Pazartesi, Şubat 23, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Nefret Ettiğimiz Kişiye Dönüşmek: Psikolojik Bir Bakış Açısıyla

Siz de nefret ettiğiniz kişinin izlerini kendinizde görüyor musunuz? Peki ya sizce bunun ortaya çıkma nedeni veya süreci nasıl gelişiyor? Hepimiz hayatımızdaki bazı insanlara karşı, bu kişiler aile bireyleri de dahil olmak üzere, eleştirir: “Ben asla bunu yapmayacağım”, “Ben bu şekilde davranmam, öyle tepkiler vermem.” diyebiliriz. Ama benzer olaylarla karşılaştığımız anlarda bir bakarız ki bizler de o eleştirdiğimiz ve “asla” dediğimiz kişiler gibi davranmışız, tepkiler vermişiz ve tavırlar sergilemişiz.

Bu durum bireysel gelişim sürecimizde ve toplumsal ilişkilerde sıkça karşımıza çıkan bir olgudur.

Psikolojik Arka Plan

Psikanaliz, bu etki-tepki olayının kökeninde Freud’un özdeşim (Identification) mekanizmasının rol oynadığını söyler. İnsan kendisini koruma yolculuğunda bazen en çok kaçındığı özellikleri içselleştirir. Bir çocuğun, onu inciten ebeveynine benzemesi ya da bir yetişkinin, eleştirdiği davranış modüllerini kendi hayatında yaşaması veya tekrarlaması bu kavramın en bilinen örneklerindendir.

Anne-Baba ile Özdeşim

Çocuk, ebeveynlerinin davranışlarını taklit eder; onların değerlerini içselleştirir.

Süperego Oluşumu

Özdeşim sayesinde toplumsal normlar ve yasaklar çocuğun iç dünyasına yerleşir.

Özdeşimin Türleri

  1. Birincil Özdeşim (Primary Identification): Çocuğun yaşamının ilk döneminde, bakım verenle (genellikle anne) kurduğu temel özdeşim.

  2. İkincil Özdeşim (Secondary Identification): Çocuk büyüdükçe, özdeşmeye çalıştığı kişilerle arasındaki farklılıkları fark etmeye başladığı özdeşim.

  3. Savunmacı Özdeşim (Identification with the Aggressor): Anna Freud tarafından açıklanmıştır. Kişi, kendisine zarar veren veya tehdit eden figürle özdeşleşerek korkusunu azaltmaya çalışır.
    Örnek: Dayak yiyen bir çocuğun, yetişkin zamanlarında veya yaşça biraz daha büyüdüğünde şiddet uygulayan ebeveyni gibi tavırlar sergilemesi.

Bireysel Gelişim Süreci

Bireysel gelişim süreci içerisinde “asla” dediğimiz olaylara karşı tıpatıp nefret ettiğimiz kişi gibi davrandığımızı görme süreci, farkındalık sonrası çok acı verici ve yıkıcı olabilir. Kişi, kabul etmek yerine inkar etme durumuna girebilir veya “anlık olmuştur, normalde olmazdı” diye kaçmaya çalışabilir.

Özdeşim Örnekleri

  1. Partner ilişkisi: Geçmişte kontrolcü bir bireyden şikayet eden kişi, farkında olmadan kendi ilişkilerinde aynı kontrolcülüğü yapabilir veya yaşayabilir.

  2. Aile ilişkisi: Çocuğuna sürekli bağırmaktan kaçınan bir birey, bir gün kendi ebeveyni gibi davranmaya başlayabilir.

  3. Toplumsal bakış açısı: Bir lideri eleştiren birey, güç elde ettiği vakit aynı baskıcı tavırları sergileyebilir.

Toplumsal (Kültürel) Düzey

  1. Güç ve Otoriteyle Özdeşme: İnsanların kendilerine zarar vermesine rağmen güçlü figürlerle özdeşleşerek aynı kalıpları sürdürmeye devam etmesi.

  2. Kültürel Travma Tekrarı: Toplumların tarihleri boyunca deneyimledikleri olumsuz olayları ve yapıları yeniden üretmesi.

  3. Nefretin Döngüsel Olarak Yeniden Kurulması: Bireysel düzeyde olduğu gibi toplumsal anlamda da nefret unsurunun döngüsel olarak yaşanması.

Nefret ettiğimiz veya korktuğumuz kişiye dönüşmek, insan zihninin kendini koruma ve hayatta kalma çabasının yansımasıdır. Freud’un özdeşim kavramı, bu sürecin bilinçdışı bir etki-tepki durumuna dayandığını gösterir. Kişi çoğu zaman farkında olmadan, kendisine zarar veren figürün davranışlarını içselleştirir; çünkü tanıdık olana karşı korunabileceğimiz hissi bilinçdışı olarak yerleşir.

“Bilinçdışı tanıdık olanı tekrar etmeye eğilimlidir.”

Farkındalık ve İyileşme

Bu döngünün farkına varmak, onu kırabilmenin ve düzeltebilmenin ilk adımıdır. İnsan hasta olduğunu bilmeden nasıl iyileşebilir?

Jung’un (1959) de dediği gibi: “Bilinçaltında bastırılan şey, kader olarak karşımıza çıkar.” Bu bağlamda kişi, geçmişine cesaretle bakmalı; nefret ettiği veya reddettiği yönleriyle yüzleşmelidir. Bu yüzleşme ve farkındalık süreci, sağlıklı bir iyileşme için şarttır.

Kişisel gelişim açısından farkındalık süreci yalnızca psikoterapi ile sınırlı değildir. Mindfulness, öz-düşünüm ve yazı yazma gibi pratiklerle kişi kendi yolunda ilerleyebilir (Brown & Ryan, 2003). Bu sayede birey, nefret ettiği kişiye dönüşmek yerine kendi benliğini oluşturma şansı bulur.

Nefret edilen kişiye dönüşmek “onun gibi olmaya mahkum olmak” bir yazgı değildir. Sağlıklı bir farkındalık süreci, terapi ve içsel yüzleşme aracılığıyla bu döngü kırılabilir. Kişi geçmişten ibaret değildir; değişim her zaman mümkündür.

Geçmişin zincirlerine kendinizi tutsak ederseniz, bugünkü özünüzü unutmaya mahkum olursunuz. Her şeyden önce “kendinize” sahipsiniz. Kendinizi keşfetmek ve kendinizle ilgili bir şeyler öğrenmek, yaşam boyu süren tek derstir. Bunun keyfini çıkarmayı ve kendinize şefkat göstermeyi unutmayın!

Kaynakça

  • Freud, S. (1921). Group Psychology and the Analysis of the Ego.

  • Anna Freud (1936). The Ego and the Mechanisms of Defence. London: Hogarth Press and Institute of Psycho-Analysis.

  • Freud, S. (1923). The Ego and the Id. SE, 19: 12-66.

  • Jung, C. G. (1959). Aion: Researches into the Phenomenology of the Self. Princeton University Press.

  • Brown, K. W., & Ryan, R. M. (2003). The benefits of being present: Mindfulness and its role in psychological.

Nisa Yaren BABAHAN
Nisa Yaren BABAHAN
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde lisans eğitimime devam ediyorum. Yazma sürecim, toplumun işleyişini ve bireylerin davranış kalıplarını gözlemlemeye duyduğum ilgiyle şekillenmeye başladı. Olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisini, bireylerin tepkilerini ve toplumsal bağlam içindeki hareketlerini analiz etmek, benim için yalnızca akademik bir çaba değil; aynı zamanda kişisel bir anlam arayışıdır. Bu doğrultuda, özellikle makale, analiz ve düşünce yazıları üretmeye yöneldim. Yazılarımda, bireyin içsel dünyasıyla toplumun dışsal gerçekliği arasındaki etkileşimi sorguluyor; çok katmanlı bir bakış açısı sunmaya çalışıyorum. Psychology Times Türkiye gibi düşünsel platformlarda yazmayı hedefliyor; yazınsal üretimimi, bireylerin dünyaya alternatif perspektiflerle bakmasına katkı sunacak şekilde yapılandırıyorum. Yazmak, benim için yalnızca bir anlatım biçimi değil; aynı zamanda düşünsel bir yolculuk ve sorgulama biçimidir.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar