“Travma”, özellikle son yıllarda sıkça konuşulan bir kavram hâline geldi. İnsanlar yaşadıkları birtakım acı ya da atlatılması güç olayları bu kelimeyi kullanarak açıklayabiliyor. Yakın zamanda, bu konuya belki de üzerinde çok durmadığımız bir açıdan bakan Boris Cyrulnik ve onun “Şahane Bir Mutsuzluk” kitabıyla tanıştım.
Boris Cyrulnik, Fransız bir psikiyatrist. 1942’de, kendisi henüz 5 yaşındayken, ailesi Auschwitz toplama kampına gönderilmiş. Bu olay gerçekleşmeden önce de ailesi, onu korumak amacıyla bir yatılı okula yerleştirmiş. Hayatı boyunca da etkisi kalıcı olacak zor olaylar yaşamış. Fakat o, belki de bu olaylar sebebiyle, travma ve özellikle de “dayanıklılık” yani “resilience” kavramı üzerine çalışmalar yapmış. Şahane Bir Mutsuzluk kitabında da çoğunlukla bu kavramlara değiniyor.
Dayanıklılık (Resilience)
Boris Cyrulnik, ne zaman yaşadığı kötü çocukluğa rağmen ayağa kalkıp toparlanmış, kendine güzel bir hayat kurmuş bir yetişkin görsek ona hayranlık duyduğumuzdan bahseder.
Peki, bu nasıl mümkündür? Aynı ya da benzer deneyimler yaşamış iki çocuktan biri hayatına devam edebilirken, hatta yaşadığı kötü deneyimleri kendi lehine çevirebilirken bir diğeri neden bunu yapamaz? Kitapta bununla ilgili önemli bir örnek yer alır. Amerikan Sosyal Hizmetleri on bir çocuk seçmiş ve bu çocukları elli yıl boyunca izlemiştir. Çocukların hepsi başta “bozulmuş” durumdadır ancak ilişki kurma, yaratıcılık ve mizah gibi dayanıklılığı artıran unsurlara yetenekli olan çocuklar ergenlik çağında –çeşitli konularda hâlâ büyük riskler barındırsalar da– bağımsızlık kazanabilmiştir.
Bu örnekten yola çıkarak, belki de en önemli gelişim faktörünün çevre desteği yani ilişkiler olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu çocukların yaklaşık %72’si 45 yaşına yaklaştığında gayet mutlu yetişkinler olabilmişken, çevre desteğinden en çok yalıtılmış olan geri kalanların maalesef bu yüzde içinde bulunmamasından çıkarabiliriz (Cyrulnik, 2023, s. 8).
Göçmenlerle ilgili de buna benzer bir durum söz konusudur. Bir göçmen ne kadar yalnız yaşarsa kaygısının da o kadar arttığı tespit edilmiştir. Bunun yanında, yaşadıkları toprakların dilini öğrenmek ve kültürle bütünleşmek göçmenlerin dayanıklılığını artırır.
Hayatta Kalan Olmak
Kitapta bahsedilen bir diğer ilgi çekici konu ise birileri giderken hayatta kalan olmanın insanın omzuna yüklediği bazı zorunluluklar. Yakınlarını kaybetmiş insanlardan toplumun beklediği bazı şeyler vardır. O acı olay yaşandıktan sonra yaşam yüzlerine gülmüşse, mutlu olabilmişlerse bu hoş karşılanmaz. Kurban olanın hep kurban kalması istenir. Çünkü onlara yardım etmek, bir başkası için her zaman çok sağlam bir iyi hissetme yoludur.
Yani dayanıklı kişi kendine hayran da bırakabilir, üstüne bütün kötü dikkatleri de çekebilir. Peki, sevdiği birinin ölümü, kişinin yas yoluyla özgürleşmesini sağladıysa ya da onda bazı olumlu özelliklerin ortaya çıkmasına yol açtıysa? Bu, elbette mümkündür ancak hiç kimse bundan bahsetmek bile istemez; sonuçta herkesin farkında olduğu ama konuşmaya cesaret edemediği bir konu olarak kalır.
Yazar, buna da değiniyor. Kitapta Mouloud adında, derslerinde çok başarılı ve herkesin kendisinden büyük şeyler beklediği bir çocuktan bahsediliyor. Büyük üniversitelerin hazırlık sınavına girecekken bir gece çocuk, bilincini yitirmesine sebep olacak kadar büyük bir mide sancısı yaşıyor. Mouloud, kısa süre sonra bu kaygının sebebinin dul ve okumamış annesiyle beraber dokuz küçük kardeşini terk edeceği düşüncesi olduğunu anlıyor. Eğer çok başarılı olup güzel bir okula giderse, annesi ve kardeşlerini bir başına bırakmaktan hep suçluluk duyacağını fark ediyor. Bulduğu çözüm yolu onu ulaşmayı umduğu hayallerinden alıkoysa da, sınavda bilerek başarısız olmaya karar veriyor. Bu fedakârlık tabii ki herkes tarafından takdir ediliyor.
Peki, konuşulmayan ne? Eğer annesi ölürse ve kardeşleri yetimhaneye yerleştirilirse Mouloud istediğini elde edebilir. Belki de o, bu üzücü çözüm yolu sayesinde dayanıklılık sahibi olabilirdi (Cyrulnik, 2023, ss. 47-48).
Hayatı Güzelleştiren Rol Modeller
“Büyüleyici bir bahçıvan, bir etüt ablası ya da bir siyasi parti çekilen acının anlamını değiştirebilir.” (Cyrulnik, 2023, s. 59)
Birçok insanın geçmişinde onu çok etkilemiş bir öğretmen, belki kendinden yaşça büyük bir abi veya abla ya da –gerçek anlamda onu tanımıyor olsa bile– bir televizyon figürü bulmamız mümkündür. Özellikle küçük yaşlarda hayranlık duyulan kişi, çocuklar için pek çok durumda rol modeller hâline gelebilir. Okul, doğru kişilerle dolu olduğunda bunun için mükemmel bir yerdir. Travma yaşamış, savaştan kaçmış çocukların hayatlarındaki yetişkinler ilk defa artık birer katil değil, nazik de olabilen kişilerse, okul onlar için mutluluk veren bir yere dönüşür. Bu çocukların okula ders saatinden çok önce gelip, kapı önünde soğukta dahi beklemesi hiç de az rastlanan bir durum değildir (s. 58). Dayanıklılık sahibi olmak için çevrenin ve rol modellerin ne kadar önemli olduğunu buradan bir kez daha anlayabiliriz.
Sonuç
Boris Cyrulnik, pek fazla konuşulmayan ama şüphesiz önemli olan çeşitli konuları “Şahane Bir Mutsuzluk” kitabında ele almış. Travma ve dayanıklılık kavramlarına onun gözüyle bakmak, yaşadığımız olumsuzlukların her zaman o kadar da korkunç ve geri döndürülemez olmadığını bilmek içimizi rahatlatıyor ve bize her zamankinden farklı, güzel bir bakış açısı kazandırıyor.
KAYNAKÇA
Cyrulnik, B. (2023). Şahane Bir Mutsuzluk (H. C. Utku, çev.). İstanbul: Monografi Yayınları.


