“Pozitif düşün, gülümse, her şey çok güzel olacak.” Peki ya gerçekten değilse? Bazen her şey kötüye giderken bile bu kalıplar kullanılır. Çoğu zaman iyi niyetle yapılan bu telkinler, üzgünsen suçlu, öfkeliysen nankör hissettirirler. Üzgün müsün? Derin bir nefes al, ve yokmuş gibi davran. Modern dünya negatif duyguları kötü enerji olarak nitelendiriyor. Oysa biz insanız, her duygunun bir yeri ve zamanı var. İşte bu yazımda iyi hissetmelisin baskısının görünmeyen yüzünü yani Toksik Olumlamayı konuşacağız.
Toksik Olumlama Nedir?
Olumlama her anlamda iyi bir şey değil mi ya? Dediğinizi duyar gibiyim. Öfkeliysen, üzgünsen, boşver, evren bize güzellikler getirir” gibi bir olumlama karşısında yaşadığın o olumsuz duygular nereye gidiyor?
Toksik olumlama, bireyin olumsuz duygularını bastırmasına veya inkar etmesine neden olan “aşırı ve gerçekdışı pozitiflik” beklentisidir. Psikolojik dayanıklılıkla karıştırılmaması gereken bu kavram, bireyi psikolojik olarak güçlü kılmak yerine duygusal gerçekliğini reddetmesini sağlar. Psikolojik dayanıklılık bize şunu söyler; yaşadığın bu zorlayıcı duygularla baş edebilirsin. Onlara yer aç, tanı, daha sonra nasıl devam edeceğine karar ver. Resilient bireyler acılarını bastırmazlar. Tam tersi o duygunun içinde kalabilirler. Yaşadıkları duyguyu sağlıklı yolla işlemeyi tercih ederler.
Toksik olumlama ise bu süreci kısa devre yapar ve geçici bir iyi hissetme maskesi sunar.
Sosyal Medya ve Toksik Olumlama
İyi hissetme maskesi veya yaşadığı hayatı daha iyi sunma çabası zorunlu olarak toksik olumlamayı doğurur. Instagram’da karşımıza çıkan “güne şükürle başla, istedim olduu” gibi pozitif içerikler çoğu zaman gerçeğin sadece cilalanmış yüzünü sunar. Bu içerikler, kişide “ben neden iyi hissedemiyorum?” algısını yaratır. Oysa duygular lineer değildir, dalgalıdır. Her duygu yaşanmaya değerdir.
“Ne acı örneklere göre yaşayanlara! Yaşam onlarla değil. Bir örneğe göre yaşıyorsanız, o örneğin hayatını yaşıyorsunuz demektir. Oysa sizin hayatınızı sizden başka kim yaşayabilir. O zaman kendiniz yaşayın.” (Jung, 2015, s. 102)
Tanrılar Okulu; Düşüncenin Gücü
Anna’nın Tanrılar Okulu kitabı, bireyin düşüncelerinin ve inançlarının gerçekliği şekillendirdiği fikrine dayanır. Yani yaşadıklarımız içsel düşünce ve inançların yansımasıdır. Ancak bu dışsal koşulları veya zorlayıcı gerçeklikleri görmezden gelmek anlamına gelmez. Dış dünyamızda bir olay meydana gelirken bunu içsel sürecimizle bağdaştıramazsak hayatı ıskalarız. Düşüncenin gücü çok güçlüdür, fakat sorumluluk ve farkındalıkla kullanılmadığında toksik olumlama gibi bir tuzağa dönüşür. Bu güç kontrol edilemez bir zorunluluk yaratmamalıdır. Kişi ruhsal olgunluğa ulaşabilmek için ilk önce sürekli suçu dışarda ki bir sebebe bağlamaktan kaçınmalıdır. Yaşadığımız süreçlerin nedenlerini kendi eksikliklerimizde, içsel süreçlerimizde, düşünme, hissetme ve tepki verme şeklimizle ilgili olduğunu kavramalıyız. “Mea culpa. Suç benim.” (D’Anna, 2021, s. 90).
Sağlıklı Destek Yaklaşımı
Zor süreçlerden geçen birisine sağlıklı destek için öneriler:
- Duyguları Kabul Et ve Onayla
Bir arkadaşınız veya kendi içsel konuşmanızda yaşanılan duyguların gerçek ve geçerli olduğunu ifade etmek önemlidir. Evet kırıldım, diye kendi duygularımızı onaylamak, aslında kendimizi ne kadar gözlemleyip bildiğimizi de gösterir. Evet bu gerçekten zor bir durum, böyle hissetmem normal. - Empatik Dinle
Yargılamadan, acele etmeden dinlemek destek sunmanın en güçlü yoludur. Hemen fikrimizi ya da kendi duygumuzu paylaşmak sakıncalı olabilir. Sadece dinleyebilmek, kişinin yaşadığı süreçte kendi duygularının daha doğru farkına varmasına sebep olur. - Zoraki Pozitiflikten Kaçın
Gerçek duygulara saygı gösterdiğimiz takdirde zaten dilimize o aşırı ve gerçekdışı pozitiflik cümleleri gelmeyecek. Duygusal olarak görülmediğimiz ortamlarda onlar bizi geçiştirirken, biz kendimizi gözden kaçırmayalım. - Profesyonel Destek
Yanlış kodladığınız duygu ve düşünceleri kategorize etmek gerçekten içinden çıkılamayacak bir hal alabilir. Gerektiğinde uzman yardımı almak, iyileşmenin anahtarıdır.
SONUÇ
Hayatla ilgili tavrımız “ben çok şanslı bir insanım, hep iyi niyetimden kaybediyorum” gibi bir duruma dönüştüğünde yani sen edilgen bir durumdayken ortaya çıkan yaşantıya “hayatım” diyemeyebilirsin. O hayatın fanatik bir izleyicisiyim diyebilirsin. Çünkü şans ve güzellikler de öyle akan şeyler değildir. Yıllarca emek verip belki de tam vazgeçtiğinde gelen güzellikler de, her ortaya koyduğun emek esnasında pekiştirilemeyebilir. Yani hayat öyle bir motivasyon değil. Bu ödül-ceza mutluluk-mutsuzluk gibi sınırlamalara sıkıştıramayacağımız hayat, bizim.
Yüksek duyguların gerçek hayatta bir karşılığını bulamayız. “Ayy hiçbir şey mutluluğumu bozmasın” gibi yaptığımız bu toksik olumlama bizi kendi hayatımızdan uzaklaştırır. Kendimize yüklediğimiz bu aşırı olumlamalar karşısında harekete geçsek bile daha azıyla karşılaştığımızda bizi tatmin etmeyebilir. Mutluluğunda mutsuzluk gibi bir his olduğu kanısından uzaklaşıyoruz bence. Diğer türlüsü size de ölüm gibi gelmiyor mu? Bana hep orada kalmak gibi geliyor.
İnsanı var edenin bir düalite olduğu gerçekliğinden yola çıkarak hayat da tekliliğe pek de yer yok. “Ne karanlık ne de ışık tek başına insanı tamamlayabilir.” Jung’a göre insan ruhu ne sadece pozitiflik (ışık) ne de zor ve negatif (karanlık) yönlerden oluşmaktadır. Bu karanlık ve bastırılan tarafa gölge adını veren Jung, gölgemize ulaşmadığımız takdirde bizi bekleyen hazinelerden habersiz kalacağımızı söyler.
Doğada da gizem, uluortalık, ürkütücülük, güzellik her olgunun zıttıyla kendini var ettiği bir düzen vardır. Doğa için her şey çok güzel diyemeyiz, her şey ne kadar uyumlu diyebiliriz. Birbirleriyle temaslarının kibarlığı doğayı güzelleştiren. Gülün dikeni var diye gülgiller ailesinden atılmıyor. Çünkü dikeni (prickles) bitkinin kendini otobur hayvanlara karşı koruma mekanizmasıdır. Onu doğada var eden özelliğidir. Gülün böyle çok güzelsiin, her şey çok güzel olacak diyen arkadaşları olsaydı kendini koruma mekanizması gelişmeyecekti. Evet aslında toksik olumlamanın bize yaptığı en büyük yıkım savunma mekanizmalarımızla oynaması. Bunları geliştirip, yönetememizi sağlaması. Daha gelişmiş bir versiyonuna uyanmak seni zaten daha mutlu hissettirecek.
Aynanın karşısına geçip otantik kendimizle, has kimliğimizle yüzleşmekten korkmamalıyız. Gözümüzün içine bakarak gerçekten ne oluyor? sorusunu kendimize yöneltmeliyiz.
KAYNAKÇA
D’Anna, S. (2021). Tanrılar okulu (N. Ötgür, Çev.). Sinedie Yayınları.
Jung, C. G. (2015). Kırmızı kitap: Liber novus (O. Gündüz, Çev.). Kaknüs Yayınları.


