Sınavda yüksek kaygı yaşayan öğrenciler, düşük kaygı düzeylerine sahip öğrencilere kıyasla 12 puan daha düşük performans gösteriyor. Sınav kaygısı dendiğinde aklımıza yalnızca, sınav öncesi veya sırasında gergin hissetmek gelmemeli. Sınav kaygısı aslında öğrencinin öğrendiği bilgileri sınav sırasında etkili bir biçimde kullanmasını engelleyen ve potansiyelini gösterememesine sebep olan yoğun psikolojik bir durumdur. Gizli bir düşman gibi zihinde ortaya çıkar ve zihnimizi bir nevi ele geçirir. Bu yazının amacı, kaygının nasıl çalıştığını ve nasıl ortaya çıktığını anlamak üzerine. Çünkü kaygıyı anlamak onunla başa çıkmanın ilk adımıdır.
Kaygı Nedir?
Kaygı genel olarak tehlikeyi öngörme sistemi olarak çalışır. Temel işlevi koruyucudur. Beyni olası tehditlere hazırlamak, dikkati artırmak, bedeni harekete geçirmek, zarar görme olasılığını en aza indirmek için çalışan bir tehlikeyi öngörme sistemidir. Belirli düzeydeki kaygı uyumsal bir süreç sağlamamızı destekler. Fakat, sistem gereğinden güçlü veya yanlış bağlamlarda devreye girdiğinde kişi henüz gerçek bir tehlike yokken de tehlike varmış gibi yaşamaya başlar. Kaygıyı 3 katmanlı olarak düşünebiliriz:
-
Katman: Bilişsel katman. Tehdit odaklı düşüncelerin olduğu ve kaygı düşünceleri olarak adlandırılan süreç. Örneğin; “Ya başaramazsam, doğru yapamazsam, sınavı geçemezsem?”
-
Katman: Duygusal-fizyolojik katman. Çarpıntı, nefes değişmesi/darlanması, mide bulantısı, kas gerilmesi, huzursuzluk.
-
Katman: Davranışsal katman. Kaçınma, erteleme davranışları, aşırı güvence arama isteği, sürekli kontrol etme ihtiyacı ve donakalma tepkileri görülür. Kaygı çoğu zaman yalnızca bir duygu değil; düşünce, beden ve davranış arasında çalışan bir döngüdür.
Sınav Kaygısı Nedir?
Öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılamayışı, potansiyelin gerçekleştirilememesi ve başarının düşmesine sebep olan yoğun kaygı biçimidir. Sınav ile ilgili olarak ortaya çıkan endişe ve stresi ifade etmek için sınav kaygısı terimi kullanılır. Aslında sınav kaygısı bir performans kaygısı türüdür. Performansımızı sergilememiz gereken herhangi bir durum veya olayda ortaya çıkan bir tehdit sistemi olarak düşünebiliriz. Bu durum, sınav öncesini, sınav anını ve sınav sonrasını kapsayan bir süreçtir. Kişi, bir sınavda kaygı hissettikten sonraki süreçte de bunu tekrar yaşayabileceğini düşünmesi ile beraber sınav sonrası da kaygıyı hissetmeye devam edebilir. Sınav kaygısı genel kaygının özgül bir formu olarak; başarısızlık, değerlendirilme, utanma, geleceği kaybetme, değer görmeme, hayal kırıklığı, kimlik zedelenmesi gibi tehditleri içerir.
Kaygı Dikkati Arttırıyorsa Neden Sınav Kaygısı Sonrası Öğrenciler Olumsuz Deneyimler Yaşar ve Başarı Oranları Düşer?
Kaygının dikkati artırma işlevi vardır ama her türlü dikkati artırmaz, tehdit odaklı dikkati artırır. Kaygı devreye girdiğinde beyinin odaklandığı soru: “Tehlike nerede?” şeklinde olur ve çoğu zaman “tehlike”nin ifade ettiği “ Ya yapamazsam?, ya herkes benden iyiyse?, ya rezil olursam?” şeklinde gelişir. Bu durumda aslında dikkat; sınavdaki sorulardan öğrencinin kendisine, çözümden sonuca ve bilgiden tehdit senaryosuna kayar. Yani dikkat göreve değil, tehdide yönelik artış gösterir.
Sınav performansı için en önemli sistem çalışma belleğidir. Çalışma belleği o an bilgiyi tutup işleyebilme kapasitesi olarak kısaca ifade edilebilir. Çalışma belleği soruya odaklanıp soruyu çözmeye çalıştığı sırada kaygı mekanizması “Zaman yetmeyecek, ya yanlış yaparsam?” şeklinde işleyişi dolayısıyla zihinsel kapasitenin bir bölümü kaygı düşünceleri ile doludur. Sonuç olarak ise, öğrenci bilgiyi sınav sırasında çıkaramaz, basit hatalar yapar, odağı dağılır. Bu tip durumlarda öğrenciler “Biliyordum ama sınavda yapamadım” cümlesini sık sık duyarız.
Kaygı aynı zamanda fizyolojik de bir durumdur. Kalp hızlanır, nefes alışverişimiz değişir, kaslar gerilir, kortizol artar. Beynin tehlike algılaması ile vücut adrenalin hormonu salgılamaya başlar. Böylece beynin “Kaç ya da savaş” sistemi aktive edilir. Sınavda bu sistemin aktif olması düşünme, analiz etme ve hatırlama sistemlerinin çalışma seviyesini azaltır.
Beyin ve Kaygı
Kaygı sırasında beynimizde neler meydana gelir?
Amigdala: Kaygı denilince akla ilk gelen beyin bölümü amigdaladır. Amigdala tehdit ipuçlarını hızlı ve öncelikli biçimde seçen bir alarm merkezi olarak çalışır. Beynin dürtüsel ve ilkel tepkilerinin ortaya çıktığı bölümdür. Özellikle belirsizlik, tehdit ve olumsuz uyaranlar ile amigdala aktivitesi oldukça artış gösterir. Amigdala çevreden gelen uyaranları güvenli veya tehlike olarak hızlı bir biçimde sınıflandırır ve bedenin alarm sistemini devreye sokacak ağlara sinyal gönderir.
Prefrontal korteks: Daha üst düzey bir düzenleme sistemine sahiptir. Bu bölge, beyne “Dur, değerlendir.” diyen kısımdır ve tehditin önemini, bağlamını tartar. Prefrontal korteks amigdalanın alarmını yukarı düzenleyici olarak kontrol eder ve azaltır. Fakat kaygı devreye girdiğinde bu denge bozulur ve düzenleme yetersiz kalabilir.
Hipokampüs: Bağlam ve bellek ile ilgi bölümdür. Hipokampüs; durumun gerçekten tehlikeli mi, yoksa kişinin deneyimleri dolayısıyla bir şey mi hatırlattığını anlama üzerine rol oynar. Tehdit uyaranla ilgili olduğu kadar bağlamla da ilgilidir. Bu nedenle geçmişte yaşanmış bir başarısızlık deneyimi ile eşleşirse beyin bunu tekrardan yeni bir alarm işareti olarak kabul edebilir.
Son olarak, kaygının temel mekanizması: beynin olasılığı, gerçeklik gibi işlemeye başlamasıdır. Henüz olmamış bir senaryo olmuş ya da olmak üzereymiş gibi işlenir. Sınav kaygısı genellikle tehdit değerlendirmesi, belirsizliğe tahammül, mükemmeliyetçilik ve koşullu öz değer, öğrenilmiş deneyimler ve hazırlık ve özgüven arasındaki uyumsuzluklardan beslenir. Bunları açıklamak gerekirse:
Tehdit değerlendirmesi: Öğrenci sınavı kapasitesinin test edilmesi değil, değerinin yargılanması bağlamında değerlendirme eğilimindedir.
Belirsizliğe tahammül güçlüğü: Beklenmedik bir durumun ortaya çıkması, bildiği halde yapamama endişesi yüksektir.
Mükemmeliyetçilik ve koşullu özdeğer: Öğrenci bildiği tüm bilgilerin ve tüm potansiyelinin sınav sırasında ortaya çıkmasını ve karşısındaki kişiye yansımasını isteyebilir. Bu potansiyel gerçekleşmez ise kendisinin değersiz görüleceğini düşünebilir.
Öğrenilmiş deneyimler: Önceki sınavlarda karşılaşılan donma, eleştirilme, kıyaslanma, başarısızlık gibi olumsuz deneyimler dolayısıyla tekrardan aynısını yaşayacağını düşünebilir ve kaygı döngüsü ortaya çıkar.
Hazırlık ile özgüven arasındaki uyumsuzluk: Hazırlığın yeterli yapılamaması, tüm konulara çalışılmaması gibi durumlar ortaya çıkabilir. Fakat kişi yeterince çalışmış olsa bile kendi performansına güven duymadığı için kaygılanma eğiliminde olabilir.
Aşağıdaki yol haritasında sınav kaygısı döngüsü inceleyebilirsiniz.
Kaynaklar
Shin L. M., L. M., & Liberzon, I. (2010). The neurocircuitry of fear, stress, and anxiety disorders.
Eysenck M. W., M. W., et al. (2007). Anxiety and cognitive performance: Attentional Control Theory.
Cassady J. C., J. C., & Johnson, R. E. (2002). Cognitive test anxiety and academic performance.


