Bazı ilişkiler, daha ilk günlerden itibaren diğerlerinden farklı bir his uyandırır. Mesajlar sabaha kadar sürer; gün içinde yaşanan en küçük şey bile paylaşılmak istenir. Birbirini tanımanın heyecanı, kısa sürede “beni en iyi o anlıyor” hissine dönüşür. Dışarıdan bakanlar, ilişkinin çok hızlı ilerlediğini söylese de, içeride olanlar için bu bir hız değil, nihayet bulunmuş bir güven duygusudur. Sanki uzun zamandır eksik olan bir şey tamamlanmıştır.
Belki de tam bu noktada ilişki, yalnızca iki insanın karşılaşmasından ibaret olmaktan çıkar. Çünkü bazen bir taraf, karşısındaki insanda yıllardır özlediği değeri bulur; diğer taraf ise ilk kez gerçekten güvende hissedebileceği bir limanla karşılaştığını düşünür. Özellikle narsistik ve borderline özelliklerin baskın olduğu ilişki dinamiklerinde bu çekim oldukça güçlü olabilir. Bir taraf görülmek isterken, diğer taraf bırakılmamak ister. Bir taraf değerli hissetmek, diğer taraf ise güvende olmak arzusundadır. Bu iki ihtiyaç, öylesine kusursuz bir şekilde birbirini tamamlayabilir ki, ilişki daha en başında sıradan bir yakınlığın ötesine geçer.
İlişkinin ilk dönemlerinde her şey daha yoğun yaşanır; özlem daha hızlı büyür, bağ daha hızlı kurulur. İnsan, henüz çok kısa süredir tanıdığı birinin gününün en önemli parçası hâline geldiğini fark eder. Çünkü aslında yalnızca bir insana değil, onun yanında hissettiği duyguya bağlanmıştır. Bir taraf için bu ilişki, sonunda görülmek ve değerli hissetmek demektir. Diğer taraf için ise sonunda ait olmak ve yalnız kalmayacağına inanabilmektir. Bu nedenle ilişkinin başında her şey kusursuza yakın görünür.
Bir taraf sevgisini büyük bir coşkuyla gösterir; karşısındaki insanı hayatının merkezine koyar. Onunla ilgili en küçük ayrıntıyı bile merak eder, sesini duymak ve sevgisinden emin olmak ister. Çünkü sevdiği insan yalnızca sevdiği kişi değildir; aynı zamanda güven duygusunun da kaynağıdır. Diğer taraf ise gördüğü ilgiyle birlikte kendisini özel hisseder. Birinin gözlerinde bu kadar önemli olmak, bu kadar istenmek ve bu kadar değer görmek ona iyi gelir. Bir taraf içten içe, “Sonunda beni bırakmayacak biri var.” diye hissederken, diğer taraf “Sonunda beni gerçekten gören biri var.” diye düşünür.
Ancak hiçbir ilişki sonsuza kadar ilk günlerin büyüsünde kalmaz. Zaman geçer, hayat araya girer; insanlar işlerine, arkadaşlarına ve sorumluluklarına dönmeye başlar. Mesajlar bazen gecikir, planlar ertelenir ve yorgunluklar ortaya çıkar. İlişkinin başında fark edilmeyen kırılganlıklar yavaş yavaş görünür hâle gelir. İşte tam bu noktada, aynı olaya bakan iki insan bambaşka şeyler yaşamaya başlayabilir. Bazen cevap verilmeyen bir mesaj, yalnızca cevap verilmeyen bir mesaj değildir; birkaç saatlik sessizlik, saatler süren düşüncelere dönüşebilir. “Bir şey mi oldu? Benden uzaklaşıyor mu? Eskisi gibi hissetmiyor olabilir mi?” gibi sorular akla gelir.
Aslında ortada büyük bir problem olmayabilir. Fakat geçmişten gelen korkular, bazen bugünün gerçeklerinden daha yüksek sesle konuşur. Borderline özellikleri baskın olan kişi için sevdiği insanın mesafe koyduğunu hissetmek, yalnızca mesafe hissetmek değildir; sanki ilişkinin altındaki zemin kayıyormuş gibi hissedilebilir. Bu nedenle daha çok yakınlaşmak, daha çok konuşmak ve daha çok paylaşmak ister. Çünkü onun için yakınlık yalnızca yakınlık değildir; aynı zamanda güvende olmaktır. Yakınlık, terk edilmeyeceğine dair bir işarettir.
Narsistik özellikleri baskın olan kişi ise aynı süreçte farklı şeyler yaşamaya başlayabilir. İlişkinin başında kendisini özel hissettiren yoğun ilgi, zamanla bir beklentiye dönüşmüş gibi gelebilir. Sürekli açıklama yapmak, sürekli ulaşılabilir olmak ve sürekli bir başkasının duygusal ihtiyacına yetişmeye çalışmak onu yorabilir. Bu nedenle biraz sessizleşir, geri çekilir ve kendi alanına dönmek ister. Aslında gitmek istemiyordur; sadece nefes almak istiyordur. Ancak tam bu noktada iki tarafın korkuları birbirine temas etmeye başlar. Biri yaklaşır çünkü kaybetmekten korkuyordur; diğeri uzaklaşır çünkü sıkışmış hissediyordur. Biri daha çok güvence isterken, diğeri biraz daha alan talep eder. Biri sevgiyi yakınlıkta ararken, diğeri sevgiyi değer görmekte ve özgür kalabilmekte bulur. Ve çoğu zaman, birbirlerini kaybetmemek için yaptıkları şeyler, tam da birbirlerini kaybetmelerine neden olur. Belki de bu ilişkilerin en trajik tarafı budur.
Çünkü aslında ikisi de aynı şeyi istemektedir: Sevilmek, anlaşılmak ve oldukları hâliyle kabul edilmek. Ancak korkuları, sevgilerinden daha yüksek sesle konuşmaya başladığında ilişki yorulmaya başlar. Bir gün dünyanın en sevilen insanı gibi hissedersiniz; ertesi gün neden uzaklaştığını anlamaya çalışırsınız. Bir gün onsuz yapamayacağınızı düşünürsünüz; başka bir gün neden bu kadar yorulduğunuzu sorgularsınız. Çünkü aslında ilişki yalnızca iki insan arasında yaşanmıyordur. İlişkinin içinde görünmeyen misafirler de vardır: Terk edilme korkusu, yetersizlik hissi, görülme ihtiyacı ve sevilme arzusu. Ve geçmişten bugüne taşınan yaralar…
Belki de bu yüzden bu ilişkiler bittikten sonra bile kolay kolay unutulmaz. Çünkü geride kalan yalnızca bir insan değildir; onun yanında hissettiğimiz güven, değer ve birlikte kurduğumuz gelecek kalır. Bazen en çok özlediğimiz şey, kişi değil, onun yanında olduğumuz hâlimizdir. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıktıklarında yalnızca kendilerini götürmezler; onlarla birlikte kurduğumuz hayali de götürürler. Bir gün tamamen sevileceğimizin hayalini, bir gün terk edilmeyeceğimizin hayalini, bir gün eksik hissetmeyeceğimizin hayalini… Belki de bu yüzden bazı ilişkilerden vazgeçmek, bir insandan vazgeçmekten daha zordur. Ve belki de asıl soru şudur: Onu gerçekten mi seviyordun? Yoksa onun yanında ilk kez tamamlanabileceğine inandığın parçanı mı? Belki de bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Ancak bazı ilişkiler sona erseler bile insanların kendilerine dair fark ettikleri şeylerle yaşamaya devam eder. Ve bazen en kalıcı izler, en çok sevilenlerden değil; en çok yüzleşilenlerden kalır.


