Son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir manzara var: Gündelik yaşantısından sıklıkla kesitler sunan, reels çeken, estetik fotoğraflar eşliğinde “iyileşme” anlatıları paylaşan terapistler. Bu noktada sormamız gereken temel bir soru var: Terapist nerede biter, influencer nerede başlar?
Psikoterapi, doğası gereği asimetrik bir ilişkidir. Terapötik ilişki; danışanın ihtiyaçlarının merkeze alındığı, terapistin ise bilinçli olarak geri planda kaldığı, sınırları net bir çerçeveye dayanır. Ancak sosyal medyanın kontrolsüz kullanımı bu çerçeveyi giderek bulanıklaştırmaktadır.
Görünürlük Masum Mudur?
Bir terapistin sosyal medyada psiko-eğitim yapması, ruh sağlığına dair mitleri çürütmesi ya da psikolojik kavramları sade bir dille anlatması kuşkusuz oldukça kıymetlidir. Nitekim araştırmalar, doğru yapılandırılmış psiko-eğitimin damgalanmayı azalttığını ve yardım arama davranışını artırdığını göstermektedir (Corrigan & Watson, 2002). Ancak mesele, terapistin kendi yaşamını da bir vitrine dönüştürdüğü noktada başlar. Terapistin tatil paylaşımları, lüks yaşam imgeleri, ilişki detayları, bedenine veya statüsüne yapılan vurgu; terapötik ilişkiye hiç de masum olmayan anlamlar sızdırır. Çünkü danışan terapisti yalnızca “bir kişi” olarak değil, bir aktarım nesnesi olarak algılar.
“Terapistimi Yüksekte Görüyorum”
Terapi, yapısı gereği asimetrik bir ilişkidir. Terapist ve danışan terapide eşit rolleri paylaşmaz; bu eşitsizlik bir güç oyunu değil, iyileştirici bir çerçevedir. Terapistin görevi, kendi hayat hikâyesini sahneye taşımak değil; danışanın iç dünyasına güvenli bir alan açmaktır. Terapide odak danışandır ancak bu durumda odak danışandan uzaklaşır ve terapötik sürecin sınırlarını zedeler.
Psikanalitik kuram bize şunu söyler: Danışan, terapiste bilinçdışı fanteziler, idealleştirmeler ve ebeveyn imgeleri yükler (Freud, 1912). Bu aktarım, terapötik çalışmanın temel malzemesidir. Ancak sosyal medya üzerinden sürekli “kusursuz”, “başarmış”, “hep iyi” görünen bir influencer terapist figürü, bu aktarımı bulanıklaştırır.
Danışan için terapist artık:
-
“Benim asla olamayacağım kadar mutlu”
-
“Hayatı çözmüş”
-
“Benden üstün” bir figüre dönüşebilir.
Bu durumda danışanın iç dünyasında şu duygular belirebilir:
-
“Ben neden onun gibi olamıyorum?”
-
“Demek ki bende bir eksiklik var.”
-
“Bu kadar düzenli biri, beni gerçekten anlar mı?”
Bu durum, danışanda yetersizlik, utanç, kıyas ve değersizlik duygularını tetikleyebilir. Özellikle narsisistik kırılganlığı, depresif örüntüleri veya bağlanma travmaları olan danışanlar için bu etki daha da derindir. Araştırmalar, aşırı idealleştirilen terapist figürünün danışanda utanç ve yetersizlik duygularını artırabileceğini göstermektedir (Gelso & Hayes, 2007). Terapi, iyileştirmesi gerekirken, danışanın kendini daha küçük hissettiği bir alana dönüşebilir.
Kendini Açma mı, Kendini Sunma mı?
Elbette terapistin tamamen “silinmiş” bir figür olması gerekmez. Terapötik kendini açma (therapeutic self-disclosure), uygun dozda ve danışanın yararına olduğunda etkili olabilir (Hill & Knox, 2001). Ancak sosyal medyadaki paylaşımların bir kısmı terapötik kendini açmadan ziyade kendini sunma niteliği taşır. Bu sunum, danışanın ihtiyacından değil; algoritmanın, beğeninin, takipçinin ve görünür olma arzusunun ihtiyaçlarından beslenir. Burada etik bir soru doğar: Terapist bu paylaşımı kimin için yapıyor? Danışanı için mi, yoksa takipçi sayısı için mi?
Çerçevenin Sessiz İhlali
Terapötik çerçeve; seans süresi, ücret, sınırlar ve roller kadar bilgi asimetrisini de içerir. Danışan terapistin hayatına dair sınırlı bilgiye sahiptir; bu da güvenli bir alan yaratır (Zur, 2007). Sınırların sosyal medya paylaşımlarında da korunması gerekir. Sınırların korunmadığı sosyal medya paylaşımları ise bu asimetrinin altını oyar. Danışan, terapistin:
-
Ne yediğini
-
Nerede tatil yaptığını
-
Kiminle birlikte olduğunu
-
Nasıl bir yaşam sürdüğünü bilir hale gelir. Bu bilgi, seansa sessizce taşınır. Konuşulmaz ama hissedilir.
Etik Kodlar ne Diyor?
Amerikan Psikoloji Derneği’nin Etik İlkeleri ve Davranış Kuralları, psikologların danışana zarar verme riski taşıyan çoklu ilişkilerden ve rol karmaşasından kaçınmasını açıkça vurgular (APA, 2017). Benzer şekilde, Avrupa Psikologlar Dernekleri Federasyonu’nun (EFPA) Meta-Etik Kodu da terapistlerin mesleki rollerini kişisel çıkar, görünürlük ya da statü kazancı ile karıştırmamaları gerektiğini belirtir (EFPA, 2015). Bu nedenle sorun sosyal medyanın kendisi değil; terapistin etik refleksini dijital alana taşıyıp taşıyamadığıdır. Terapi, etik sınırların korunduğu yerde iyileştiricidir; sınırların belirsizleştiği yerde ise zarar verme potansiyeli taşır. Etik ihlaller her zaman yüksek sesle olmaz; bazen danışanın içindeki güven duygusu yavaşça çekilir.
Sonuç Yerine: Görünür Olmak mı, Güvenli Olmak mı?
Bu yazı, terapistlerin sosyal medyada var olmaması gerektiğini savunmaz. Aksine, ruh sağlığının kamusal alanda konuşulmasının dönüştürücü gücünü kabul eder. Ancak belirleyici olan, görünürlüğün biçimidir. Terapist, algoritmanın ritmine uyum sağladığında; terapi, fark edilmeden bir gösteriye evrilir. Ve terapi gösteri kaldırmaz. Belki de bugün kendimize şu soruları sormanın zamanıdır:
Danışan için daha iyileştirici olan nedir? Terapi, kimin hikâyesinin merkezde kaldığı sürece iyileştiricidir?
Kaynakça
-
American Psychological Association. (2017). Ethical principles of psychologists and code of conduct. Washington, DC: Author.
-
Corrigan, P. W., & Watson, A. C. (2002). The paradox of self-stigma and mental illness. Clinical Psychology: Science and Practice, 9(1), 35–53.
-
European Federation of Psychologists’ Associations. (2015). Meta-code of ethics. Brussels: EFPA.
-
Freud, S. (1912). The dynamics of transference. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 12, pp. 97–108). London, England: Hogarth Press.
-
Gelso, C. J., & Hayes, J. A. (2007). Countertransference and the therapist’s inner experience: Perils and possibilities. Lawrence Erlbaum Associates Publishers.
-
Hill, C. E., & Knox, S. (2001). Self-disclosure. Psychotherapy: Theory, Research, Practice, Training, 38(4), 413–417.
-
Zur, O. (2007). Boundaries in Psychotherapy: Ethical and Clinical Explorations. American Psychological Association.


