Cumartesi, Mart 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Gece Sahnesi: Kâbuslar Zihnin Alarmı mı, İyileşme Çabası mı?

Giriş: Her Kâbus Aynı Şey Değil

Gece aniden uyanıp kalbinin küt küt attığını fark ettiğin o an çoğumuza tanıdık gelir. Birkaç saniye boyunca “Gerçek miydi?” diye düşünürüz. Çoğu insan hayatında ara sıra kâbus görür ve bu genellikle normal kabul edilir. Ancak bazı kişilerde kâbuslar sıklaşır, uykuyu bölmeye başlar ve gündüz hayatını bile etkiler. İşte o noktada mesele sadece kötü bir rüya olmaktan çıkar.

Bugün biliyoruz ki kâbuslar hem beynin duyguları işleme biçimiyle hem de yaşadığımız stres ve travmalarla yakından bağlantılıdır (Kellett & Beail, 1997). Daha da önemlisi, kronikleşen kâbuslar çoğu zaman psikolojik yöntemlerle azaltılabilir.

Kâbus Ne Zaman Sorun Sayılır?

Ara sıra kâbus görmek yaygındır. Ancak kâbuslar haftada en az bir kez görülüyor, aylar boyunca sürüyor ve kişi uykuya gitmekten kaçınmaya başlıyorsa bu durum klinik açıdan önem kazanır.

Sık kâbus gören kişilerde genellikle şunlar görülür:

  • Yeniden uykuya dalmaktan kaçınma

  • Gece uykusunun bölünmesi

  • Gündüz yorgunluk ve huzursuzluk

  • Kaygı ve moral düşüklüğü

Araştırmalar kronik kâbusların özellikle kaygı, depresyon ve travma sonrası stres belirtileriyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu göstermektedir (Kellett & Beail, 1997).

Kâbuslar Duyguların Gece Dili Olabilir mi?

Bazı psikoloji kuramlarına göre kâbuslar, gün içinde tam ifade edemediğimiz yoğun duyguların gece ortaya çıkma yoludur. Özellikle erken yaşta ihmal, korku ya da güvensizlik yaşamış kişilerde duygular bazen kelimelerden çok bedensel hisler olarak depolanır (Lansky & Bley, 1995).

Bu yüzden tekrarlayan kâbuslarda sık sık şu temalar görülür:

  • Kaçamama

  • Donup kalma

  • Yardım bulamama

  • Yaklaşan felaket hissi

Bu rüyalar bazen sadece kötü bir anıyı hatırlatmaz; kişi sanki o duyguyu yeniden yaşıyormuş gibi hissedebilir.

Zihnimiz Tek Parça mı?

Bazı kuramcılara göre zihin aslında tek parça değildir; farklı ihtiyaçları ve duyguları olan parçalardan oluşan bir mozaik gibi çalışır. Gün içinde bu parçalar genellikle uyum içinde hareket eder.

Ama gece rüyada işler değişebilir. Rüya hali, sanki bu parçaların kendi aralarında konuştuğu bir gece toplantısı gibidir. Gün içinde bastırılan korkular veya çatışmalar rüyada daha görünür hale gelebilir. Bu yüzden bazı kâbuslar çok yoğun ve gerçekçi hissedilir.

Travma Yaşayanlarda Kâbuslar Neden Daha Şiddetli?

Klinik gözlemler, özellikle erken dönem travma yaşamış kişilerde kâbusların daha sık ve daha yoğun olduğunu gösteriyor (Kellett & Beail, 1997). Bu rüyalarda çoğu zaman tam bir çaresizlik, hareket edememe ve kimsenin yardım etmemesi gibi temalar öne çıkar.

İlginç olan şu: terapi sürecinde kâbuslar genellikle bir anda yok olmaz, önce şekil değiştirir. Örneğin rüyada yardım eden birinin belirmesi, duyguların biraz daha yönetilebilir hale gelmesi veya saf dehşetin yerini daha tolere edilebilir kaygıya bırakması, zihnin yavaş yavaş toparlandığının bir işareti olabilir (Lansky & Bley, 1995).

Beyin Bir Tahmin Makinesi Gibi Çalışıyor

Güncel nörobilim yaklaşımlarına göre beyin sadece dünyayı kaydetmez; sürekli “Birazdan ne olacak?” diye tahmin yürütür. Uyku sırasında dış uyaranlar azalınca bu tahmin sistemi adeta kendi sanal gerçekliğini kurar — yani rüyayı.

Bu yüzden rüyalar bazen geçmişin parçalarını, bazen de olası gelecek senaryolarını içerir. Özellikle insanlar arası ilişkilerle ilgili rüyalar, başkalarının ne yapacağını kestirmeye çalışan zihnin gece çalışması gibi düşünülebilir.

Kâbuslar Nasıl Azaltılabilir?

Kâbuslarla baş etmenin en pratik yollarından biri rüyayı yeniden şekillendirmektir. Bunun için kişi önce gördüğü kâbusu kısaca yazar, ardından rüyanın gidişatını daha az korkutucu olacak şekilde değiştirir; örneğin kaçamadığı bir sahnede bir çıkış yolu belirir, yalnızsa biri yardıma gelir ya da kendini daha güçlü hisseder. Sonrasında bu yeni versiyon gün içinde birkaç dakika gözünde canlandırılır.

Bu yöntem işe yarayabilir çünkü beyin canlı biçimde hayal edilen sahneleri gerçek deneyime oldukça benzer şekilde işler. Böylece uyku ile tehdit arasındaki öğrenilmiş bağ zamanla zayıflar ve kişi rüya üzerinde daha fazla kontrol hissi kazanmaya başlar (Aurora et al., 2010). Ayrıca REM uykusunda beyin duygusal anıları yeniden düzenlediği için, gündüz yapılan bu imgeleme provaları geceki işleme sürecine daha güvenli bir senaryo sunar. Araştırmalar, bu tür tekniklerin özellikle tekrarlayan kâbus yaşayan kişilerde kâbus sıklığını ve kâbusun yarattığı sıkıntıyı anlamlı düzeyde azaltabildiğini göstermektedir.

Sonuç: Kâbuslar Mesaj Taşıyabilir Ama Değiştirilebilir

Bugün bildiğimiz şey şu: Kâbuslar tek boyutlu değildir. Bazen beynin duyguları işlemesinin doğal bir parçasıdır, bazen de özellikle travma sonrası bedenin taşıdığı korkuların gece ifadesidir.

Ama en önemli mesaj umut verici: Tekrarlayan ve hayatı bozan kâbuslar kader değildir. Doğru psikolojik destekle kâbusların sıklığı ve şiddeti büyük ölçüde azaltılabilir. Gece zihnin sahnesinde beliren o korkutucu hikâyeler, çoğu zaman yeniden yazılabilir.

Kaynakça

 Kellett, S., & Beail, N. (1997). The treatment of chronic post-traumatic nightmares using psychodynamic-interpersonal psychotherapy: A single-case study. British Journal of Clinical Psychology, 36(1), 39–55. Lansky, M. R., & Bley, C. R. (1995). Posttraumatic nightmares: Psychodynamic explorations. Analytic Press, Inc. Standards of Practice Committee., Aurora, R., Zak, R. et al. Best Practice Guide for the Treatment of Nightmare Disorder in Adults. J Clin Sleep Med 6, 389–401 (2010). https://doi.org/10.5664/jcsm.27883

İnci İdil Kılıç
İnci İdil Kılıç
Klinik Psikolog İnci İdil Kılıç, psikoloji lisans eğitimini TED Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamladıktan sonra, klinik alandaki akademik ve uygulamalı yetkinliğini geliştirmek amacıyla University of Sussex’te Klinik Psikoloji ve Ruh Sağlığı alanında yüksek lisans eğitimine devam etmiş ve Ocak 2026 itibarıyla bu programdan mezun olmuştur. Eğitim süreci boyunca psikopatoloji, psikoterapi yaklaşımları, klinik değerlendirme ve araştırma yöntemleri alanlarında güçlü bir teorik altyapı edinmiştir. Lisans eğitimi sırasında yürüttüğü “The Role of Different Types of Self-Construals and Narrative Types in the Relationship of Narrative Coherence and Psychological Well-Being” başlıklı bitirme tezinde, bireylerin benlik kurguları ve anlatı tutarlılıklarının psikolojik iyi oluş üzerindeki rolünü incelemiş; benlik algısı, anlatı psikolojisi ve öznel deneyimlerin ruh sağlığıyla ilişkisine odaklanmıştır. Bu çalışma, bireyin kendilik anlatısının psikolojik dayanıklılık ve iyi oluş üzerindeki önemini ele alan bütüncül bir bakış açısı sunmuştur. Yüksek lisans tez çalışmasını ise “The Impact of Intolerance of Uncertainty on Obsessive- Compulsive Symptoms and Generalized Anxiety Disorder” başlığıyla yürütmüş; belirsizliğe tahammülsüzlüğün obsesif kompulsif bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu belirtileri üzerindeki etkisini incelemiştir. Bu araştırma kapsamında bilişsel süreçlerin kaygı temelli psikopatolojilerin gelişimi ve sürdürülmesindeki rolünü ele alarak, bilimsel verilerin klinik uygulamalarla bütünleştirilmesine yönelik bir yaklaşım benimsemiştir. Akademik eğitiminin yanı sıra, farklı kurumlarda edindiği klinik deneyimlerle uygulama becerilerini geliştirmiştir. Prof. Dr. Hakan Türkçapar’ın muayenehanesinde vaka analizlerine katılmış, terapi süreçlerini gözlemleme ve klinik formülasyon becerilerini pekiştirme imkânı bulmuştur. Madalyon Psikiyatri Merkezi’nde psikolojik testlerin uygulanması ve değerlendirilmesine yönelik eğitimler almış; ölçme-değerlendirme süreçlerinde aktif rol üstlenmiştir. Cinnah Psikoloji Merkezi’ndeki stajı süresince ise çocuk, ergen ve ailelerle yürütülen çalışmalara gözlemci olarak katılarak gelişimsel psikopatolojiye dair klinik deneyim kazanmıştır. Klinik yaklaşımını çok yönlü bir perspektifle şekillendiren İnci İdil Kılıç, Bilişsel Davranışçı Terapi, Çözüm Odaklı Terapi, oyun terapisi, resim çizim analizi, kriz ve travma terapileri, kayıp ve yas terapileri alanlarında eğitimler almıştır. Ayrıca psikodinamik terapi eğitimini İstanbul Psikoloji Okulu – Giunti Psychometrics bünyesinde tamamlamış; bu süreçte süpervizyonunu Ülkü Gürışık’tan almıştır. Psikodinamik bakış açısını diğer terapi yaklaşımlarıyla bütünleştirerek danışanın içsel süreçlerini derinlemesine anlamayı hedeflemektedir. Bunlara ek olarak mindfulness ve koçluk eğitimlerini tamamlamış; farkındalık temelli yaklaşımları ve danışanın güçlü yönlerini destekleyen yöntemleri klinik ve danışmanlık süreçlerine entegre etmeyi amaçlamaktadır. Mesleki gelişimin süreklilik gerektirdiğine inanan bir klinik psikolog olarak, yeni eğitimler, süpervizyonlar ve bilimsel çalışmalara açık bir tutum sergilemektedir. Başlıca ilgi alanları arasında obsesif kompulsif bozukluk, genelleşmiş anksiyete bozukluğu, yeme bozuklukları, travma ve kayıp süreçleri yer almaktadır. Gelecekte; hastaneler, sosyal destek kurumları, özel klinikler ve çok disiplinli ruh sağlığı ekipleri içinde çocuklar, ergenler ve yetişkinlerle bireysel ve grup terapileri yürütmeyi; psikoeğitim, danışmanlık ve koruyucu ruh sağlığı hizmetleri sunmayı hedeflemektedir. Etik ilkelere bağlı, bilimsel temelli ve bütüncül bir anlayışla ruh sağlığı alanında çalışmalarını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar