Pazartesi, Şubat 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendin Olmak Neden Bu Kadar Yorucu?

“Kendin ol” cümlesi kulağa basit ve hatta rahatlatıcı gelir. Oysa birçok kişi için bu ifade, düşündüğümüzden çok daha yorucu bir deneyime karşılık gelir. Danışanlarla yapılan görüşmelerde sıkça duyulan cümlelerden biri şudur: “Kendim gibi davransam sanki bir şeyler yanlış olacakmış gibi hissediyorum.” Bu his, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin ne kadar temkinli ve kontrollü hale geldiğini gösterir.

Kendin olmanın yorucu hale gelmesinin en önemli nedenlerinden biri, kişinin kendiliğini güvenli bir alan olarak deneyimleyememiş olmasıdır. Eğer bir birey, duygularını ifade ettiğinde eleştirilmiş, ihtiyaçlarını dile getirdiğinde görmezden gelinmiş ya da olduğu haliyle kabul görmemişse; zamanla kendini saklamayı öğrenir. Bu saklama hali, yetişkinlikte “uyum”, “idare etme” ya da “problem çıkarmama” olarak adlandırılsa da aslında ciddi bir içsel efor gerektirir.

Farklı Roller ve Zihinsel Yük

Birçok insan gün içinde farklı rollere girerek yaşar. İşte başka, ilişkilerde başka, aile yanında bambaşka bir hal alır. Bu durum ilk bakışta sosyal beceri gibi görünse de kişi bu roller arasında geçiş yaparken kendi merkezinden uzaklaşmaya başlarsa, içsel bir yorgunluk oluşur. Çünkü sürekli olarak “nasıl görünmeliyim?”, “şu an böyle davranırsam kabul edilir miyim?” sorularını zihinde tutmak, ciddi bir zihinsel yük yaratır.

Kendin olmak yorucudur çünkü çoğu zaman risklidir. Kendini göstermek; beğenilmeme, anlaşılmama ya da reddedilme ihtimalini de beraberinde getirir. Bu nedenle birçok kişi, güvenli olduğunu düşündüğü kalıplara tutunur. Duygular filtrelenir, düşünceler yumuşatılır, tepkiler bastırılır. Bu uyum sağlama hali çoğu zaman fark edilmeden olur; kişi kendini koruduğunu sanırken, aslında yavaş yavaş kendisinden uzaklaştığını ancak yorulmaya başladığında fark eder. Zamanla kişi, neyi gerçekten hissettiğini ayırt etmekte zorlanabilir. “Ben ne istiyorum?” sorusu yerini “Benden ne bekleniyor?” sorusuna bırakır.

İçsel Çatışma ve Enerji Tüketimi

Bu noktada içsel bir çatışma ortaya çıkar. Bir yanda kendin olma isteği, diğer yanda uyum sağlama ihtiyacı vardır. Kişi kendini ortaya koyduğunda suçluluk hissedebilir; geri çekildiğinde ise içsel bir sıkışmışlık yaşayabilir. Bu iki uç arasında gidip gelmek, kişinin enerjisini tüketir. Yorucu olan, kendilik değil; kendiliği sürekli ayarlamak zorunda kalmaktır.

Danışmanlık süreçlerinde sıklıkla görülen bir diğer durum da şudur: Kişi “kendim olmak istiyorum” derken aslında neyi kastettiğini tam olarak bilemez. Çünkü uzun süredir başkalarına göre şekillenmiş bir benlik algısı vardır. Kendi sınırlarını, tercihlerini ve duygusal tepkilerini tanımak zaman alır. Bu süreç bazen kafa karıştırıcı, bazen de kaygı verici olabilir. Çünkü kişi alıştığı kalıpların dışına çıktığında, kontrol duygusu zayıflar.

İçsel Eleştirmen ve Psikolojik Esneklik

Kendin olmanın zorlaşmasının bir nedeni de içsel eleştirmen baskın olmasıdır. İç ses sürekli olarak “fazla oldun”, “yanlış anlaşılırsın”, “bunu söylememeliydin” gibi uyarılarda bulunur. Bu ses, çoğu zaman geçmişte işe yaramış bir koruma mekanizmasının devamıdır. Ancak yetişkinlikte bu mekanizma, kişinin spontane olmasını ve rahatlamasını engeller. Kişi kendi davranışlarını bile izleyen, değerlendiren bir konumda kalır.

Oysa psikolojik esneklik, kişinin kendini sürekli kontrol etmesinden değil; kendisiyle temas halinde olabilmesinden beslenir. Kendin olmak; her düşünceyi filtresiz ifade etmek ya da her duyguyu olduğu gibi dışa vurmak anlamına gelmez. Daha çok, iç dünyayla temas kurabilmek ve bu teması inkâr etmemekle ilgilidir. İnsan, hissettiğini fark edebildiğinde ve buna alan açabildiğinde daha az yorulur.

Kendin olmak zamanla öğrenilen bir süreçtir. Özellikle uzun süre başkalarının beklentilerine göre yaşamış bireyler için bu yolculuk yavaş ilerler. İlk başta kişi, kendini ifade ettiğinde huzursuz olabilir. Bu huzursuzluk çoğu zaman “yanlış bir şey yapıyorum” hissiyle karıştırılır. Oysa bu, yeni bir deneyime alışma sürecinin doğal bir parçasıdır. Zihin, tanıdık olmayanı tehdit olarak algılayabilir.

Sürecin Doğal Dalgalanması

Burada önemli olan, kendin olma sürecini bir performans haline getirmemektir. “Artık kendim olmalıyım” baskısı da bir başka yorucu beklentiye dönüşebilir. Kendilik, ulaşılması gereken bir hedef değil; temas kurulan bir haldir. Bazı günler daha net hissedilir, bazı günler geri çekilir. Bu dalgalanma, sürecin doğal bir parçasıdır.

Kendin olmak yorucu hissettiğinde, bu genellikle kişinin uzun süredir kendine alan açmadığını gösterir. Sürekli uyum sağlamak, duyguları bastırmak ve ihtiyaçları ertelemek, zamanla içsel bir tükenmişlik yol açar. Bu tükenmişlik, kişinin kendine yabancılaşmasına neden olabilir. “Eskiden daha canlıydım” ya da “artık hiçbir şeyden keyif almıyorum” gibi cümleler bu yabancılaşmanın işaretleridir.

Sonuç olarak, kendin olmak yorucu değildir; kendin olmamak yorucudur. Ancak kendin olabilmek için önce kendini tanımaya, duymaya ve kabul etmeye ihtiyaç vardır. Bu süreç sabır gerektirir. İnsan, kendisiyle daha dürüst ve şefkatli bir ilişki kurabildiğinde, hayatın içinde daha az eforla var olabildiğini fark eder. Yorulmadan değil belki ama kendini kaybetmeden ilerlemek mümkün hale gelir.

Ece Göver
Ece Göver
Psikolog Ece Göver, lisans eğitimini psikoloji alanında tamamlamış olup, şema terapi ve bilişsel davranışçı terapiye odaklanmıştır. Genellikle travma, anksiyete ve depresyon konularında çalışarak, danışanlarına bilimsel temelli ve bireyselleştirilmiş danışmanlık hizmetleri sunmaktadır. Dijital mecralarda psikoloji alanında güncel konular üzerine yazılar yazarak, psikolojik bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasını amaçlamaktadır. Misyonu, bireylerin içsel güçlerini keşfetmelerine rehberlik etmek ve onlara yenilikçi bakış açıları kazandırarak iyi oluş süreçlerini desteklemektir. Ona göre, değişim küçük bir farkındalık anıyla başlar ve doğru destekle büyüyerek bireyin kendini gerçekleştirme yolculuğunda güçlü bir adım haline gelir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar