Bir başkasının yerine kendini koymak, onun duygularını onun çerçevesinden anlamaya çalışmak, belki de o davranışın arkasındaki motivasyonu görebilmek, yani kısaca empati, bir diğer deyişle duygudaşlık.
Belki de çoğumuzun bildiği ve tanıdığı bir durum, empati. Fakat bazılarımızın çok daha fazla tanıdığı, çok daha fazla aşina olduğu bir konu. Bu konuya çok aşina olmak güzel, fakat günün sonunda bir yorgunluk getirdiği aşikar. Bu da en sonunda bir duygusal tükenmişlik durumuna sebep oluyor.
Buna literatürde “empath burnout” diyoruz. Empati bir süre sonra başkalarının duygularını anlamakla kalmıyor, artık o duygunun tamamının içine girmek, yani bunu içselleştirmek olarak kalıcı bir hal alıyor.
İki Bileşen
Empatiyi iki alt boyutta inceleyebilmemiz mümkün. İlki bilişsel empati, empati kuracağımız kişiyi zihinsel olarak anlamayı kapsar. İkincisi ise duygusal empati, empati kuracağımız kişinin duygusunu derinlerden hissetmeyi kapsar. İşte burada yukarıda bahsettiğim gibi, duyguyu aşırı derecede içselleştirmek, bize duygusal bir yük vererek bizi tükenmişliğe itebiliyor.
Yapılan bazı çalışmalar, aşırı duygusal empati kurmanın beynimizde ağrı ve tehdit işleme bölgesini tetiklediğini ve burayı aktifleştirdiğini gösteriyor (Singer & Klimecki 2014).
Empath Burnout
Bu terim düzenli olarak empati kuran bireylerin yaşanılan durumları çok fazla içselleştirmesi sebebiyle kişinin yaşadığı duygusal, fiziksel ve bilişsel tükenmişlik durumu için kullanılır. Düşündüğümüzde kişi burada kendi stresi dahil olmak üzere başkalarının yaşadığı olumsuz duyguları da omuzlarında taşıyor hale geliyor. Çok fazla empati yapma durumu tükenmişliği getirmekle beraber sınır koyma güçlüğü problemine de yol açabiliyor.
Figley’nin (1995) modelinde, halihazırda duygusal olarak yorucu işlerde çalışan kişilerin başkasının yaşadığı zor bir olayı veya travmasını yalnızca dinlemenin bile yorgunluğa yol açabileceğinden bahsediyor. “Compassion fatigue” olarak bahsettiği modelde empatik yük arttıkça bireyin stresi regüle edebilme kapasitesi düşebiliyor.
Bu çalışmada bu model sağlık çalışanlarında incelenmesine rağmen 2019’da yapılan başka bir çalışmada, empati kurmaya meyilli bireylerde, ki biz bunlara yüksek empatik diyebiliriz, benzer süreçler yaşanabileceği görülmüştür. Spesifik olarak bir ilişkide eğer partnerimizin duygusal yükünü normalden fazla taşıma eğilimine sahipsek, eş-odaklı tükenmişlik tetiklenebiliyor (Nelson et al., 2019).
Psikolojik Olarak Neler Yaşıyoruz?
Aşırı empati kuran bireylerde görülmesi mümkün olan tükenmişliğin getirdiği klinik belirtiler şunlar olabilir:
-
Duygusal yorgunluk
-
Anksiyete ve bilişsel dağınıklık
-
Aşırı sorumluluk alma hissi
-
Sosyal geri çekilme
-
Uyku ve iştah değişiklikleri
Yine bilimsel olarak desteklemek gerekirse, yapılan bir çalışmada, yüksek empatik olarak adlandırdığımız bireylerin, başkalarının duygularını nötr olarak bırakma kapasitesinin düşük olduğu görülmüştür (Cchikovani et al., 2015).
Düşündüğümüzde, bu kapasite düşük olduğunda, kişi başkasının duygusunu “başkası” olarak algılayamayıp duygu kendisininmiş gibi algılıyor. Peki bu neye yol açar? Sürekli stresli hissetmeye ve tetikte olmaya yol açabilir.
Aşırı empati kurma yalnızca bunlara yol açmayabilir. Yine yapılan başka bir çalışmada, bu durum ve depresyon arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Duygusal empati kurmaya daha çok meyilli olan kişilerde suçluluk duygusunun daha sık görüldüğü bildirilmiştir (Tone & Tully, 2014). Yapılan çalışmalara baktığımızda çok fazla empati kurmanın, bireyin ikili ilişkilerini etkilemekle kalmadığı, aynı zamanda kişinin iç dünyasını da etkilediğini söyleyebilmek mümkün.
Neden Bazılarımız Daha Fazla Etkileniyor?
Haliyle biyolojik yatkınlığımız, kişilik özelliklerimiz ve erken dönem ebeveynlik deneyimleri empatinin düzeyini belirlemede büyük rol oynuyor. Aynı zamanda yüksek duyarlılık ve empatik tükenmişlik arasında da anlamlı bir ilişki bulunuyor. Aron (1997), yüksek duyarlılığa sahip kişilerin çevresel uyaranlara daha fazla nöropsikolojik yanıtlar verdiğini ve stres eşiğinin de bu sebeple düştüğünü belirtmiştir.
Şöyle bir düşündüğümüzde, erken çocukluk döneminde duygusal sorumluluğu çoğu zaman bir kardeş diğerlerine göre daha fazla alır. Bu duygusal sorumluluğu daha çok alan kardeşin diğerlerine göre yetişkinlikte başkalarını kurtarma eğiliminin daha yüksek olduğu görülmektedir.
Klinik Müdahale
Empatik olarak tükenmişlik yaşayan bireylerin terapiye başlaması kendileri için atabilecekleri en doğru adımlardan biridir. Peki böyle durumlarda terapide genellikle ne çalışılır? Sınır koyma, öz-şefkat ve bilişsel yeniden yapılandırma en çok görülenlerden bazılarıdır. Bir çalışmada, şefkat odaklı meditasyonun pozitif duygu merkezlerinde artış sağladığını göstermiştir (Klimecki et al., 2014).
Son olarak, bireyin kendi duygusal deneyimi ile başkalarının duyguları arasındaki farkı ayırt edebilme becerisini geliştirmesi, tükenmişliği önlemek için temel bileşenlerden biridir.


