Yeni birisiyle tanıştığınızda size ilk burcunuzu sorması ya da sosyal medyada vakit geçirirken burçlarla ilgili paylaşımlara denk gelmemek imkansıza yakın bir durumda. Instagram keşfetinizde veya X’te “Bu burçlar asla geri dönmez!” ya da “Merkür retrosu hayatınızı mahvedecek…” tadındaki videolara denk geldiğinizde altındaki yüzlerce yorumu ve etkileşimi görünce şaşırmamak elde değil. Peki bu durum sadece bir sosyal medya akımı, çılgınlığı mı? İnsanların bu içerikleri sadece izleyip geçmekle kalmadığını; kendilerini, aşk hayatlarını, kariyerlerini hatta arkadaşlıklarını bu tanımlar üzerinden nasıl açıkladıklarını gördükçe işin arka planında çok daha derin bir zihinsel süreç olduğunu fark edebiliriz. Bu yazımda bu durumu ele almaya çalışacağım.
Bilişsel Kestirmeler ve Belirsizlikle Baş Etme
Bu eğilimin bireysel düzeydeki en büyük tetikleyicisi, kişilerin ortak sorunlarından biri olan o “belirsizlik” hissi olabilir. Zihnimiz belirsizliğe karşı inanılmaz derecede hassas ve bu boşlukları bir şekilde doldurmak istemektedir. Günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse, birine mesaj atıyorsunuz ve saatlerce cevap gelmiyor. Aslında karşı tarafın sadece meşgul olması ya da o an telefonunun bozulması gibi onlarca rasyonel nedene sahip olabilir. Fakat kişiler, o belirsizliğin yarattığı kaygıdan kurtulmak için hemen en kestirme yolu seçebiliyorlar, “Zaten o bir Akrep, kesin bir oyun çeviriyor!” İşte tam burada Daniel Kahneman’ın bahsettiği o bilişsel kestirmeler devreye giriyor olabilir. Zihin enerji harcayıp olasılıkları değerlendirmek yerine, önceden belirlenmiş hazır kalıpları kullanarak durumu hemen çözüyor ve kişiyi rahatlatıyor.
Barnum Etkisi ve Kişiselleştirme Yanılgısı
Gün içinde karşımıza çıkan “Bu ara duygusal dengeni korumakta zorlanabilirsin” veya “Yakın çevrenle ilgili bazı farkındalıklar yaşayabilirsin” gibi cümleler insanların hayatlarına kolayca uyarlanabilecek kadar genel geçer ifadelerden oluşmaktadır. Fakat işin ilginç yanı, zihnimizin bu kadar geniş bir kitleye hitap eden bir cümleyi kişiselleştirip “Tam olarak beni anlatıyor!” diye kodlamasıdır. Psikolojide Bertram Forer’ın temellerini attığı Barnum Etkisi tam olarak bu noktada devreye girer. Bireyler, aslında herkese uyabilecek kadar esnek olan bu tanımları sanki sadece kendilerine özel hazırlanmış bir analizmiş gibi algılama eğilimi gösterebilmektedir. Kişi eğer o gün okuduğu yorumdaki gibi bir olay yaşarsa, bunu astrolojinin başarısı olarak hafızasına kaydetmekte ancak yorum yaşadığı deneyim ile örtüşmediğinde bu bilgiyi “önemsiz” olarak görüp saniyeler içinde elemekte. Kişi sadece duymak istediklerini seçiyor geri kalanını ise sistem dışına atmakta.
Kimlik İnşası ve Kontrol Arayışı
Konu sadece “öngörü” ile sınırlı değil, bunun yerine bir kimlik inşasından söz edilebilmektedir. Özellikle kişinin kendini tanımaya ve tanımlamaya çalıştığı dönemlerde, “Ben aslında nasıl biriyim?” sorusu çok baskın hale gelebilmektedir. Burçlar bu noktada insana pratik bir kimlik etiketi sunabilmektedir. Birinin çıkıp “Ben Aslan burcuyum, o yüzden ilgi odağı olmayı seviyorum” demesi, kendisini bir çerçeveye oturtmasını sağlayabilmekte. Bunu Carl Jung’un arketiplerine de benzetebiliriz, burçlar aslında insanın kendini ifade etmek için kullandığı bir tür arketiplere dönüşmüştür.
Biraz daha derine inersek, burçların asıl işlevinin kontrol duygusu olduğunu söyleyebiliriz. Hayat kişilerin öngöremedikleri şekilde geliştiğinde, kontrolün ellerinden kaydığını hissettikleri anlarda (sınav haftaları, işsizlik süreci veya ayrılıklar gibi) kişi bir sığınağa ihtiyaç duyar. Viktor Frankl’ın vurguladığı o anlam arayışı burada önemli bir yer edinebilmektedir. “Kötü bir dönemden geçiyorum çünkü Merkür retrosu var” demek, kişinin kontrolü dışındaki yaşantılarını kabul etmesinden daha kolay ve teselli edici olabilmektedir.
Dijital Kültür ve Gerçeklik İllüzyonu
Toplumsal boyutta ise dijital kültür bu ateşi sürekli devam ettirmekte ve yeniden üretmektedir. Sosyal medya algoritmaları, etkileşim aldığımız her burç paylaşımını önümüze tekrar tekrar çıkarmakta ve bir tür “gerçeklik illüzyonu” yaratabilmektedir. Kişiler yankı odalarında bu konuları konuşmaya devam ettiklerinde bir şekilde eleştirel süzgeçleri kapanmakta ve bu içeriklerin mizahi bir dille sunulması kişilerin savunma mekanizmalarına takılmadan kabul etmelerini sağlayabilmektedir.
Sonuç olarak, astrolojiye duyulan bu yoğun ilginin tek bir sebebi bulunmamakta. İnsan zihni, öngörülemeyen ve kontrol dışındaki gerçeklerle yüzleşmektense Merkür’e suç atmayı tercih ederek, kişisel tercihleri ve yaşantıları kozmik birer şanssızlık olarak yorumlamanın konforuna sığınabilmektedir. Mesele yıldızların ne söylediğinden ziyade, bireyin o yıldızlara bakarken duymaya ihtiyaç duyduğu “anlamlı bir dünya” ve “belirlenmiş bir benlik” arayışında gizli olabilir.
Kaynakça
Frankl, V. E. (2009). İnsanın anlam arayışı (S. Budak, Çev.). Okuyan Us Yayınları.


