Salı, Şubat 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

En Doğru Kararı Almak: Seçim ve Yas

Hayattaki her seçim, aynı zamanda bir yas sürecidir. Çünkü aldığımız her kararla başka bir olasılığa veda ederiz. Kalmayı seçtiğimizde, gitseydik neler olabileceğini; gitmeyi seçtiğimizde ise kalsaydık neler yaşayabileceğimizi düşünerek yolumuza devam ederiz. Seçmediğimiz ihtimaller tamamen kaybolmaz. Birer soru, birer hayal ya da içimizi ara sıra yoklayan bir “neler olabilirdi” duygusu olarak bizimle birlikte var olmaya devam ederler.

Belki de bu yüzden karar vermek insan hayatında bu kadar sancılıdır. Çünkü her karar, yalnızca bir yön belirlemez; ardında taşımaya devam edilen bir duygusal yük de bırakır.

Kararların Sonuçlarıyla Yüzleşmek

İnsanlar hayata önceden belirlenmiş bir amaçla gelmez; hayatlarını kendi seçimleriyle şekillendirirler. Bu seçim özgürlüğü kulağa iyi gelse de, beraberinde büyük bir sorumluluk ve kaygı getirir. Ancak karar vermenin zorluğu çoğu zaman karar anından değil, karar verdikten sonra ortaya çıkabilecek duygularla başa çıkma ihtimalinden kaynaklanır. Belirsizlik, pişmanlık ve yas…

“Ya yanlış karar verirsem?” “Ya pişman olursam?”

Kararlarımızın nasıl sonuçlanacağını bilememenin yarattığı belirsizlik, toplum olarak doğru karar vermeye ve yanlış olandan kaçınmaya verdiğimiz önemle birleştiğinde, karar verme süreci insan için dayanılmaz derecede kaygı verici bir hâl alabilir. Sanki yeterince düşünürsek, yeterince plan yaparsak ya da yeterince insana danışırsak, pişman olmayacağımız bir karar bulabilecekmişiz gibi hissederiz. Bu yüzden kaygı, insanın yanlış yaptığına dair bir işaret değil; özgürce seçim yapabilen bir varlık olmasının doğal sonucudur.

Doğru Karar Diye Bir Şey var Mı?

Hayattaki tek şansımızı yanlış bir kararla harcama korkusu, yaşamın belirsiz ve öngörülemez doğasıyla yakından ilişkilidir. Oysa ne kadar düşünürsek düşünelim, ne kadar plan yaparsak yapalım, hayat her zaman bizim kontrolümüz dışında gelişebilir. Bu nedenle gerçek anlamda “doğru karar” diye bir şeyden söz etmek zordur.

Her karar, kendi içinde hem kazanımlar hem de kayıplar taşır. Sadece mutluluk vaat eden, hiç zorluk ya da mutsuzluk içermeyen bir seçim yoktur. Buna rağmen zihnimiz, seçilmeyen ihtimalleri idealize etmeye çok yatkındır. Seçilmemiş olan, her zaman daha az sorunlu, daha mutlu, daha “tam” görünür. Sanki başka bir yol seçilmiş olsaydı hayat kusursuz olabilirmiş gibi…

Oysa bu çoğu zaman bir yanılsamadır. Bu düşünceler, kişiyi yaşadığı gerçek hayatın içinde eksik hissetmeye iter.

Yas Tutmak

Seçme özgürlüğü, kayıp yaşama zorunluluğuyla birlikte var olur. Bir yolu seçerken, seçmediğimiz ihtimalle vedalaşmamız gerekir. Bu vedalaşma süreci o ihtimalin seçilmediğini kabullenmeyle başlar ve bunun yasını tutmayı gerektirir. Belki de karar vermeyi bu kadar zorlaştıran şey, yanlış yapma ihtimali değil; seçmediğimiz hayatların yasını tutmaktan kaçınma çabasıdır.

Çünkü yas, durup hissetmeyi gerektirir. Oysa çoğumuz, hissetmeden devam etmeye çalışırız. Böyle olduğunda kararlar askıda kalır, hayat ertelenir, yön belirsizleşir.

Karar Vermemek

Bu durumu çarpıcı biçimde anlatan filmlerden biri Mr. Nobody’dir. Film, anne ve babası ayrıldıktan sonra bir tren peronunda kalan küçük bir çocuğun karar anı etrafında şekillenir. Annesinin trenine binse bambaşka bir hayat başlayacaktır; babasıyla kalsa bambaşka bir yol açılacaktır. Ancak çocuk seçim yapamaz çünkü iki ihtimalle de vedalaşmak istemez.

Film, verilmemiş bir kararın içinde çoğalan ihtimalleri izleyiciye gösterir. Hayattaki olasılıkla gösterilir, fakat hiçbirinde tam bir kusursuzluk yoktur. Mr. Nobody, karar vermemenin acıyı ortadan kaldırmadığını; aksine hayatı askıya aldığını hatırlatır. Seçim yapılmadığında yas tutulmaz, ama hayat da ilerlemez.

Kaçırılan Hayatlar

Benzer bir temayı, Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi romanında da görürüz. Hayatının geldiği noktadan mutsuz olan ana karakter, Nora, ölüm ve yaşam arasında bir yere düşer ve burada kaçırdığı bütün ihtimalleri ve hayatları deneyimleme şansı bulur. Başta bu ihtimaller çok cezbedicidir. Ancak zamanla hiçbir hayatın yalnızca mutluluktan ibaret olmadığı ve her seçimin kendi kayıplarını da beraberinde getirdiği anlaşılır. Hep doğru kararların verildiği kusursuz bir hayat yoktur. Romanın sonlarında Nora mutsuzluğunun nedeninin aldığı “yanlış” kararlar ya da pişmanlıkları yerine kendi bakış açısının olduğunu fark eder. Geçmişi her şeyiyle kabullenmeyi başardığında, önceden mutsuz olduğu kendi hayatında mutluluğu bulur.

Hayatın Amacı

Hayattaki amaç, pişmanlık duygusundan tamamen arınmış bir hayat sürmek değildir. Böyle bir hayat imkansızdır. Amaç, insanın kendi seçimini sahiplenebilmesi ve seçmediği ihtimallerin yasını tutabilmesidir. Yaşamda acı kaçınılmazdır ve bundan kaçmaya çalışmak insanı özgürleştirmez; aksine hayatla bağlarını zayıflatır. Gerçek temas, kaybı kabul ederek ve seçilen hayatın sorumluluğunu üstlenerek kurulur.

Yani iyileşme, “en doğru kararı bulmak”la değil; seçilen hayatla anlamlı bir bağ kurabilmekle mümkündür. Çünkü insan, ancak vazgeçtiklerini kabullendiğinde, sahip olduklarının içinde gerçekten var olabilir.

Şevval Çelebi
Şevval Çelebi
Şevval Çelebi, gelişim psikoloğu olarak erken çocukluktan ergenliğe kadar uzanan yaş gruplarıyla çalışmaktadır. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Özyeğin Üniversitesi’nde yüksek onur derecesiyle tamamlamış, tez çalışmasında çocukların duygusal durumlarını ebeveyn stresi ve mizacı bağlamında ele almıştır. Çocuk merkezli oyun terapisi, deneyimsel oyun terapisi, bilişsel davranışçı terapi ve dikkat eksikliği alanlarında çeşitli eğitimler almıştır. Halen İstanbul’da bir uluslararası okulda psikolog görev yapmakta, bireysel ve grup danışmanlığı, sınıf içi uygulamalar ve ebeveyn atölyeleri yürütmektedir. Çocukların duygusal iyi oluşunu desteklemeye yönelik iki uluslararası yayını bulunan Çelebi, psikolojik destek çalışmalarını çok yönlü olarak sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar