki artık dijital sahnede oynanan yorucu bir oyuna dönüşür. Birey kendi duygularını o kadar çok maskeler ki, bir süre sonra kendi gerçek hissinin ne olduğunu unutur ve otantiklik kaybı yaşar (Schlegel et al., 2009).
Sonuç ve Çıkış Yolu: Dijital Maskeleri İndirmek
Alıcısı belli beğeniler, modern insanın anlaşılma çaresizliğinin en masum ama bir o kadar da yorucu dışavurumudur. İçimizdeki kırgınlığı doğrudan söylemeye cesaret edemediğimizde dijital ayak izlerimizi birer mektup zarfına dönüştürür; stratejik benlik sunumu ve duygusal maskeleme yoluyla karşımızdakine mesaj göndermeye çalışırız.
Ancak unutmamak gerekir ki, hiçbir algoritma, hiçbir Reels videosu veya hiçbir gizli beğeni; iki insanın göz göze gelerek, maskelerini bir kenara bırakıp “Canım yanıyor” ya da “Sana kırgınım” diyebilmesinin yerini tutamaz.
Bir dahaki sefere akışınızda o sitemkâr videoyu beğenmeden veya partnerinizin ekranına düşmesini umarak bir içeriği parmağınızın ucuyla onaylamadan önce durun ve kendinize o dürüst soruyu sorun: Bu dijital izi gerçekten içimden geldiği için mi bırakıyorum, yoksa alıcısının ekranına oynamak zorunda hissettiğim bir senaryonun başrolünü mü üstleniyorum?
Belki de dijital ayak izimizi biraz hafifletmenin, algoritmik hesaplardan kurtulmanın ve ruhumuzu dinlendirmenin tek yolu; ekranların arkasındaki o kalın maskeleri indirip, kelimeleri doğrudan birbirimizin yüzüne söyleme cesaretini yeniden hatırlamaktır. Gerçek bağlar, dijital izlerin kurgusal sahnesinde değil, maskesiz ve otantik anlarda kurulur.
Kaynakça
- Boyd, d. (2014). It's complicated: The social lives of networked teens. Yale University Press.
- Ekman, P., & Friesen, W. V. (1975). Unmasking the face: A guide to recognizing emotions from facial clues. Prentice-Hall.
- Goffman, E. (1959). The presentation of self in everyday life. Anchor Books.
- Leary, M. R., & Kowalski, R. M. (1990). Impression management: A literature review and two-component model. Psychological Bulletin, 107(1), 34–47. https://doi.org/10.1037/0033-2909.107.1.34
- Papacharissi, Z. (2002). The presentation of self in virtual life: Characteristics of personal home pages. Journal of Broadcasting & Electronic Media, 46(3), 355–377. https://doi.org/10.1207/s15506878jobem4603_3
- Schlegel, R. J., Hicks, J. A., Arndt, J., & King, L. A. (2009). Feeling like the true me: True self-knowledge and meaning in life. Journal of Personality and Social Psychology, 96(2), 473–490. https://doi.org/10.1037/a0014051
- Toma, C. L., & Hancock, J. T. (2013). Self-affirmation underlies Facebook use: The role of profile self-presentation and friends' feedback in self-esteem and well-being. Personality and Social Psychology Bulletin, 39(3), 321–331. https://doi.org/10.1177/0146167212474694
- Valkenburg, P. M., & Peter, J. (2007). Preadolescents' and adolescents' online communication and their closeness to friends. Developmental Psychology, 43(2), 267–277. https://doi.org/10.1037/0012-1649.43.2.267
- Zhao, S., Grasmuck, S., & Martin, J. (2008). Identity construction on Facebook: Digital empowerment in anchored relationships. Computers in Human Behavior, 24(5), 1816–1836. https://doi.org/10.1016/j.chb.2008.02.012
