Pazartesi, Şubat 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Geçmişi Düzeltme Arzusu: Bir İyileşme Çabası mı, Kontrol Yanılsaması mı?

İnsan zihni geçmişle kurduğu ilişkide nadiren tarafsızdır. Özellikle acı veren yaşantıların ardından, “keşke” düşünceleri zihnin merkezine yerleşir. Daha farklı bir karar, daha doğru bir an ya da küçük bir değişiklikle her şeyin yoluna girebileceği inancı, ilk bakışta iyileştirici gibi görünse de çoğu zaman derin bir kontrol ihtiyacının yansımasıdır. Peki geçmişi zihnimizde tekrar tekrar düzeltmeye çalışmak gerçekten bir iyileşme çabası mıdır, yoksa belirsizliğe tahammül edemeyen zihnin yarattığı bir kontrol yanılsaması mı?

Travma Sonrası Ruminasyon ve Zihinsel Döngüler

Psikolojik açıdan bakıldığında, geçmişi düzeltme arzusu sıklıkla travmatik yaşantıların ardından ortaya çıkar. Travma, bireyin dünyayı öngörülebilir ve güvenli bir yer olarak algılama kapasitesini sarsar. Bu sarsıntı karşısında zihin, yaşananları anlamlandırmak ve kontrol hissini yeniden kazanmak için geçmişe yönelir. Ruminasyon olarak adlandırılan bu süreçte kişi, aynı olayları tekrar tekrar düşünür; farklı senaryolar üretir ve “eğer”lerle dolu bir zihinsel döngüye girer. Ancak bu döngü çoğu zaman iyileşmeye değil, kişinin acıyla kurduğu ilişkinin daha da sertleşmesine hizmet eder.

Suçluluk Duygusunun Paradoksal Konforu

Geçmişi düzeltme arzusu aynı zamanda bir kendini suçlama biçimi olarak da işlev görebilir. Travmatik deneyimlerin ardından bireyler, yaşananlardan kendilerini sorumlu tutma eğilimi gösterebilir. “Daha dikkatli olsaydım”, “farklı davransaydım”, “orada olmasaydım” gibi düşünceler, acının rastlantısal ve kontrol edilemez doğasını kabul etmekten daha katlanılabilir gelebilir. Çünkü suçluluk, paradoksal bir şekilde, kişiye kontrol hissi verir. Eğer hata bendeyse, demek ki bir dahaki sefere her şeyi doğru yapabilirim düşüncesi zihni geçici olarak rahatlatır.

Şimdiki Zamandan Uzaklaşma ve Benlik İlişkisi

Ancak bu zihinsel strateji uzun vadede bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyi zedeler. Kişi, geçmişteki bir ana sıkışıp kalırken bugünkü benliğini ve mevcut kaynaklarını gözden kaçırabilir. Sürekli geçmişi onarmaya çalışmak, şimdiki zamanı yaşamayı ve geleceğe dair esnek hedefler kurmayı zorlaştırır. Psikolojik iyilik hâli açısından bakıldığında, bireyin geçmişteki benliğiyle bugünkü benliği arasında daha şefkatli bir bağ kurabilmesi önemlidir. Bu bağ, hataları inkâr etmekten değil, insan olmanın kaçınılmaz kırılganlığını kabul etmekten beslenir.

Kelebek Etkisi ve Müdahalenin Sınırları

Kontrol yanılsaması, bireyin aslında kontrol edemeyeceği durumlar üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissetme çabasıdır. Geçmişi zihinsel olarak yeniden yazmak da bu yanılsamanın bir parçası olabilir. Zihin, “o anı değiştirirsem sonuç da değişir” düşüncesiyle belirsizliği tolere etmeye çalışır. Oysa yaşam, doğrusal ve tamamen öngörülebilir bir nedensellik üzerinden işlemez. Küçük bir değişikliğin her zaman daha iyi bir sonuç doğuracağı inancı, psikolojik açıdan gerçekçi olmaktan uzaktır.

Bu durumu somutlaştıran anlatılardan biri, geçmişi değiştirme fikri etrafında şekillenen Butterfly Effect filmidir. Filmde ana karakter Evan, çocukluk döneminde yaşadığı travmatik deneyimlerin bugünkü yaşamındaki yıkıcı etkilerini fark ettikçe, geçmişe dönerek bu anları “düzeltmeye” çalışır. Her müdahale, ilk anda kurtarıcı bir hamle gibi görünse de zamanla daha karmaşık ve ağır sonuçlar doğurur. Evan’ın çabası, travmayı ortadan kaldırmaktan ziyade onu farklı biçimlerde yeniden üretir. Bu durum, psikolojik açıdan bakıldığında, geçmişi kontrol altına alma arzusunun nasıl bir çıkmaza dönüşebileceğini gösterir. Film, bireyin yalnızca yaşanan olayları değil, bu olaylara yüklediği anlamları da değiştirmeye çalıştığında kimlik algısının nasıl sarsılabileceğine dikkat çeker. Evan’ın her değişiklikte farklı bir yaşamla ve farklı bir benlikle karşılaşması, belleğin ve deneyimin kimlik oluşumundaki merkezi rolünü görünür kılar. Böylece anlatı, geçmişi silmenin ya da yeniden yazmanın iyileşme sağlamadığını; aksine bireyin benlik bütünlüğünü tehdit eden yeni çatışmalar yarattığını güçlü bir metafor üzerinden ortaya koyar.

Kabul ve Esneklik Temelli İyileşme

İyileşme ile kontrol arasındaki fark, psikoterapi süreçlerinde de sıklıkla karşılaşılan bir ayrımdır. İyileşme, geçmişi silmek ya da tamamen dönüştürmek anlamına gelmez. Aksine, yaşananların geri döndürülemez olduğunu kabul etmek ve bu deneyimlerle yeni bir ilişki kurabilmeyi içerir. Kabul ve kararlılık temelli yaklaşımlar, bireyin acıdan kaçmak yerine onunla birlikte yaşamayı öğrenmesini hedefler. Bu noktada iyileşme, kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçip esnekliği geliştirmekle mümkün hâle gelir.

Geçmişle kurulan ilişkinin dönüşmesi, çoğu zaman acının ortadan kalkmasıyla değil, acıya verilen anlamın değişmesiyle mümkündür. Travmatik anılar tamamen silinmese bile, birey bu anıların bugünkü yaşamını nasıl yönlendirdiğini fark edebilir. Bu farkındalık, kontrol etme çabasının yerini sorumluluk almaya bırakmasına olanak tanır. Sorumluluk, geçmişi değiştirme iddiası taşımaz; aksine bugünkü seçimlerin farkında olmayı içerir.

Günlük yaşamda da benzer bir eğilim gözlemlenebilir. İnsanlar çoğu zaman geçmişte yaptıkları hatalar üzerinden kendilerini yargılar, alternatif senaryolar üretir ve bugünü bu zihinsel yükle yaşamaya devam eder. Oysa geçmişi değiştiremeyiz; ancak onunla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürebiliriz. İyileşme, geçmişle savaşmak değil, onu taşıyabilmeyi öğrenmektir. Kontrol yanılsamasından uzaklaşıp belirsizlikle temas kurabildiğimizde, zihinsel özgürlük için gerçek bir alan açılabilir.

Furkan Çalışır
Furkan Çalışır
Furkan Çalışır, Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Klinik psikoloji, cinsel terapi ve bilişsel davranışçı terapi (BDT) alanlarına ilgi duymaktadır. Lisans eğitimi boyunca İstanbul’daki çeşitli hastanelerde staj yaparak vaka analizlerine katılmış, klinik gözlem ve psikoterapi süreçlerini deneyimlemiştir. Mezuniyet projesinde Freudyen psikanaliz perspektifinden seçilmiş sinema filmlerini çözümlemiştir. Yazılarında psikolojik kuramları güncel olaylar, popüler kültür ve bireysel deneyimlerle harmanlayarak anlaşılır bir dille sunmayı hedefler. Özellikle genç yetişkinlerde sık görülen psikolojik süreçlere, bilişsel çarpıtmalar, psikopatoloji ve klinik psikoloji çerçevesinde odaklanarak insan davranışlarının altında yatan psikodinamik temellere ışık tutmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar