Sizce mutluluk nedir? Hayal ettiğiniz bir şeyin tamamıyla gerçek olması mı? Uzun süredir beklediğiniz tatil planına çıktığınız o an mı? Yoksa eve geldiğinizde huzurla uyumak mı?
Tıpkı diğer duyguların tanımı gibi, mutluluğun tanımı da kişiden kişiye değişiyor. Tatile gitmek, sınavdan beklediğimiz sonucu almak, uzun süredir indirime girmesini beklediğimiz kıyafetin hediye olarak gelmesi gibi dışsal olaylar bizi elbette mutlu edebilir. Ancak bu gibi anların verdiği mutluluk ne kadar kalıcıdır? Bizi uzun vadede doyuran bir etki yaratır mı?
Akış kitabının yazarı Mihaly Csikszentmihalyi, mutluluğun dışsal koşullara değil, içsel süreçlere bağlı olduğunu savunur. Ona göre mutluluk, başımıza gelen olumlu olaylardan çok, zihnimizde olup bitenlerle ilgilidir. Yani mutluluğun içsel olarak inşa edilebileceğini söyler. Bakış açımızla, düşünce şeklimizle, dikkatimizi yönlendirme biçimimizle mutluluğun seviyesini artırmanın bizim elimizde olduğunu vurgular.
Aslında önemli olan başımıza gelen olaylar değil, onları zihnimizde nasıl deneyimlediğimizdir. Mesela yağmurlu bir havada, dalgınlıkla su birikintisinden yürüdüğümüzde paçalarımız kirlendiği için öfkelenebiliriz. Ancak aynı olayı oyuna çevirip, bu durumu kabullenerek koşmaya başlayabiliriz. Belki de uzun süredir ilk kez, çocukken yaptığımız gibi, su birikintilerinde oynamanın özgürleştirici hissini yaşarız. İşte bu farkı yaratan şey, olayın kendisi değil; o olayı nasıl yorumladığımızdır.
Kısacası, deneyimlerimizi nasıl algıladığımız bir noktaya kadar bizim kontrolümüzdedir. Csikszentmihalyi bunu “bilinçli deneyim organizasyonu” olarak tanımlar. Yani zihnimizi nasıl yönettiğimiz, dikkatimizi nereye verdiğimiz, olayları nasıl anlamlandırdığımız bizim o anki mutluluğumuzu belirler. Bilincimizi geliştirerek, farkındalığımızı artırarak, dış dünyayı kontrol edemediğimizde bile içsel huzurumuzu koruyabiliriz.
Bazen de o anı kontrol edemeyecek kadar keyifli oluruz. Mesela uzun süredir görüşmediğimiz arkadaşlarımızla buluştuğumuz bir kahve masasını düşünelim. Sohbet derinleşir, kahkahalar artar, konu bir anda yıllar öncesine gider ve zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. O anki deneyimin içinde kayboluruz. Csikszentmihalyi, bu durumu “akış” olarak tanımlar. Yaptığımız şeyleri yalnızca yaptığımız için mutlu hissettiğimizde, ucunda bir ödül ya da teşvik yokken keyifle o işi yapmaya devam ettiğimizde akışta oluyoruz. Zihnimiz dağılmaz, dikkatimiz dağılmaz, sadece o an vardır.
Bu bakış açısının aksine, bazen “mutluluk” bir sonuç gibi düşünülüyor. Terfi aldığımızda mutlu olmak, zor bir dersi geçtiğimizde mutlu olmak gibi örnekler hep bir hedefin ardından gelen kısa süreli duygulanımları tarif ediyor. Peki ya süreçte nasıl mutlu olunur? Ne yaparsak kendimizi huzurlu hissederiz? Yapmamız gerekenleri yaparken nasıl mutlu oluruz? Bunu hiç düşündünüz mü?
Mutluluk bir varış noktası değilse, onu günlük yaşamın içine nasıl dahil edebiliriz?
Günlük yaptığımız rutinlerde küçük akış anları bulabiliriz. Mesela kahve hazırlarken, sevdiğimiz bir şarkıyı dinlerken, yürüyüş yaparken ya da bir çocuğun gözlerine bakarken… O anı kendimiz için keyifli hale getirebiliriz. Günlük rutinimize mutlu anlar eklemek, sandığımızdan daha kolay olabilir. Bu bazen sadece beş dakikalık bir nefes egzersizi yapmak, bazen sevdiğimiz birini aramak, bazen de kendimize içten bir “nasılsın” demek olabilir.
Csikszentmihalyi’ye göre mutluluk, tıpkı bir kas gibi çalıştırıldıkça güçlenen bir beceridir. Üzerine düşündükçe, farkındalık geliştirdikçe ve bu alanda pratik yaptıkça büyür. Bilinçli farkındalıkla deneyimlerimizi dönüştürme gücümüz arttıkça, mutluluğa ulaşmamız da kolaylaşır. Zihnimiz o anla meşgul oldukça, geçmişin ağırlığı ve geleceğin belirsizliği azalır.
Bunları fark edebilmek ve bizi neyin mutlu ettiğini keşfedebilmek için kendimizi tanımamız gerekir. Bu da bazen zaman alabilir. Hepimizin gün içinde yaptığı binlerce şey var. Ama arada bir durup şu soruyu kendimize sorabiliriz:
“Ben şu anda gerçekten ne hissediyorum? Bu anı daha keyifli hale getirebilir miyim?”
Unutmayalım: mutluluk büyük, uzak ve karmaşık bir hedef olmak zorunda değil. Belki de tam da şu an, bu satırları okurken içimizde bir yer hafifçe kıpırdadıysa, işte orada bir mutluluk kıvılcımı parladı bile.
Hadi gelin, kendimize o zamanı verelim ve mutluluk gemisinin akışına kendimizi bırakalım.



Çok tebrik ederim. Çok akıcı bir yazı. Nicelerine 🙏🏻🤍🥰