Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

40 Mum: Yas’ı Yaşamak

Derler ki, birini kaybettiğimizde kalbimizde 40 mum yanar. Her mum, hatıralardan, sessiz vedalardan ve söylenemeyen sözlerden doğar. İlk gün, mumlar alev alevdir; öyle bir acı vardır ki, sanki tüm dünya donmuş, zaman durmuş gibidir. Saatler uzar, günler birbirine karışır, ve siz bir anda kendinizi kaybın karanlığında bulursunuz. İlk mum, şaşkınlığın ve inkarın mumudur. “Bu olamaz,” dersiniz kendinize. Daha dün birlikte güldüğünüz anlar gözünüzün önünde canlanır ama artık o kişi yanınızda değildir. İkinci mum, öfkenin ateşini taşır; bazen hayatın adaletsizliğine, bazen kendi çaresizliğinize kızarsınız. Üçüncü mum, suçluluk duygusunu yakar: “Daha fazla yapmalıydım, daha çok söylemeliydim.” Ve böyle devam eder, gün geçtikçe mumlar birer birer yanar.

Ama her mum aynı zamanda bir ışık taşır. O acının içinde bile, kaybettiğiniz kişinin size bıraktığı izler ve hatıralar görünür olur. Bu ışık, kederin sadece karanlık olmadığını hatırlatır; yasın kendisi de bir sevgidir. Sevdiklerimizi kaybettiğimizde hissettiğimiz derin acı, aslında onları ne kadar çok sevdiğimizi gösterir. Psikolojik olarak bakıldığında, bu 40 mum ritüeli yalnızca bir metafor değil, bir deneyimdir. Her gün bir mum yakmak, acıyı küçük parçalara bölmek gibidir. Her alev, kalbinize dokunan bir anıyı, bir duyguyu kabul etmenizi sağlar. Yas, hızla geçilmesi gereken bir durum değildir; hissedilmesi gereken bir süreçtir. O yüzden her mum, kendi zamanında yanar ve söner, siz de acıyı kendi ritminizde yaşarsınız.

Yasın Dalgalı Doğası ve Zaman Algısı

Mumların ışığında sessizce oturmak, bir hikaye anlatmak gibidir. Kimi gün mumlar titrer, kimi gün alevler sakinleşir. Bu, yasın dalgalı doğasının bir yansımasıdır. Bir gün kabullenmiş hissedersiniz, ertesi gün yeniden gözyaşları gelir. Ama her mum, bu gelgitlerin normal olduğunu hatırlatır; kaybettiğiniz kişiyle kurduğunuz bağ hala canlıdır. Ve zamanla, 40 mumun alevleri yavaş yavaş yumuşar. İlk günkü keskin acı, yerini daha sakin, ama derin bir sızıya bırakır. Kalbinizdeki mumlar sönmez; sadece farklı bir ışık verir. Onlarla yaşamayı öğrenirsiniz. Hatıralarınız, yasınız ve sevginiz bir arada durur. Derler ki, kalpteki 40 mum yanarken, yas sadece acı değil, bir dönüşümdür. Kaybettiğimiz kişinin hatırası ve bizimle kalan sevgisi, acıyı dönüştürür. Mumlar, kalbimizde yanan sessiz ışıklar olarak, bize hem yas tutmayı hem de sevmeyi öğretir. Ve belki de en önemlisi, yasın kendisi de bir hikayedir; yaşadıkça, hissedildikçe, kalbimizdeki ışık hiç sönmez.

Evet, yas oldukça garip bir zaman algısı yaratıyor. Bazen saatleri uzatıyor, bazen yılları saniyelere çeviriyor, bazen haftalar bir an gibi geçerken, bazen tek bir dakika bile taşınamaz hale geliyor. En sık duyduğumuz cümlelerden biri de şu oluyor: “Zaman durdu sanki.” Ve aslında bu, yasın en dürüst tariflerinden biri. Çünkü yas, yalnızca bir kaybın ardından hissedilen üzüntü değildir. Aynı zamanda zihnin ve bedenin gerçekle yeniden temas kurma çabasıdır. Kaybettiğimiz kişi, durum ya da hayatın bir parçası artık yoktur; ama zihnimiz bir süre bunu kabul etmez. O yüzden zaman da eski düzeninde akmaz. Bir yanımız hala “eskide” yaşarken, diğer yanımız yeni gerçekliğe ayak uydurmaya çalışır. İşte bu ikilik, zaman algısını parçalar.

Doğrusal Olmayan Keder Süreci

Yasın bir diğer garipliği de doğrusal olmamasıdır. İnsanlar çoğu zaman yasın aşamalardan oluştuğunu ve bu aşamaların sırayla yaşanacağını düşünür. Kulağa her şey lineer şekilde ilerleyecekmiş gibi gelir. Oysa gerçek deneyim çok daha dağınıktır, komplekstir. Bir gün kabullenmiş hissederken, ertesi gün yoğun bir öfke belki inkar geri gelebilir. Bu gelgitler, kişinin “iyileşemiyorum” düşüncesine kapılmasına neden olabilir. Halbuki işte bu dalgalanma, yasın ta kendisidir. Kederi yaşamak ve hissetmek ise çoğu insan için düşündüğünden daha zor bir süreçtir. Çünkü modern hayat, acıyı hızla geçilmesi gereken bir şey gibi sunar. “Güçlü ol”, “Hayat devam ediyor”, “Zamana bırak” gibi iyi niyetli ama yüzeysel cümleler, kişinin kendi duygusuyla temas kurmasını zorlaştırır. Oysa keder bastırıldığında kaybolmaz; yalnızca şekil değiştirir. Bedenimizde, ilişkilerimizde, hatta fiziksel belirtilerle kendini göstermeye devam eder.

Acıyı Dönüştürmek ve Alan Açmak

Bir psikolog olarak en çok vurguladığım şeylerden biri şudur: Keder, çözülmesi gereken bir problem değil, yaşanması gereken bir deneyimdir. Onu hızlandıramazsınız, atlatamazsınız, “üstesinden gelmek” için zorlayamazsınız. Yapabileceğiniz en sağlıklı şey, ona alan açmaktır. Kederi hissetmek, çoğu zaman sandığımız kadar dramatik ya da yoğun olmayabilir. Bazen sadece sessizce oturmak, bazen bir anıda takılı kalmak, bazen de sebepsiz yere ağlamak şeklinde kendini gösterir. Bu anlarda yapılabilecek en kıymetli şey, kendinize şu soruyu sormaktır: “Şu an ne hissediyorum?” Ve ardından gelen cevabı yargılamadan kabul etmek. Yas sürecinde insanlar sıkça “Ne zaman geçecek?” diye sorar. Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Çünkü yas “geçmez”; dönüşür. Çünkü bazı acılar yok edilemez, ortadan kaldırılamaz. Bazı acıların yalnızca yaşanması gerekir. İlk başta keskin ve dayanılmaz olan acı, zamanla daha yumuşak bir sızıya dönüşür. Kaybın yarattığı boşluk tamamen dolmaz ama onunla yaşamayı öğreniriz. Bu öğrenme süreci de sabır ister.

Son olarak şunu söylemek isterim: Yas yalnız yaşanmak zorunda değildir. 40 mumun yangınını tek başınıza taşıma fikri korkutucudur. Ancak yanınızda birinin ışığı varsa yükünüz hafifleyebilir. Yas tutmak, o kişiyle olan bağınızı koparmak değil, o bağı kalbinizin yeni bir köşesine yerleştirme farkındalıkıdır.

İlayda Esen
İlayda Esen
Psk. İlayda Esen, lisans eğitimini onur öğrencisi olarak tamamlamış, psikodinamik yönelimli bir bakış açısıyla bireyin iç dünyasını ve duygusal süreçlerini anlamaya odaklanan bir psikologdur. Ergen ve yetişkinlerle yürüttüğü terapi süreçlerinde duygusal yeme, bağlanma örüntüleri, kimlik gelişimi, depresyon, anksiyete, travma ve yas temalarıyla çalışmaktadır. Bu alanlarda yürüttüğü çalışmalara ek olarak Psikodinamik Psikoterapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Oyun Terapisi ve Travma Psikoterapisi gibi çeşitli eğitimleri tamamlamıştır. Psychology Times’ta yayımladığı yazılarında ise psikolojiyi herkesin içgörü ve farkındalık geliştirebileceği bir dille aktarmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar