Günümüz ilişkilerinde birçok insan yakınlık arzuluyor fakat ilişki derinleşmeye başladığı anda taraflardan biri geri çekilebiliyor. Bu durum, modern ilişkilerde oldukça sık karşılaştığımız bir durum haline geldi. Çağımızın getirmiş oluğu dijital ilişkiler doğrultusunda, mesajlaşmalar yoğun, temas hızlı, bağlantı var fakat tanım yok, netlik yok, güven bağı yok. Karşılaşılan bu durum, günümüzde çoğu insan tarafından duygusal olgunlaşmamışlık ya da kararsızlık olarak tanımlanıyor. Fakat bu tanımlamalar gerçeği tam anlamıyla yansıtmıyor. Artan mesafe koyma dürtüsü, bireysel bir kusurdan çok daha fazlasını ifade ediyor. Kaçınmacı bağlanan birey çoğu zaman, partnerine karşı herhangi bir duygu beslemediği sebebiyle değil, duygunun getirmiş olduğu yoğunluğun ve kırılganlık beklentisinden kaçma stratejisi olarak kaçınmacı bir tavra bürünüyor. Modern yaşamda ücretsiz ve rahat şekilde erişilebilir olan, sosyal medya uygulamalarının varlığının toplumda yer edinmesi ile ilişkilerdeki seçenek bolluğu, belirsizlik kültürü ve aşırı bağımsızlık ideali, güvenli ve karşılıklı bağ kurmayı gerektiren ilişki modelini, bir ihtiyaçtan çok bir risk gibi göstermeye başladı. Bu nedenle birçok insan özel ve anlamlı bir ilişki kurmak istiyor, ama ilişkideki yoğunluk ve yakınlık gerçek olmaya başladığında içsel alarm sistemi devreye giriyor. Bu alarm sistemi bireylerin sevme kapasitesinin azlığından değil, kendilerini güvende hissetme zeminin zayıflamasından kaynaklanıyor.
Kaçınmacı Bağlanmaya Kuramsal Bir Bakış Açısı
Kaçınmacı bağlanmaya kuramsal bir bakış açısıyla bakabilmek için John Bowlyb’nin bağlanma sitilleri kuramından yararlanabiliriz. Bowlyb’ye göre bağlanma romantik bir tercihten ibaret değildi, bağlanma biyolojik bir hayatta kalma sistemiydi. Bebeklik döneminde bebeğin birincil bakım veren kişi ile kurduğu bağ, bebeğin dünyayı nasıl algılayacağını da etkiliyordu. Birincil bakım veren, bir bebeğin ihtiyaç duyduğu ilgi ve sevgiyi bebeğe vermeye başladığında bebek, dünyayı güvenli ve ihtiyaçlarının karşılık bulduğu bir yer olarak algılar. Fakat, birincil bakım veren bebeğin ihtiyaçlarını yeterli şekilde karşılamaz ise, bebeğin dünyayı algılayış şekli olumsuz şekilde şekillenir. Bebek dış dünyayı güvensiz ve ihtiyaçlarının karşılık görmediği bir yer olarak kodlamaya başlar. Bireylerin bağlanma stilleri Bowlyb’nin kuramına göre bebeklik döneminde var olmaya başlar. Birincil bakım veren, yani anne figürü duygusal olarak ulaşılabilir ve tutarlıysa çocuk güvenli bir bağlanma modeli geliştirir. Güvenli bağlanmaya sahip kişilerin bakım verenleri, birincil (yeme, içme ve barınma) ve duygusal ihtiyaçları karşıladığı için, güvenli bağlanamaya sahip kişiler yetişkinlik dönemlerinde kurdukları ilişkilerde yakınlık ve bağ kurma arayışı içerisinde olurlar.
Kaçınmacı bağlanmaya sahip bireyler için ise durum tam tersi şeklindedir. Bu bireylerin bakım verenleri, bebeğe karşı mesafeli ve tutarsız bir durum sergiler. Kaçınmacı bağlanma tam bu noktada başlar, birey ihtiyaçlarını bastırmanın ve kendi kendine yetmenin daha güvenli olduğu inancına sahip olur. Duygusal ve birincil ihtiyaçları karşılanmayan bebeklerin yetişkin dönemde kurduğu ilişkilerde pasif ve kaçınmacı bir tavra sahip oldukları oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Yakınlık arttığında artan geri çekilme hali çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, erken dönemde öğrenilmiş bir korunma biçimi olarak karşımıza çıkar.
Bağlanma Stillerinin Gelişimi ve Değişimi
Bowlyb’nin ortaya attığı içsel çalışma modelleri yani bağlanma stilleri bebeklik döneminde ilk tohumlarını atmaya başlar fakat bağlanma stilleri yalnızca çocuklukta şekillenen ve sabit kalan yapılar değildir. Bireyin çocukluk ve sonrasında edinmiş olduğu yaşam deneyimleri bağlanma stilini büyük ölçüde değişime uğratabilir. Olumlu veya olumsuz ilişki deneyimleri bağlanma stillerini besler, güçlendirir ya da yeniden oluşturur. Modern dünyanın getirisi olan dating kültürü bağlanma stilini yeniden şekillendirebilir. Sürekli yeni bir seçenek vaat eden dating uygulamaları, belirsiz ilişki tanımlarına ve bağımsızlık idealinin yüceltilmesine neden olur. Eğer birey, erken dönemde yakınlığı riskli ve üzüntü verici bir durum şeklinde bir öğrenme geliştirmiş ise, modern dünyada oldukça hızlı ve yüzeysel şekilde yaşanan ilişki deneyimleri bu öğrenmeyi pekiştirir. Böyelilikle kaçınmacı bağlanma sadece çocukluk deneyimleri ile öğrenilmiş olmaktan çıkarak, modern kültürün getirmiş olduğu ilişki dinamikleri ile güçlenir. Modern dünyada bağlanma korkusu artışı sadece bireysel erken dönem ilişkileri ile açıklanamaz, günümüz dünyasındaki bağ kurma şekli yakınlığı giderek daha kırılgan ve geçici bir boyuta taşıyor.
Tam da bu noktada modern dating kültürü devreye girer. Sürekli seçenek sunan uygulamalar, belirsiz ilişki tanımları ve “bağımsız kalma” idealinin yüceltilmesi, bağlanma sistemini daha temkinli çalışmaya iter. Eğer kişi erken dönemde yakınlığın riskli olduğuna dair bir öğrenme geliştirmişse, günümüzün hızlı ve yüzeysel ilişki dinamikleri bu öğrenmeyi pekiştirebilir. Böylece kaçınmacı strateji yalnızca bireysel bir geçmişin ürünü olmaktan çıkar; kültürel olarak desteklenen bir ilişki biçimine dönüşebilir. Modern dünyada bağlanma korkusu artıyorsa, bunun nedeni yalnızca çocukluk hikâyelerimiz değil; yakınlığın giderek daha kırılgan ve geçici deneyimlenmesidir. Bağlanma, kuramına göre insanlar yakın ilişkilerde genellikle üç temel bağlanma örüntüsünden biriyle hareket eder.
Güvenli Bağlanma Örüntüsü
Güvenli bağlanma, kişinin hem yakınlık kurabilmesi hem de gerektiğinde bireysel alanını koruyabilmesiyle karakterizedir. Bu kişiler için ilişki, tehdit edici değil destekleyici bir deneyimdir; partnerlerine güvenebilir, ihtiyaçlarını ifade edebilir ve geçici ayrılıklar karşısında ilişkinin devam edeceğine dair içsel bir güven hissi taşıyabilirler. Güvenli bağlanma şekline sahip olan bireylerin, çocukluk dönemlerinde maddi ve manevi ihtiyaçları birincil bakım veren kişi tarafından güvenli ve düzenli bir şekilde karşılanmıştır. Böylelikle birey, ilerleyen dönemlerde, dünyayı güvenli ilişkiler kurabileceği bir ortam olarak algılar. Güvenli bağlanmaya sahip olan bireylerin, kurduğu ilişki modellerinde birey duygu ve düşüncelerini karşı tarafa doğru şekilde yansıtabilir ve ihtiyaç duyduğu ilişki modelini kolayca dile getirebilir. İhtiyaçlarının karşılanmadığı bir ilişkide geri çekilmeyi kabullenir, kendi refah ve mutluluğunu ön planda tutar.
Kaygılı Bağlanma ve Terk Edilme Korkusu
Kaygılı bağlanma ise ilişkilerde yoğun bir terk edilme korkusuyla kendini gösterir. Bu bağlanma stiline sahip kişiler, partnerlerinin ilgisini ve sevgisini sık sık sorgulayabilir, küçük mesafeleri bile reddedilme işareti olarak yorumlayabilirler. Yakınlığa güçlü bir ihtiyaç duyarlar; ancak bu ihtiyaç bazen aşırı onay arayışı, sürekli iletişim ihtiyacı veya ilişkide güvende hissetmek için yoğun çaba gösterme şeklinde ortaya çıkabilir. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin erken çocukluk dönemindeki ihtiyaçları, birincil bakım verenleri tarafından yeterli düzeyde karşılanmamıştır. Çocukluktan itibaren birey ihtiyaçlarını sadece ebeveyninden onay alarak karşılayabiliyorsa, onay ihtiyacı kaygılı bağlanan bireyin, yetişkinlik dönemindeki romantik ilişkisine de yansıyabilir. Birey sevgi ve ilgi alma ihtiyacını karşılayabilmek için partnerlerini sürekli olarak kontrol etme ihtiyacı duyar. Bu durum sıklıkla, kaçınan bağlanan kişinin yoğun ilgisi ve kontrol ihtiyacı nedeniyle karşı tarafın ilişkiden soğumasına ve ilgisinin azalmasına neden olur.
Kaçınmacı Bağlanma ve Bireysel Özerklik
Kaçınmacı bağlanma ise yakınlık arttıkça geri çekilme eğilimiyle tanımlanır. Bu kişiler çoğu zaman bağımsızlığı ve kendi kendine yetmeyi ön plana çıkarır. Duygusal yakınlık, bilinçli olarak olmasa da bir tür kontrol kaybı ya da kırılganlık hissi yaratabilir. Bu nedenle ilişki derinleştiğinde mesafe koyma, duygusal konuları küçümseme ya da aşırı bireyselliğe vurgu yapma gibi stratejiler devreye girebilir. Dışarıdan bakıldığında soğuk veya ilgisiz gibi görünebilse de bu tutum çoğu zaman yakınlığın yaratabileceği olası incinmelerden korunma çabasıdır. Kaçınmacı bağlanma modeline sahip olan bireyler, karşılıklı ilişki kurmanın getirdiği sorumluluk duygusunu bir tehdit olarak algılar. Hissedilen tehdit ve kaygı duygusunu bastırmak için bireysel özerklik kavramını kullanırlar. Kaçınmacı bağlanmaya sahip bireyler, iç dünyalarında yalnız kalmaktan endişe etseler bile, geçmişte yaşanılan travmatik ilişki deneyimlerinin yarattığı tetikleyici olumsuz duyguların yoğunluğu ile romantik ilişkilerinde geri adım atmayı kabullenebilirler.
Sonuç
Modern dönemde en sık rastlanan bağlanma şekli kaçınmacı bağlanmadır. Özellikle günümüz yaşantısında kadınların iş hayatındaki rolünün artması ve kendi ekonomik bağımsızlıklarını sağlayabilmeleri, bağımsız kalma dürtülerini daha görünür hale getirmiştir. Erkeklerin ise karşı cinsle ilişki kurmasını kolayca erişilebilir kılan sosyal medya uygulamaları ve dating uygulamaları, romantik ilişkilere daha yüzeysel bir bakış açısı getirebilmektedir. Bu değişimler, bireylerin ilişkilere yaklaşımında farklı dinamikler oluştururken, aynı zamanda duygusal yakınlığın yerini daha kontrollü ve mesafeli bağlanma biçimlerine bırakmasına da zemin hazırlayabilmektedir. Seçeneklerin artması, ilişkilerin daha hızlı başlamasına ancak aynı hızla sonlanabilmesine neden olurken, belirsizlik ve geçicilik hissi bağlanma sistemini daha temkinli hale getirebilir. Bu durum, bireylerin derinleşen ilişkilerde kırılganlık yaşamaktan kaçınmasına, duygusal yatırımı sınırlı tutmasına ve bağımsızlığı güvenli bir alan olarak görmesine yol açabilir. Böylece kaçınmacı bağlanma yalnızca bireysel geçmiş deneyimlerin değil, aynı zamanda modern yaşamın hızının, belirsizliğinin ve seçenek bolluğunun da beslediği bir ilişki biçimi haline gelir. Sonuç olarak, modern ilişkilerde artan kaçınmacı bağlanma eğilimi, bireylerin yakınlığa ihtiyaç duymadığı anlamına gelmez; aksine, yakınlığın daha kırılgan ve riskli algılandığı bir dönemde, mesafenin bir korunma stratejisi olarak tercih edildiğini gösterir. Bu perspektiften bakıldığında, modern ilişkilerdeki mesafe, duygusal yetersizlikten çok, güvende kalma ihtiyacının farklı bir ifadesi olarak değerlendirilmektedir.


