“Odadaki görünmez fil” tabirini hemen herkes bilir. Ortada devasa bir şey vardır, herkes onun orada olduğunu bilir ama kimse adını koymaz; herkes sözleşmişçesine görmezden gelir. Bugünlerde fark ettiğim şey ise, ikili ilişkilerimizde bu tabiri adeta bir yaşam biçimi haline getirmiş olmamızdır.
İlişkilerin ne kadar yüzeyselleştiğinden, bağlarımızın ne kadar inceldiğinden daha önce de bahsettik. Bu yüzeysellik hali, artık sorunlarımızı yaşama ve çözme biçimimize de sirayet etmiş durumda. Ortada bir problem, bir küslük, bir kırgınlık ya da bir öfke var; ama biz bunları sanki yokmuş gibi yaşıyoruz. En kötüsü de sadece acıyı değil, mutluluğu da bu yüzeyselliğin içinde eritiyoruz.
“Hiçbir Şey Olmamış Gibi” Devam Etmek
Düşünün ki bir arkadaşınızla sorun yaşıyorsunuz. Ortada nesnel bir yanlış var ve bu yanlışın doğurduğu, ikinizi de etkileyen somut bir sonuç var. Ancak karşı taraf, yaptığı yanlışı ve bu yanlışın ilişkide açtığı yarayı tamamen görmezden gelerek, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. O an odanın ortasındaki o devasa filin üzerine bir örtü serip, üzerine bir de çay koyup içmeye başlıyor.
Burada bir psikolog olarak merak ettiğim asıl nokta şu: Bu kişi yaptığı yanlışın gerçekten mi farkında değil, yoksa o yanlışın sonucunu mu öngöremiyor? Aslında bu durum çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz bir “seçim”. Karşı tarafın o yanlışı isimlendirmemesi, sorumluluktan kaçmanın en konforlu yoludur. Çünkü o yanlışı kabul ederse, sonucunu da üstlenmek zorunda kalacak. Ama görmezden geldiğinde, sizi de o sessiz ve sahte anlaşmaya zorluyor.
Görünmez Bir Şiddet: Duygusal İhmal
İşte tam bu noktada, o filin gölgesinde çok daha derin bir yara açılıyor: Duygusal İhmal. Karşı tarafın yaptığı yanlışı yok sayması ya da sizin için çok kıymetli olan bir başarıyı, mutluluğu “önemli kılmadan” geçiştirmesi, alelade bir unutkanlık değil, bir tür duygusal şiddettir. Bir insanı, hissettiklerini ve yaşadıklarını görmezden gelerek cezalandırmak, ona “senin duyguların benim dünyamda bir yer kaplamıyor” mesajı vermektir.
Bu ihmal hali, bireyin öz değer algısına sinsice zarar verir. Yanlış yapıldığında sessizlikle karşılanan kişi, kendi haklılığını sorgulamaya başlar. Başarısı küçümsenen kişi ise heyecanını o odada sahipsiz bırakır. Sizin heyecanınız odada devasa bir yer kaplarken, karşı tarafın o heyecanı görmezden gelip konuyu sıradan bir şeye getirmesi, aslında sizin varoluşunuzu da yüzeyselleştirir. Hem kendimizde hem de karşı tarafta olan o kıymetli anı değersizleştirdiğimizde, ilişkinin ruhunu da o filin ayakları altında eziyoruz.
Tekrarın Döngüsü ve Birikme
İlişki içinde yaşanan bu durumlar, sonrasında bizi bir “tekrara” düşürüyor. Konuşulmayan her kırgınlık, önemsenmeyen her başarı, ileriye dönük devasa bir birikmeye neden oluyor. O fil orada durdukça oda daralıyor, biz ise daralan o alanda birbirimize çarpmadan yürümeye çalışırken iyice yoruluyoruz. Görmezden gelinen her şey, aslında bir sonraki krizin yakıtını oluşturuyor.
İnsanların sosyal ilişkilerinden bu kadar izole olduğu o pandemi sürecinden sonra, sanki hepimiz ilişki kurmayı, daha doğrusu “derin bağlar” kurmayı yeniden öğrenmek zorunda kaldık. Bu izolasyon, sorunları ve duyguları görünmez hale getirmeyi bir savunma mekanizmasına dönüştürdü. Derinleşmekten korktuğumuz için, sorunlarla yüzleşmek yerine filin görünmezliğine sığınıyoruz. Sosyal medya çağının getirdiği “hızlı tüket” ve “sorun çıkarsa engelle” mantığı, yüz yüze ilişkilerimize de bu görmezden gelme pratiğini aşıladı.
Eskiden siyaset gibi daha kurumsal, daha mesafeli alanlarda kullanılan bu “odadaki fil” tabiri, artık en yakınlarımızın, dostlarımızın, ailemizin tam ortasında. Sosyal hayatımızda bu kadar sık karşımıza çıkıyor olması, aslında duygusal anlamda ne kadar fakirleştiğimizin ve birbirimize karşı ne kadar “sağırlaştığımızın” bir göstergesi.
Sonuç
Yapılan bir yanlışı tanımlamak, bir başarıyı onurlandırmak ya da bir kırgınlığın adını koymak… Bunlar bir ilişkiyi ağırlaştıran değil, aksine odayı ferahlatan eylemlerdir. Eğer hayatımızdaki insanlar yaptıklarının sonucunu öngöremiyorlarsa ya da yaptıkları yanlışın farkında değilmiş gibi davranıyorlarsa, bu durum bizi bir yol ayrımına getirir.
Fili görmezden gelmek onu yok etmez, sadece sizin o odadaki hareket alanınızı ve nihayetinde öz saygınızı bitirir. Belki de artık hiçbir şey olmamış gibi devam etmek yerine, o devasa varlığın adını koymanın; hem başarımıza hem de kırgınlığımıza sahip çıkmanın vaktidir. Çünkü gerçek bir bağ, ancak o odayı tüm gerçekliğiyle paylaşabildiğimizde kurulur.


