Pazar, Nisan 19, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kontrolü Kaybetme Korkusunun Kökenleri

Belirsizlik size göre nasıl bir duygudur, nasıl hissettiriyor, bunu hiç düşündünüz mü? Sizce insanların en tahammül edemediği bir kelime olabilir mi? Kontrol ve belirsizlik ikisi de yan yana ve birbiriyle bağlantılı olan kelimelerdir. İnsanlar belirsizliği hiç sevmezler, hatta bu belirsizliği hayatından silmek isterler. Kimse hayatında bu belirsizlikle yaşamak istemez ve bu belirsizliği çıkarmak için de hayatımızdan farklı yollar buluruz, bulduğumuz yollardan birisi de kontroldür.

Kontrol ederek birey hayatındaki belirsiz olan olayları zihninde tamamlamaya çalışır. Sadece insanlar değil beynimiz de belirsizliği hiç sevmez ve bu belirsizlik karşısında zihin kendi cümleleriyle tamamlamaya çalışır. Bizler de bunları sorgulamadan kabul eder, kendimize birer savunma mekanizması seçmiş oluruz.

Kuramsal Temel

Bağlanma kuramı John Bowlby’nin geliştirdiği bir kuramdır. Birey hayata ilk geldiğinde bakım verenler karşısında şu sorunun cevabını arar: “Bu dünya güvenli mi?” Çocuk ihtiyaç duyduğu an bakım verenler çocuğun ihtiyaçlarını karşılıyorsa dünyayı “güvenli bir alan” olarak kodlar.

Çocuk eğer ihtiyaç duyduğu an bakım verenler çocuğa tutarsız ilgi gösteriyor ve ihtiyacını karşılamıyorlarsa çocuk için dünya “belirsiz ve tutarsız” bir hal alır. Çocuk şunu öğrenir: “Benim ihtiyacım karşılanmayabilir, yalnız kalabilirim.” Bu belirsizliği çocukken tatmamız ve öğrenmemiz bizim yetişkinlik hayatımızda da etkisini sürdürür ve birçok konuda hayatımızı etkiler.

Kaygılı bağlanma stilinde çocuk yetişkinlik hayatında ilişkilerinde terk edilme ihtimalini hep göz önünde bulundurur ve hayatında sürekli tetikte olur. Kaçıngan bağlanmada ise çocukluk hayatında sürekli sevgi görmeyen birey, yetişkinlik hayatında gerçek sevgiyi gördüğü an yabancılık çeker ve uzaklaşır. Tıpkı zamanında bakım vereninin ona yaptığı gibi tanıdığı duyguya geri döner. Düzensiz bağlanmada ise birey tam olarak ne istediğini bilmez; sevgi ve tutarsızlık onun için eş değer olmuştur. Bu örüntüler de bizi daha çok kontrolcü yapıya iter. Erken dönemde güvenli bir zemin oluşmamış ise, bizim güvenli zeminimiz kontrolümüz olmuş olur.

Kontrol Odağı Kavramı

Julian B. Rotter’ın kontrol odağı kuramı bireyin yaşamındaki olaylara nasıl baktığını, bağlanma kuramı üzerinden açıklar.

İçsel kontrol odağına sahip bireyler, yaşadıkları olayların kendi çaba ve seçimleriyle ilgili olduğunu bilirler. Bu onların sorumluluk alma bilincini pekiştirir. Sorunlarını dışsal nedenlere değil de kendi seçimlerine bağlamasını sağlar ve en küçük olumsuzlukta hayal kırıklığına uğramış gibi hissetmeyerek, “Evet, bu problem başıma geldi bunu kabul ediyorum, bu problemi yaşamam bir daha yaşayacak olmak demek değil” demeyi bilir. Bu cümleleri kurabilmek aynı zamanda bireyin psikolojik olarak dayanıklılığının ne kadar güçlü olduğunu da gösterir.

Dışsal kontrol odağı baskın olan bireyler, bir problemde yaşadıklarını kadere, şansa ve diğer insanların iradesini suçlayarak problemleri aşmaya çalışırlar. “Bu olay benim başıma geldi hep gelebilir” demeyi öğrenirler. Bu düşüncelere sahip bireyler daha çok güvensiz bağlanma stillerine sahip olan insanlarda bulunur. Bu düşüncelere sahip olmak kişinin yaşadığı problemleri dış nedenlere bağlaması aşırı kontrolcülüğe teşvik eder. Birey kendi içsel dünyasını kontrol ettiği gibi dışsal dünyayı da kontrol etmeye çalışır çünkü dünya onun için öngörülemez ve güvensiz bir yerdir.

Kontrolcü Davranışlar

Kontrol ihtiyacı “kontrol talebi” olarak hayatımıza girmez. Kontrolcü davranışlarımız daha çok bizi koruyan birer maske olarak hayatımıza girer. Birey kontrolcü davranışlar sergileyerek disiplinli, düzenli, sorumluluk sahibi olarak gözükebilir ama o maskenin altında kalan kırılganlık, belirsizliğe karşı tahammülsüzlük duyguları yer alır.

Birey daha öncesinde kontrolünü ne kadar kaybettiyse artık çok daha fazla kontrolcü olabilir çünkü bir zamanlar yaşadığı üzüntü, belirsizlik duygularını yaşamasın diye beyin bu duyguları birer tehdit olarak algılamasını sağlar. Bir daha yaşamaması için de savunma mekanizması kontrol duygusunu geliştirir. Birey kontrolünü elinde tutarak bu duyguları bir daha yaşamayacağını düşünür. “Ne kadar kontrol edersem o kadar güvendeyim” inancını geliştirir.

Kişi dış dünyayı ne kadar düzenlerse o kadar içsel dünyayı da düzenleyeceğine inanır. Birey ne kadar düzenli, disiplinli, sorumluluk almayı bilen, her işi kendisinin yapması gerektiğini düşünen biriyse, aynı zamanda çevresindeki yakın ilişkilerinde de ne kadar kontrol ederse o kadar düzenli olacağına inanır. Bu rutinleri kalıcı bir şekilde katı bir düzende yürütmek insan fizyolojisi ve dünya düzeni için mümkün değildir. Birey işin sonunda oluşturduğu katı düzeni yönetmekte zorlanacak ve kaygılanacaktır; bu da onu daha fazla tetikte tutmasını sağlayacak ve daha çok kontrolcü yapısını besleyecektir. Bunların süregelmesi, yoğun düşünceler ve kaygı insanı yoracak ve sürekli tetikte olmasını sağlayacaktır.

Kontrol ettiğimiz her duygu işin sonunda daha çok kontrol edilemeyecek bir düzeye gelecek ve birey çıkılmaz bir yola sürüklenecektir. Bir kapının sürekli kilitli olup olmadığını düşünüp kontrol etmek ve o kapının kilitli olması gerçeği insanı hem bedensel hem de bilişsel olarak da yıpratacaktır.

Sonuç olarak kontrolcü davranışlar bize kısa vadede fayda sağlayacak ancak uzun vadede duygularımızı yönetemediğimiz her kanaldan gelen yoğun düşüncelerle bu serüvende boğulmamızı sağlayacaktır. Burada ilk adım kaygılarımızın hangi konularda merkezde yer aldığını keşfetmek ve farkındalığa ulaşmak birey için en büyük keşif olacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar