Bir ilişkinin daha en başında bu bana iyi gelmez hissi varken yine de o kişiye doğru çekilmek, çoğu insanın düşündüğünün aksine bir saflık ya da irade zayıflığı değildir. Psikoloji literatürü; romantik çekimin büyük ölçüde bilinçli kararlarla değil, öğrenilmiş duygusal örüntülerle şekillendiğini göstermektedir. İnsanlar çoğu zaman kendilerine iyi geleni değil tanıdık olanı seçer.
Tanıdık Olan Neden Bu Kadar Çekici?
İnsan zihni, belirsizlikten hoşlanmaz. Bu nedenle daha önce deneyimlediği, bildiği ve tanıdığı ilişki dinamiklerini “güvenli” olarak kodlama eğilimindedir. Sosyal psikolojide mere-exposure effect (basit maruz kalma etkisi) olarak bilinen bu olguya göre bir uyaranla ne kadar sık karşılaşırsak ona karşı olumlu bir tutum geliştirme olasılığımız artar (Zajonc, 1968).
Bu etki yalnızca nesneler ya da yüzler için değil ilişki biçimleri için de geçerlidir. Çocuklukta ya da önceki ilişkilerde tanık olunan davranış kalıpları yetişkinlikte çekici gelebilir. Bu kalıplar sağlıksız olsa bile tanıdık olmaları onları zihinsel olarak “rahatlatıcı” kılar.
Bağlanma Stilleri ve İlişki Seçimleri
Bağlanma Kuramı, yanlış kişilere neden çekildiğimizi anlamada en güçlü teorik çerçevelerden biridir. John Bowlby’nin geliştirdiği bu kurama göre; erken dönem bakım verenlerle kurulan ilişkiler, bireyin ileriki yaşamındaki yakınlık, güven ve terk edilme algısını şekillendirir (Bowlby, 1969).
Araştırmalar; kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin duygusal olarak ulaşılması zor, mesafeli ya da tutarsız partnerlere daha sık çekildiğini göstermektedir. Kaçınmacı bağlanma stiline sahip bireyler ise yakınlıktan kaçan, duygusal mesafeyi koruyan ilişkileri tercih edebilir (Mikulincer & Shaver, 2007). Bu durum, ilişkilerde sıkça görülen “birinin kovalamaya, diğerinin kaçmaya meyilli olması” dinamiğini açıklar.
Yanlış İnsan, Kötü İnsan Demek Değildir
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: “yanlış insan” çoğu zaman “kötü insan” anlamına gelmez. Yanlış olan, iki kişinin duygusal ihtiyaçlarının ve ilişki kapasitelerinin birbiriyle örtüşmemesidir. Ulaşılabilirlik, güven, süreklilik ve karşılıklılık gibi temel ihtiyaçlar karşılanmadığında ilişki yorucu hale gelir. Buna rağmen çekim devam edebilir çünkü çekim her zaman sağlıklı uyuma dayanmaz.
Tekrarlanan Döngüler ve Bilinçdışı Motivasyonlar
Psikodinamik yaklaşımlar, bireylerin çözülmemiş erken dönem duygusal deneyimlerini bilinçdışı düzeyde tekrar etme eğiliminde olduğunu öne sürer. Freud’un; tekrar etme zorlanımı (repetition compulsion) kavramı, kişinin geçmişte yarım kalan ilişki deneyimlerini yeni ilişkilerde yeniden sahnelemesini açıklar (Freud, 1920).
Bu perspektife göre yanlış kişilere çekilmek, bilinçdışı bir şekilde “bu sefer farklı olacak” umuduyla eski bir hikâyeyi tamamlama çabasıdır. Zihin, tanıdık acıyı bile bilinmez mutluluğa tercih edebilir.
Şemalar: İlişkinin Görünmez Rehberi
Jeffrey Young’ın geliştirdiği şema terapisi modeli, ilişki seçimlerini açıklamada önemli bir yere sahiptir. Şemalar; çocuklukta oluşan ve kişinin kendisi, diğerleri ve dünya hakkındaki temel inançlarını içeren yapılardır. “Terk edilme”, “duygusal yoksunluk” veya “kusurluluk” gibi şemalara sahip bireyler, bu şemaları tetikleyen ilişkilere daha yatkın olabilir (Young, 1990).
Paradoksal olarak kişi, kendisini inciten ilişki dinamiklerini tanıdık bulduğu için bu ilişkilerde kalmaya devam edebilir. Şema aktive oldukça çekim artar farkındalık ise azalır.
Çekilmek Otomatiktir, Kalmak Bir Karardır
Psikoloji, çekimin her zaman bilinçli bir tercih olmadığını kabul eder. Ancak ilişkide kalmak, sınır koymak ve tekrar eden döngüleri fark etmek öğrenilebilir becerilerdir. Farkındalık arttıkça kişi çekildiği insanla ilgili daha gerçekçi değerlendirmeler yapabilir. Yanlış insana çekilmek bir kusur değil çoğu zaman geçmişten taşınan duygusal kalıpların bugüne yansımasıdır. Bu kalıplar fark edildiğinde ilişki seçimleri de değişebilir.
Farkındalık Nasıl Gelişir?
Yanlış kişilere tekrar tekrar çekilmenin önüne geçebilmek için ilk adım bu çekimin kaynağını ahlaki ya da kişisel bir yetersizlik olarak değil psikolojik bir süreç olarak ele almaktır. Farkındalık, “neden hep böyle insanları seçiyorum?” sorusunu “bende hangi örüntüler aktifleşiyor?” noktasına taşır. Bu bakış açısı suçlamayı azaltır ve gözlem alanını genişletir.
Araştırmalar, duygusal farkındalık düzeyi yüksek bireylerin romantik ilişkilerde daha gerçekçi değerlendirmeler yapabildiğini göstermektedir. Özellikle erken dönemde ortaya çıkan yoğun çekim, idealizasyon ve hızlanmış yakınlık isteği gibi işaretler fark edildiğinde kişi kendi bağlanma tepkilerini ayırt edebilir. Bu, çekimin otomatikliğini tamamen ortadan kaldırmaz ancak kişinin bu çekime rağmen kendisi için daha sağlıklı kararlar alabilmesini mümkün kılar.
Yanlış insana çekilmek çoğu zaman bireyin zayıflığını değil geçmişte öğrendiği duygusal dili yansıtır. İnsanlar sevilmeyi değil tanıdık biçimde sevilmeyi arar. Bu nedenle çekim, her zaman iyilikle örtüşmez. Ancak farkındalık, bu otomatik süreçlere mesafe koyabilmeyi sağlar. Çekildiğimiz insanları hemen değiştiremeyebiliriz fakat neden çekildiğimizi anladığımızda ilişkide kalma ya da ayrılma kararlarımız daha bilinçli hale gelir. Psikoloji, bu noktada rahatlatıcı bir gerçek sunar: Örüntüler, bir kez öğrenildiyse yeniden öğrenilebilir.
KAYNAKÇA
-
Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
-
Freud, S. (1920). Beyond the pleasure principle. International Psycho-Analytical Press.
-
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. Guilford Press.
-
Young, J. E. (1990). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.
-
Zajonc, R. B. (1968). Attitudinal effects of mere exposure. Journal of Personality and Social Psychology, 9(2), 1–27.


