Bazı insanlar duygularını hissetmez gibi görünür. En azından dışarıdan bakıldığında öyledir. Sakinlerdir, kontrollüdürler; ne yapacaklarını bilirler. Kriz anlarında bile mantıklı kalabilir, hızlı kararlar alabilir, dağılmazlar. Çevreleri tarafından “güçlü”, “aklı başında”, “sağlam” olarak tanımlanırlar. Kendileri de çoğu zaman bu tanımı benimser. “Ben duygusal biri değilim,” derler. “Mantığımla hareket ederim.” Oysa terapi odasında bu cümle çoğu zaman kısa bir duraklamayla söylenir. Çünkü bu ifade, duyguların yokluğunu değil; onlarla kurulan mesafeyi anlatır. Mantık, burada bir rehber olmaktan çok bir siper işlevi görür.
Mantık Ne Zaman Koruyucu Olmaktan Çıkar?
Mantık, insanın en önemli zihinsel kaynaklarından biridir. Duyguları düzenlemeye, anlamlandırmaya ve yön vermeye yardımcı olur. Ancak bazı durumlarda mantık, duyguların önüne geçerek onları bastırmanın bir aracına dönüşür. Bu kişiler genellikle ne hissettiklerini değil, ne hissetmemeleri gerektiğini iyi bilir. Üzüldüklerinde “abartmamak” gerektiğini düşünürler. Öfkelendiklerinde “buna değmez” derler. Hayal kırıklığı yaşadıklarında “herkesin başına geliyor” diye kendilerini yatıştırırlar. İlk bakışta bu cümleler sağduyulu ve olgun görünür. Ancak duygunun yaşanmasına izin verilmediğinde, zihinsel açıklamalar zamanla duygusal kopukluk yol açar. Bu noktada kişi, hissetmediği için değil; hissetmesine izin vermediği için zorlanmaya başlar.
Duygular Bastırıldığında ne Olur?
Duygular bastırıldığında ortadan kaybolmaz; sadece yön değiştirir. İfade edilemeyen üzüntü bedensel gerginlik olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan öfke kronik huzursuzluğa dönüşebilir. Bastırılan kırgınlık, ilişkilerde mesafe olarak kendini gösterebilir. Bu kişiler çoğu zaman “Neden böyle hissediyorum?” sorusuna net bir cevap bulamaz. Çünkü yaşanan şey belirgin bir duygu değildir. Daha çok bir donukluk, bir iç sıkıntısı, bir yorgunluk hâlidir. Hayat devam ediyordur; ancak kişi, yaşadıklarına duygusal olarak eşlik edemiyordur. Zihinsel olarak çok şey düşünülür; duygusal olarak ise çok az hissedilir. Bu durum, kişinin kendisiyle olan temasını giderek zayıflatır.
“Ben Böyleyim” Demek Bir Kalkan mı?
Duygularını mantıkla bastıran yetişkinler, bu durumu çoğu zaman bir kişilik özelliği olarak tanımlar. “Ben yapım gereği duygusal değilim” ya da “Ağlamak, sızlanmak bana göre değil” gibi cümleler sıkça duyulur. Oysa bu tanımlar, çoğu zaman erken dönem öğrenmelerin bir sonucudur. Duyguların yük olarak görüldüğü, zayıflıkla eşleştirildiği, hızlıca toparlanmanın beklendiği ortamlarda büyüyen bireyler için mantık, hayatta kalmanın güvenli yolu hâline gelir. Hissetmek risklidir; düşünmek ise kontrol edilebilir. Bu noktada mantık, kişinin kendini koruma biçimidir. Ancak yetişkinlikte bu savunma mekanizması esnemediğinde, kişi kendi iç dünyasına yabancılaşmaya başlar. “Ben böyleyim” cümlesi, çoğu zaman değişmez bir gerçeklikten çok, uzun süredir sorgulanmayan bir alışkanlığı temsil eder.
İlişkilerde Mantığın Bedeli
Duygularla teması sınırlı olan bireyler, ilişkilerde de benzer bir mesafe kurar. Partnerlerinin ya da yakınlarının duygusal tepkilerini anlamakta zorlanabilirler. “Bu kadar büyütülecek ne var?” sorusu sıkça gündeme gelir. Bu tutum çoğu zaman iyi niyetlidir. Kişi çözüm üretmeye çalışır, mantıklı öneriler sunar. Ancak bazı durumlarda ihtiyaç duyulan şey çözüm değil; duygunun görülmesidir. Duygularını bastıran yetişkinler için bu alan zorlayıcıdır. Çünkü başkasının duygusuyla temas etmek, kendi bastırılmış duygularını da harekete geçirebilir. Bu nedenle ilişkilerde geri çekilme, mesafe koyma ya da aşırı kontrol etme eğilimleri görülebilir.
Terapiye Neden Geç Gelinir?
Bu profildeki bireyler terapiye genellikle geç başvurur. Çünkü ortada “acil” görünen bir sorun yoktur. Hayat işlevseldir; iş yürür, sorumluluklar yerine getirilir, kriz yoktur. Ancak içten içe bir yorgunluk vardır. Kimi zaman “Hiçbir şeyden keyif alamıyorum”, kimi zaman “Her şey yolunda ama ben iyi değilim” cümleleriyle kendini gösterir. Terapiye başvurmak, bu kişiler için kontrolü bırakmak anlamına gelebilir. Duyguların konuşulacağı bir alan, ilk etapta tehdit edici hissedebilir. Bu nedenle yardım istemek ertelenir; ta ki mantığın artık tek başına yetmediği bir noktaya kadar.
Duygularla Temas Kurmayı Öğrenmek Mümkün mü?
Duygularını mantıkla bastıran yetişkinler için en zorlayıcı noktalardan biri, duygularla temasın nasıl kurulacağını bilmemektir. Çünkü çoğu zaman mesele “istememek” değil; “nasıl yapılacağını bilmemek”tir. Duygulara yaklaşım genellikle ya tamamen kapalıdır ya da fazlasıyla mesafelidir. Kişi ne hissettiğini anlamaya çalışırken zihni hemen devreye girer; duygunun neden mantıksız olduğu, neden yersiz olduğu hızla açıklanır. Böylece duyguyla temas kurulmadan süreç tamamlanmış olur. Oysa duygular açıklanarak değil; fark edilerek düzenlenir. Bir duygunun haklı ya da mantıklı olması gerekmez; var olması yeterlidir. Terapi sürecinde kişi, duygularını bedensel ve zihinsel düzeyde tanımayı öğrenir. Duyguların kontrol kaybı yaratmadığını; aksine bastırıldıklarında daha zorlayıcı hâle geldiklerini deneyimler. Mantık bu noktada düşman olmaktan çıkar, duyguları anlamlandıran bir araca dönüşür.
Son Söz
Duygularını mantıkla bastırmak, uzun süre işe yarayan bir hayatta kalma stratejisi olabilir. Kişiyi ayakta tutar, düzen sağlar, kontrol hissi verir. Ancak her strateji gibi bunun da bir bedeli vardır. İyi hissetmek, sadece doğru düşünmekle ilgili değildir. Bazen iyi hissetmek, düşünmeden önce hissetmeye izin verebilmektir. Mantık güçlü bir araçtır. Ama insan sadece zihninden ibaret değildir. Duygular susturulmak için değil, duyulmak için vardır.


