Cuma, Ocak 16, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Aynı Tip İnsanlara Aşık Oluruz?

Birçok insan ilişkilerinde benzer döngüler yaşadığını fark eder: aynı karakter özelliklerine sahip partnerler, benzer kırgınlıklar ve tekrarlayan hayal kırıklıkları. “Neden hep aynı tip insanlara çekiliyorum?” sorusu hem klinik psikoloji alanında hem de günlük yaşamda sıkça duyulan bir sorudur. Aşkın ilk anlarında hissedilen yoğun çekim çoğu zaman bilinçdışı bir tanıdıklık duygusuyla ilişkilidir. Bu tanıdıklığın kökeni yalnızca partner tercihinde değil, geçmiş deneyimlerde, duygusal ihtiyaçlarda ve erken ilişki örüntülerinde aranmalıdır. Bu makalede, bireylerin neden tekrar tekrar aynı tür partnerlere yöneldiğini açıklayan psikolojik yapı, gelişimsel süreçler ve ilişkisel dinamikler ele alınmaktadır.

Gelişme

İnsanların benzer partnerlere yönelmesinin temelinde erken dönemde şekillenen duygusal deneyimler yer alır. Çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişkiler, bireyin sevgi, kabul, güven, sınır konulması ve duygusal destek gibi temel gereksinimlerinin nasıl karşılandığını belirler. Bu deneyimler zamanla zihinsel bir ilişki çerçevesine dönüşür. Yetişkinlikte birey, bu çerçeveyi “tanıdık” olanı seçerek yeniden üretir. Tanıdık olan, her zaman sağlıklı ya da güvenli olmak zorunda değildir; fakat birey için öngörülebilir olduğundan bir tür psikolojik rahatlık sağlar.

Benzer partnerlere yönelme çoğu zaman çocukluk döneminde karşılanmamış duygusal ihtiyaçların devamı niteliğindedir. Bir birey çocuklukta mesafeli bir bakım verenle büyümüşse, yetişkinlikte duygusal olarak erişilmesi güç kişilere çekilme eğiliminde olabilir. Bu seçim, bilinçdışı düzeyde “tamamlanma” umudu taşır. Yarım kalan bir duygusal ihtiyacın yeni bir ilişki aracılığıyla giderilebileceğine dair inanç, bireyi tanıdık partnerlere yönlendirir. Böylece kişi, farkında olmadan aynı duygusal döngü tekrar tekrar yaşar.

Klinik gözlemlerde, ilişkilerde kırılganlığı yüksek kişilerin en fazla tekrar eden partner tiplerine yöneldiği görülür. Bu bireyler, çocukluk döneminde yeterince anlaşılmamış, desteklenmemiş veya güven veren bir ilişki deneyimi yaşamamış olabilir. Bu nedenle yetişkinlikte karşılaştıkları kişilerde tanıdık duyguları ararlar. Bir danışanım, hayatına giren herkesin “duygusal olarak kapalı” olduğunu söylediğinde, bu örüntünün çocukluğundaki mesafeli ebeveyn tutumuyla neredeyse birebir örtüştüğünü anlatmıştı. Bu örnek, partner seçimlerinde geçmiş ilişki örüntüleri ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir.

Benzer partnerlere yönelmenin bir diğer nedeni bireyin kendisiyle ilgili temel inançlarıdır. “Sevilmeyi hak etmiyorum”, “ilişkilerde her zaman terk edilirim” veya “kimse bana gerçekten bağlanmaz” gibi yerleşik inançlar bireyin partner seçimlerini doğrudan etkiler. Kişi, bu inançlarını doğrulayan partnerlere çekilir; çünkü içsel hikâyesi bu kişilerle uyumludur. Sağlıklı bir partnerle karşılaştığında huzursuz hissetmesi ya da ilişkiye mesafe koyması bu nedenle olağandır. Yeni ve güvenli bir ilişki biçimi, bireyin alışık olduğu duygusal modele aykırı geldiği için tehdit edici görünebilir.

İlişkisel tekrarların bir diğer açıklaması da bireyin duygusal risk algısıdır. Güvenli bir partner, bireyin kırılgan yönleriyle yüzleşmesine sebep olabileceğinden bazı kişiler için daha zorlayıcı olabilir. Buna karşın, ulaşılması güç ya da duygusal açıdan kararsız partnerler öngörülebilir bir belirsizlik sunar; kişi bu belirsizliği tanıdığı için kendisini daha güvende hissedebilir. Bu paradoks, romantik ilişkilerin yalnızca duygusal değil aynı zamanda öğrenilmiş davranış örüntüleri ürünü olduğunu göstermektedir.

Sonuç

Aynı tip partnerlere aşık olma eğilimi, bireyin ilişkisel hafızasından, erken dönem deneyimlerinden ve kendisiyle ilgili inançlarından beslenir. Geçmişte öğrenilen ilişki temaları, bireyin yetişkinlikteki seçimlerini belirleyen güçlü bir mekanizma oluşturur. Bu döngüyü fark etmek, kişi için yalnızca ilişkilerde değil, kendi içsel dünyasında da dönüştürücü bir adımdır. Yeni bir ilişki kurmanın temelinde, eski kalıpları tanımak, duygusal ihtiyaçları yeniden değerlendirmek ve sağlıklı bağlar kurmayı öğrenmek yer alır. Kişi, tanıdık olanın peşinden gitmek yerine kendi ihtiyaçlarını anlamaya başladığında hem romantik ilişkileri hem de kendisiyle kurduğu bağ daha güçlü hale gelir.

Kaynakça

  • Arntz, A., & Jacob, G. (2012). Schema therapy in practice. Wiley-Blackwell.

  • Beck, A. T. (2011). Cognitive therapy of personality disorders. Guilford Press.

  • Simpson, J. A., & Rholes, W. S. (2017). Adult attachment, stress, and romantic relationships. Current Opinion in Psychology, 13, 19–24.

  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.

Mine BALKAYA
Mine BALKAYA
Mine Balkaya, klinik psikolog olarak çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisi alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Psikoloji ve Klinik Psikoloji alanlarında tamamlamıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli çalışmalar yürüterek; panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), kaygı bozuklukları ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunlarında uzmanlaşmıştır. Çocuklarla yürüttüğü çalışmalarda dikkat, duygusal düzenleme ve gelişimsel değerlendirme alanlarına; ergenlerle olan çalışmalarında ise sınav kaygısı, kimlik gelişimi ve sosyal medya bağımlılığına odaklanmaktadır. Akademik alanda sosyal bağımlılık üzerine araştırmalarını sürdürmekte olup, ruh sağlığını desteklemeye yönelik bilimsel temelli psiko-eğitsel içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar