Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Geçmiş Bugüne Nasıl Etki Eder?

Her birimiz belli aralıklar ile eskiye dair yaşadığımız bazı deneyimleri düşünür ya da birileri ile bunları konuşuruz. Peki bunları düşünürken ya da konuşurken tam olarak ne hissederiz? Ya da tam anlamı ile geçmiş geçmişimizde kalmış mıdır? Gelin birlikte bu sorulara cevaplar bulmaya çalışalım…

Aslında ilk etapta duyguları konuşarak başlayabiliriz. Kimisi sadece geçmişte olanları düşünür, kimisi ise sadece o dönemleri düşünürken hissettiği duygulara odaklanır. Ancak unutmayalım ki duygusal dünyamızın da bir hafızası mevcuttur. Bazen o dönemlere ait bir duygu, düşünce, renk, koku yani herhangi bir şey siz farkında olmadan bugününüzde bir temsil bulabilir. Ve duyguların tekrar güçlü bir şekilde bugününüzde kendisine bir yer bulmak gibi bir özelliği mevcuttur. O yüzden her zaman kıymetli bulduğum bir tavsiye verecek olursam eğer, bu size duygularınızı tanımak olacaktır. Çünkü iyi ya da kötü herhangi bir konuyu ve durumu değiştirmek, dönüştürmek için ilk olarak elinizde olması gereken şey farkındalıktır. Burada duyguları tanımaktan bahsederken farkındalığa geçmemin sebebini soracak olursanız da fark etmediğiniz herhangi bir şeyi tanımanız ya da değiştirmenizin mümkün olmayacağını ifade edebilirim.

Zihin ve Davranış İlişkisi

Gelelim geçmiş tam olarak geçmişte kalmış mıdır hadisesine. Geçmiş deneyimler, sanılanın tam tersine sadece yaşanılan ve yaşandığı yerde durağan bir şekilde kalmazlar. Çünkü kalamazlar. Geçmiş kavramı düşünüldüğü gibi durağan ve sabit kalan bir olgu değildir de ondan. Adeta toprağın altından akan, görünmeyen ama sessiz sakin bir eda ile akışını sürdüren bir akarsu gibidir. Görmüyorsak ve toprağın altından akıyorsa siz bunu nereden biliyorsunuz dediğinizi duyar gibiyim. O zaman ben de size nerelerde bu yer altı suyunun yüzeye çıktığını belli başlı temel örnekler ile takdim edeyim…

Bazen hep aynı tip partnerleri seçtiğinizle yüzleştiğiniz bir an, bazen devam eden bir ilişkiyi baltalayan bir tedirginlik ile, bazen de hiç anlam veremediğiniz ve nedenini anlayamadığınız bir öfke patlaması anında geçmiş aslında yanı başınızdadır. Çünkü o anların en büyük nedeni aslında geçmişinizden getirdiğiniz şeylerdir. Bir birey sadece o an yaşadığı şeyler ile sınırlı olan bir yapıdan ibaret değildir. Hatırladıklarınız, bastırdıklarınız hatta unuttuklarınız bugün ve gelecek ile bir araya gelerek bireyin tamamını oluşturur. Bu noktada özellikle erken dönem yaşam olayları büyük ölçüde belirleyici olabilmektedir. Çünkü bir çocuğun zihin yapısının olayları ele alma ve kaydetme biçimi tam olarak yetişkin bireylerdeki gibi olmaz. O anki duygusunu hisseder ve o duyguyu bir kalıba döker. Örnek vermek gerekirse bakım veren kişiler tarafından tam olarak görülmeyen bir çocuk, bu durumu zihnindeki kalıba “Ben değersizim” olarak yerleştirebilir. Bu çocuk, yetişkin dünyasına giriş yaptığında ise kişiler arası ilişkilerinde yaşanan herhangi bir durumu kendine yönelterek deneyimler. Yani burada geçmiş gördüğünüz üzere geçmiş ile sınırlı kalmamış ve bugünün sahnesinde en ön koltukta yerini almıştır.

İlişkisel Döngüler ve Kendilik Algısı

İlişkisel dünyaya baktığımızda gündelik yaşamdaki etkileşimlerin geçmiş bağlamındaki sahnenin ve tekrarın en mümkün olduğu zemindir diyebilirim. Çoğu zaman bilinçli olarak seçtiğinizi düşündüğünüz seçim ya da eğilimler aslında geçmişin izlerini taşır. Çünkü zihin tanıdık olan çekilir. Bunu yaparken de o tanıdık olan unsuru genellikle iyi, kötü, doğru ya da yanlış olarak kategorize etmez. Burada öne çıkan nitelik bilmek ve öngörebiliyor olmaktır. Çünkü o dinamik onun hem en ezbere bildiği hem de yabancılık çekmediği için farkında olmadan güvende hissettiği bir alandır. Bu şekilde geçmişte tamamlanmamış, yarım kalmış bir durum bireyin bugününde tekrar tekrar sahnelenir. Böylece kişi adeta o an kumar oynayan bir kişinin zihninde olduğu gibi “Bu sefer olacak” inancı ve eğilimi ile aynı duruma tekrar eden bir örüntü olarak maruz kalır.

Geçmişin bu güçlü etkisi sadece dışarıdaki diğer insanlar ile kurduğunuz etkileşimlerle sınırlı değildir. Kişinin diğer bireyler ile kurduğu ilişkiler olduğu gibi kendisi ile de bir tür ilişkisi mevcuttur. Örneğin iç ses denilen durum aslında geçmiş yaşam öykünüzde size yapılan konuşmaların bir çeşit içselleştirilmiş versiyonudur. Yani geçmiş deneyimler kişinin sadece dış dünya ile olan temasını değil; iç dünyası ve kendiliği ile olan ilişkisinin de ritmini belirler.

Son olarak, hala geçmişin sadece geçmişte olup bittiğine hala inanıyor musunuz?

Efe Barkın Seyfeli
Efe Barkın Seyfeli
Lisans eğitimimi 2019 yılında Nişantaşı Üniversitesi psikoloji bölümünde tamamladıktan hemen sonra İstanbul Aydın üniversitesinde klinik psikoloji tezli yüksek lisans programına kabul aldım. Bu süreç içinde danışan görmeye ve mesleğimi icra etmeye başladım. Yüksek lisans sürecimde ‘Yetişkinlerde Madde Bağımlılığı ile Çocukluk çağı Travmaları ve Bağlanma Stilleri Arasındaki İlişki’ konulu tezim oy birliği ile kabul edildi. Tez sürecinde ‘Uluslararası Sürdürülebilirlik İçin Sosyal Bilimler Kongresi’ bünyesinde kongre sunumu ve bildiri özetleri kitabında çalışma yayını çıkarttım. Daha sonrasında yüksek lisans tezimden, Bağımlılık Dergisi’nde yayınlanan makalemi çıkarttım. 2021 yılında yüksek lisansımı onur derecesi ile tamamladım. Aynı yıl Türk Silahlı Kuvvetlerinde Rdm subayı olarak yurtdışı görevinde bulundum. Görevimi tamamladıktan sonra Balıklı Rum hastanesinde 1,5 yıl süre ile çalıştım. Şu anda özel kliniklerde faaliyetlerimi sürdürmekteyim. Dinamik ekolle çalışmaktayım. Aynı zamanda EMDR terapisi uygulayıcısıyım. Yetişkin danışanlarla çalışmaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar