Pazartesi, Ocak 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sessizliğin Bedeli: “Uslu” Çocuklar ve Görünmez Yaralar

Toplumumuzda çocuklarla ilgili en yaygın övgü cümlelerinden biri şudur: “Maşallah, o kadar uslu ki varlığıyla yokluğu bir.” Bir misafirlikte köşesinde sessizce oturan, hiçbir şeye itiraz etmeyen ve yetişkinlerin dünyasına “sorun” çıkarmayan o çocuk, her zaman ideal çocuk olarak gösterilir. Ancak bir psikolog gözüyle baktığımızda, bir çocuğun varlığıyla yokluğunun bir olması durumu, genellikle bir başarı değil, derinlere gömülmüş bir sessiz imdat çağrısıdır.

Otoriter Tutumun Gölgesinde “Uslu” Olmak

Çocukluk, doğası gereği merak, hareket ve sınırları zorlayan bir keşif sürecidir. Eğer bir çocuk, bu doğal canlılığı tamamen kısmışsa, orada ebeveyn tutumlarını incelemek gerekir. Akademik literatürde, aile içindeki katı disiplin ve baskıcı tutumun çocuk üzerindeki etkileri oldukça nettir. Aksoy ve Baydan (2011) tarafından yapılan çalışmada, ebeveynlerin otoriter ve kısıtlayıcı tutumlarının, çocukların sosyal uyum stratejilerini doğrudan şekillendirdiği vurgulanmaktadır. Bu araştırmaya göre, baskıcı bir iklimde yetişen çocukların sergilediği o meşhur “usluluk”, aslında çocuğun kendi duygularını bastırarak geliştirdiği pasif uyum mekanizması olarak karşımıza çıkar (Aksoy ve Baydan, 2011).

Burada çocuk, özgür bir birey olduğu için değil, otoriteyle çatışmaktan korktuğu veya onay alamayacağını bildiği için sessizleşir. Aksoy ve Baydan (2011), ailedeki baskıcı tutum arttıkça çocukların kendilerini ifade etmek yerine bağımlı ve çekingen bir tutum sergilediklerini belirtmektedir. Yani bugün övülen o sessizlik, aslında çocuğun kendi benliğinden verdiği büyük bir tavizdir. Çocuk, ebeveyninin sevgisini kaybetmemek için kendi sesini feda eder.

Görünmez Yaralar: Duygusal İhmalin Sessizliği

“Uslu” olarak etiketlenen çocukların birçoğu, aile sistemi içerisinde “hiç sorun çıkarmayarak” var olmaya çalışır. Ancak bu durum, çocuğun duygusal ihtiyaçlarının ebeveyn tarafından fark edilmemesine, yani bir tür “duygusal ihmale” yol açar. Duygusal ihmal, fiziksel istismar gibi somut izler bırakmaz bu yüzden tespiti zordur ve sessizce ilerler.

Ateşsönmez ve Kandemir (2025) tarafından yapılan güncel bir çalışma, çocukluk çağında yaşanan bu tür duygusal travmaların ve ihmalin bireyin ruhsal yapısı üzerindeki kalıcı etkilerine dikkat çekmektedir. Araştırmacılar, duygusal ihtiyaçları karşılanmayan ve sesi duyulmayan çocukların, bu boşluğu doldurmak için duygularını tamamen kapatabildiklerini belirtmektedir (Ateşsönmez ve Kandemir, 2025). Bu durum, çocuğun dışarıdan bakıldığında “sorunsuz” görünmesine neden olsa da iç dünyasında derin bir kopuşun işaretidir.

Duygusal ihmale maruz kalan çocuklarda, sorunları dışa vurmak (saldırganlık veya yaramazlık) yerine içe yöneltme eğilimi görülür. Ateşsönmez ve Kandemir (2025), bu tür bir ihmalin bireyde “aleksitimi” yani kendi duygularını tanıma ve ifade etme güçlüğü geliştirme riskini artırdığını vurgulamaktadır. Bu bağlamda, “hiç sesi çıkmıyor” diye övülen çocuğun aslında kendi duygularına yabancılaştığı ve bu sessizliği bir korunma kalkanı olarak kullandığı söylenebilir.

Yetişkinliğe Taşınan Sessiz Miras

Çocukken “akıllı uslu” etiketiyle ödüllendirilen bireyler, yetişkinlik hayatlarında genellikle sınır çizmekte zorlanan, aşırı uyumlu kişilere dönüşürler. Aksoy ve Baydan (2011) çalışmasında değinilen sosyal uyumun “bağımlı” tarafı, yetişkinlikte hayır diyememe ve sürekli başkalarını memnun etme çabası olarak karşımıza çıkar. Çocukluğunda sadece sessiz ve uyumlu olduğunda onaylanan birey, yetişkinliğinde de ancak başkalarının beklentilerini karşıladığında değerli olduğuna inanır.

Duygusal ihmalin uzun vadeli etkileri, bu bireylerin ikili ilişkilerinde de tıkanmalar yaratır. Ateşsönmez ve Kandemir (2025) kaynağında belirtildiği üzere, duyguları çocuklukta görülmemiş ve aynalanmamış bireyler, yetişkin olduklarında hem kendi ihtiyaçlarını tanımlamakta hem de partnerlerinin duygusal dünyasına dahil olmakta zorluk yaşarlar. Onlar için sessizlik bir güvenlik alanıdır; ancak bu alan aynı zamanda onları gerçek yakınlıktan ve özgün bir yaşamdan mahrum bırakır. Profesyonel terapi odalarında en çok duyduğumuz “neden mutsuzum bilmiyorum” cümlesinin altında, genellikle çocukluktaki o “uslu” sessizliğin bastırılmış öfkesi yatar.

Ebeveynlere ve Topluma Çağrı

Bir ebeveyn olarak çocuğunuzun itiraz etmesi, “hayır” demesi veya zaman zaman çatışmaya girmesi, onun sağlıklı bir kişilik geliştirdiğinin işaretidir. Eğer bir çocuk hiçbir zaman sorun çıkarmıyorsa, orada ebeveynin şu soruyu sorması gerekir: “Çocuğum gerçekten huzurlu mu, yoksa duyulmayacağına inandığı için mi sustu?”

Aksoy ve Baydan (2011) çalışmasının da altını çizdiği gibi, demokratik ve destekleyici ebeveyn tutumları, çocuğun “uslu” değil “özgüvenli ve uyumlu” olmasını sağlar. Gerçek uyum, korkudan değil, karşılıklı güvenden beslenir. Öte yandan, Ateşsönmez ve Kandemir (2025) tarafından vurgulanan duygusal farkındalığın temelleri çocuklukta atılır. Çocuğun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak yetmez; onun öfkesini, üzüntüsünü ve heyecanını da “duymak” gerekir.

Sonuç olarak; Çocuklarınızın uslu olmasını değil, kendisi olmasını hedefleyin. Unutmayın ki, çocukken bastırılan her çığlık, yetişkinlikte birer psikolojik semptom olarak kapıyı çalar. Çocuğunuzun sessizliğiyle gurur duymadan önce, o sessizliğin içinde nelerin feda edildiğini anlamaya çalışın. Bir çocuğun en büyük başarısı sessizliği değil, kendini güvenle ifade edebilmesidir. Çünkü gerçek iyilik hali, sessiz kalmakta değil, kendi sesini bulabilmektedir.

Kaynakça

Aksoy, A. B., ve Baydan, G. (2011). Anne Babaların Çocuk Yetiştirme Tutumları ile Çocukların Sosyal Uyum Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. Ateşsönmez, B., ve Kandemir, F. (2025). Çocukluk Çağı Travmalarının Alt Tipleri ve Aleksitimi: Güncel Bir Bakış. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar.

Melike Salman
Melike Salman
Melike Salman, Kahramanmaraş doğumludur. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4.sınıf öğrencisidir. Eğitim hayatında devlet hastanesi ve özel kliniklerde staj yapmıştır. Gelişim psikolojisi, psikolojik testler, oyun terapisi, bilişsel psikoloji, çift ve evlilik terapisi, aile terapisi gibi derslerini başarıyla tamamlamıştır. Uzmanlaşmak istediği alan genel olarak çocuk psikoloji üzerine olup oyun terapisi, çocuk ve ergen bilişsel davranışçı terapi, kısa süreli çözüm odaklı terapi gibi eğitimler almıştır ve almaya devam etmektedir. Psikoloji alanında kendini geliştirmeye devam etmekte ve başarılı bir psikolog olarak meslek hayatında başta çocukların olmak üzere bireylerin ruh sağlığını güçlendirmek istemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar