Giriş: Her Kâbus Aynı Şey Değil
Gece aniden uyanıp kalbinin küt küt attığını fark ettiğin o an çoğumuza tanıdık gelir. Birkaç saniye boyunca “Gerçek miydi?” diye düşünürüz. Çoğu insan hayatında ara sıra kâbus görür ve bu genellikle normal kabul edilir. Ancak bazı kişilerde kâbuslar sıklaşır, uykuyu bölmeye başlar ve gündüz hayatını bile etkiler. İşte o noktada mesele sadece kötü bir rüya olmaktan çıkar.
Bugün biliyoruz ki kâbuslar hem beynin duyguları işleme biçimiyle hem de yaşadığımız stres ve travmalarla yakından bağlantılıdır (Kellett & Beail, 1997). Daha da önemlisi, kronikleşen kâbuslar çoğu zaman psikolojik yöntemlerle azaltılabilir.
Kâbus Ne Zaman Sorun Sayılır?
Ara sıra kâbus görmek yaygındır. Ancak kâbuslar haftada en az bir kez görülüyor, aylar boyunca sürüyor ve kişi uykuya gitmekten kaçınmaya başlıyorsa bu durum klinik açıdan önem kazanır.
Sık kâbus gören kişilerde genellikle şunlar görülür:
-
Yeniden uykuya dalmaktan kaçınma
-
Gece uykusunun bölünmesi
-
Gündüz yorgunluk ve huzursuzluk
-
Kaygı ve moral düşüklüğü
Araştırmalar kronik kâbusların özellikle kaygı, depresyon ve travma sonrası stres belirtileriyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu göstermektedir (Kellett & Beail, 1997).
Kâbuslar Duyguların Gece Dili Olabilir mi?
Bazı psikoloji kuramlarına göre kâbuslar, gün içinde tam ifade edemediğimiz yoğun duyguların gece ortaya çıkma yoludur. Özellikle erken yaşta ihmal, korku ya da güvensizlik yaşamış kişilerde duygular bazen kelimelerden çok bedensel hisler olarak depolanır (Lansky & Bley, 1995).
Bu yüzden tekrarlayan kâbuslarda sık sık şu temalar görülür:
-
Kaçamama
-
Donup kalma
-
Yardım bulamama
-
Yaklaşan felaket hissi
Bu rüyalar bazen sadece kötü bir anıyı hatırlatmaz; kişi sanki o duyguyu yeniden yaşıyormuş gibi hissedebilir.
Zihnimiz Tek Parça mı?
Bazı kuramcılara göre zihin aslında tek parça değildir; farklı ihtiyaçları ve duyguları olan parçalardan oluşan bir mozaik gibi çalışır. Gün içinde bu parçalar genellikle uyum içinde hareket eder.
Ama gece rüyada işler değişebilir. Rüya hali, sanki bu parçaların kendi aralarında konuştuğu bir gece toplantısı gibidir. Gün içinde bastırılan korkular veya çatışmalar rüyada daha görünür hale gelebilir. Bu yüzden bazı kâbuslar çok yoğun ve gerçekçi hissedilir.
Travma Yaşayanlarda Kâbuslar Neden Daha Şiddetli?
Klinik gözlemler, özellikle erken dönem travma yaşamış kişilerde kâbusların daha sık ve daha yoğun olduğunu gösteriyor (Kellett & Beail, 1997). Bu rüyalarda çoğu zaman tam bir çaresizlik, hareket edememe ve kimsenin yardım etmemesi gibi temalar öne çıkar.
İlginç olan şu: terapi sürecinde kâbuslar genellikle bir anda yok olmaz, önce şekil değiştirir. Örneğin rüyada yardım eden birinin belirmesi, duyguların biraz daha yönetilebilir hale gelmesi veya saf dehşetin yerini daha tolere edilebilir kaygıya bırakması, zihnin yavaş yavaş toparlandığının bir işareti olabilir (Lansky & Bley, 1995).
Beyin Bir Tahmin Makinesi Gibi Çalışıyor
Güncel nörobilim yaklaşımlarına göre beyin sadece dünyayı kaydetmez; sürekli “Birazdan ne olacak?” diye tahmin yürütür. Uyku sırasında dış uyaranlar azalınca bu tahmin sistemi adeta kendi sanal gerçekliğini kurar — yani rüyayı.
Bu yüzden rüyalar bazen geçmişin parçalarını, bazen de olası gelecek senaryolarını içerir. Özellikle insanlar arası ilişkilerle ilgili rüyalar, başkalarının ne yapacağını kestirmeye çalışan zihnin gece çalışması gibi düşünülebilir.
Kâbuslar Nasıl Azaltılabilir?
Kâbuslarla baş etmenin en pratik yollarından biri rüyayı yeniden şekillendirmektir. Bunun için kişi önce gördüğü kâbusu kısaca yazar, ardından rüyanın gidişatını daha az korkutucu olacak şekilde değiştirir; örneğin kaçamadığı bir sahnede bir çıkış yolu belirir, yalnızsa biri yardıma gelir ya da kendini daha güçlü hisseder. Sonrasında bu yeni versiyon gün içinde birkaç dakika gözünde canlandırılır.
Bu yöntem işe yarayabilir çünkü beyin canlı biçimde hayal edilen sahneleri gerçek deneyime oldukça benzer şekilde işler. Böylece uyku ile tehdit arasındaki öğrenilmiş bağ zamanla zayıflar ve kişi rüya üzerinde daha fazla kontrol hissi kazanmaya başlar (Aurora et al., 2010). Ayrıca REM uykusunda beyin duygusal anıları yeniden düzenlediği için, gündüz yapılan bu imgeleme provaları geceki işleme sürecine daha güvenli bir senaryo sunar. Araştırmalar, bu tür tekniklerin özellikle tekrarlayan kâbus yaşayan kişilerde kâbus sıklığını ve kâbusun yarattığı sıkıntıyı anlamlı düzeyde azaltabildiğini göstermektedir.
Sonuç: Kâbuslar Mesaj Taşıyabilir Ama Değiştirilebilir
Bugün bildiğimiz şey şu: Kâbuslar tek boyutlu değildir. Bazen beynin duyguları işlemesinin doğal bir parçasıdır, bazen de özellikle travma sonrası bedenin taşıdığı korkuların gece ifadesidir.
Ama en önemli mesaj umut verici: Tekrarlayan ve hayatı bozan kâbuslar kader değildir. Doğru psikolojik destekle kâbusların sıklığı ve şiddeti büyük ölçüde azaltılabilir. Gece zihnin sahnesinde beliren o korkutucu hikâyeler, çoğu zaman yeniden yazılabilir.
Kaynakça
Kellett, S., & Beail, N. (1997). The treatment of chronic post-traumatic nightmares using psychodynamic-interpersonal psychotherapy: A single-case study. British Journal of Clinical Psychology, 36(1), 39–55. Lansky, M. R., & Bley, C. R. (1995). Posttraumatic nightmares: Psychodynamic explorations. Analytic Press, Inc. Standards of Practice Committee., Aurora, R., Zak, R. et al. Best Practice Guide for the Treatment of Nightmare Disorder in Adults. J Clin Sleep Med 6, 389–401 (2010). https://doi.org/10.5664/jcsm.27883


