Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sadece 90 Saniye: Duygular Neden Bizde Bu Kadar Uzun Kalır?

Merak ettiniz mi hiç… Bir öfke, bir hayal kırıklığı, bir utanç anı… Ne kadar sürer gerçekten?
Yapılan araştırmalara göre duyguların biyolojik süresi yalnızca 90 saniyedir. Beynimizde bir duygu tetiklendiğinde, bu duyguya eşlik eden kimyasal tepkiler en fazla bir buçuk dakika boyunca vücutta etkili olur. Yani fiziksel düzeyde, o duygu bu süre içinde gelip geçer.

Ama hepimiz biliyoruz ki, çoğu zaman bu kadar kısa sürmez. Bir söz, bir bakış, bir olay… Bazen günlerce, aylarca, hatta yıllarca etkisinden kurtulamıyoruz.

Dr. Jill Bolte Taylor, Harvard Üniversitesi’nde nöroanatomi alanında çalışan bir beyin araştırmacısıdır. Kendi geçirdiği felç deneyimini de anlattığı “My Stroke of Insight” adlı kitabında ve TED konuşmasında duyguların beyindeki kimyasal etkisinin yaklaşık 90 saniye sürdüğünü ifade eder (Jill Bolte Taylor, My Stroke of Insight, 2008).

Taylor şöyle der:
“Bir duygusal tepki beyinde başlatıldığında, kimyasal süreci 90 saniye içinde tamamlanır. Bu süreden sonra hala aynı duyguyu hissediyorsam, bu artık benim düşünce kalıplarımın bir ürünüdür.”

Bu açıklama, duyguların biyolojik etkisinin kısa süreli olduğunu; ancak zihinsel tekrarlar, yorumlar ve düşünce döngülerinin duyguyu uzattığını gösteriyor.

Peki neden?

Çünkü aslında biz o duyguyu değil, o duyguya yüklediğimiz anlamı zihnimizde taşımaya devam ediyoruz. Duyguyu oluşturan anı zihnimizde tekrar tekrar oynatıyoruz. Olay geçip gitmiş olsa bile, biz onu düşüncelerimizle, yorumlarımızla ve iç konuşmalarımızla yeniden canlandırıyoruz. Beyin, gerçek ile hayal arasındaki farkı tam olarak ayırt edemediği için, o anı her hatırlayışımızda aynı biyolojik süreç yeniden devreye giriyor. Böylece 90 saniyelik bir duygu, zihinsel bir döngüyle günlere, haftalara yayılabiliyor.

Farkındalık ve duygular

Burada devreye farkındalık giriyor. Duyguların bize anlatmak istediği bir şey var. Onlar aslında zihinsel düşmanlarımız değil; bedenimizin ve ruhumuzun bize gönderdiği mesajlardır. Öfke bir sınır ihlalini, üzüntü bir kaybı, utanç bir toplumsal uyumsuzluğu işaret edebilir. Ancak biz bu duyguları bastırdıkça, yok saydıkça ya da yargıladıkça daha da güçlenip içimizde kök salıyorlar.

Psikoloji alanında yapılan çalışmalar, duygularla başa çıkmanın en sağlıklı yollarından birinin duyguları fark etmek, adını koymak ve yargılamadan gözlemlemek olduğunu söylüyor. Duygunun geldiğini, orada olduğunu kabul etmek ve onu geçip gitmesi için serbest bırakmak… Tıpkı bir bulut gibi, gelip geçmesine izin vermek. Bastırılan ya da yok sayılan duygular bedende birikirken, kabul edilen duygular dönüşme fırsatı bulur.

Özellikle mindfulness (bilinçli farkındalık) pratiklerinde bu konu sıkça vurgulanır. Kişi, duyguya takılmadan, onunla savaşmadan sadece fark eder: “Şu anda öfkeliyim.” Bu kadar basit bir kabul bile, zihinsel döngüyü kırmaya yardımcı olur. Duyguya direnç göstermek onu beslerken, kabul etmek söndürür.

Hiçbir duygu kalıcı değildir

Unutulmaması gereken önemli bir şey daha var: Hiçbir duygu kalıcı değildir. Her şey gibi duygular da gelir ve geçer. Onları bir misafir gibi görmek, içeri buyur etmek, ne anlatmak istediklerini dinlemek ve zamanı geldiğinde uğurlamak, ruhsal denge için hayati önemdedir.

Freud der ki; gömülü duygular dolaylı yollardan dışarı sızabilir, rüyalarla veya bedensel semptomlarla açığa çıkar. Bastırılan hiçbir duygu zihinden silinmez, yalnızca bilinçdışına itilir ve orada farklı biçimlerde kendini göstermeye devam eder. Örneğin, çocukluğunda öfkesini ifade etmesine izin verilmemiş bir birey, yetişkinlikte öfkelendiğini fark etmeyebilir; ancak bunun yerine sürekli mide ağrısı, kas gerginliği ya da açıklanamayan anksiyete atakları yaşayabilir. Freud’a göre bu tür semptomlar, bastırılmış duyguların dolaylı yollarla dışa vurumudur. Duygular ifade edilmedikçe, beden onları başka şekillerde konuşmaya zorlanır.

Bu yüzden, duygularımızla savaşmak yerine onlara alan tanımayı öğrenmeliyiz. Kendimize şefkatli yaklaşmak, duygularımızı yargılamadan gözlemlemek, sağlıklı bir iç dünyaya açılan kapıdır. Çünkü duygular bastırıldığında değil, anlaşıldığında dönüşür. Ve bazen, sadece “bu da geçecek” demek bile yeterlidir.

Duyguların gelip geçmesine izin vermek

Duyguların gelip geçmesine izin vermek, onları yargılamadan ve bastırmadan karşılamak, içsel özgürlüğün kapılarını aralar. Çünkü duygular, bastırılmak için değil, hissedilmek ve sonunda serbest bırakılmak içindir.

Cansu Çifçi
Cansu Çifçi
Cansu Çifçi, Işık Üniversitesi'nde İngilizce Psikoloji lisans eğitimini tamamlamıştır. Lisans sürecinin ardından Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) eğitimi alarak psikoterapi alanındaki yetkinliğini artırmıştır. Farklı sektörlerde ve yurtdışında edindiği deneyimlerle psikolojiye çok yönlü bir perspektiften yaklaşan Cansu, aktif olarak bireysel terapi çalışmaları yürütmekte ve psikolojik bilgi ile birikimini dijital mecralarda toplumla paylaşmaktadır. Psikolojik bilginin toplum sağlığı üzerindeki dönüştürücü etkisine inanan Cansu, bilimsel veriler ışığında zihinsel iyi oluşu desteklemeyi hedeflemektedir. Halihazırda Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans programına devam eden Cansu, akademik gelişimini sürdürürken güncel psikoloji kuram ve uygulamalarını hem saha deneyimleriyle hem de araştırmalarla derinleştirmeye odaklanmaktadır. Psikoloji bilimini daha anlaşılır ve ulaşılabilir kılmayı amaç edinmiş olan Cansu, etik ilkelere bağlı kalarak geniş kitlelere bilimsel bilgiyi aktarmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar