Bir aile danışmanı olarak danışanlarımda çok sık gözlemlediğim ama adı pek konulmayan bir durum var: Plasebo Kaygısı. Aslında bu kavram, insan zihninin ne kadar güçlü ve aynı zamanda ne kadar yönlendirilebilir olduğunu çok net biçimde gösterir. Çoğu zaman ortada gerçek bir tehdit, somut bir sorun ya da kesin bir olumsuzluk yoktur; ancak “zor olacak”, “kötü geçecek”, “sen bunu kaldıramazsın” gibi sözler zihne yerleştiğinde, kişi gerçekten kaygılanmaya başlar. Yani kaygının kaynağı olayın kendisi değil, olayla ilgili oluşturulan beklentidir.
Çocukluktan Gelen Alarm Sistemi
Plasebo kaygısı genellikle çocuklukta temelleri atılan bir süreçtir. Bir çocuk, çevresinden sürekli uyarı alan, korkutulan ya da olumsuz senaryolarla büyüyen bir ortamda yetiştiğinde, zihni riskleri olduğundan büyük algılamaya başlar. Örneğin “Aman dikkat et, hasta olursun”, “Bunu yaparsan rezil olursun”, “Çok zor, sen yapamazsın” gibi cümleler, iyi niyetli görünse de çocuğun iç dünyasında kalıcı bir alarm sistemi oluşturur. Bu alarm sistemi yetişkinlikte de devrede kalır ve kişi henüz yaşanmamış durumlar için bile bedensel ve duygusal tepkiler vermeye başlar.
Deneyimlenmemiş Zorlukların Bedensel Yansıması
Aile danışmanlığı sürecinde sıkça karşılaştığım bir örnek şudur: Bir birey yeni bir işe başlayacaktır. İşle ilgili henüz deneyim yaşamamıştır ama çevresindeki herkes işin ne kadar stresli olduğundan, patronun ne kadar zor biri olduğundan bahsetmiştir. Danışan daha ilk günden uykusuzluk, mide ağrısı, huzursuzluk ve yoğun kaygı yaşamaya başlar. Oysa ortada yaşanmış bir olumsuzluk yoktur. Zihin, duyduğu bilgiler üzerinden bir Tehdit Algısı üretmiş ve bedeni buna inandırmıştır. İşte bu, plasebo kaygısının en net örneklerinden biridir.
Aile İçinde Kaygı Transferi
Bu kaygı türü sadece bireysel değil, aile içinde de kolayca yayılır. Kaygılı bir ebeveyn, farkında olmadan kaygısını çocuğuna aktarır. Çocuk, ebeveynin ses tonundan, mimiklerinden ve tepkilerinden dünyayı tehlikeli bir yer olarak öğrenir. Böylece çocuk, ilerleyen yıllarda karşılaştığı her yeni durumda otomatik olarak endişelenmeye başlar. Aile içinde sürekli “ya başına bir şey gelirse” dili kullanıldığında, çocuk için kaygı normalleşir ve hatta Güvenlik Hissi yerini alır.
Gerçek Sandığımız Yanılsamalar
Plasebo kaygısının en zorlayıcı yanı, kişinin yaşadığı kaygıyı gerçek sanmasıdır. Bedensel belirtiler ortaya çıktığında, kişi “Demek ki gerçekten kötü bir şey var” diye düşünür. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, mide bulantısı gibi belirtiler, zihnin oluşturduğu bir senaryonun bedendeki yansımasıdır. Ancak bu belirtiler gerçek olduğu için kişi kaygısının da gerçek bir tehlikeden kaynaklandığına inanır. Bu döngü zamanla güçlenir ve kaygı daha kolay tetiklenir hale gelir.
Farkındalık ve Dilin Dönüştürücü Gücü
Aile danışmanı olarak burada en önemli noktanın Farkındalık olduğunu söylebilir im. Kişinin, yaşadığı kaygının her zaman dış dünyadaki bir tehlikeden değil, kendi zihinsel beklentilerinden kaynaklanabileceğini fark etmesi büyük bir adımdır. Kaygıyı bastırmaya çalışmak ya da yok saymak yerine, onu neyin beslediğini anlamak gerekir. Çoğu zaman danışanlarıma, kaygılandıkları durumun gerçekten yaşanıp yaşanmadığını ya da sadece söylenenler üzerinden mi şekillendiğini ayırt etmeyi öğretiriz.
Aileler için ise dil çok önemlidir. Evde kullanılan kelimeler, çocukların iç sesine dönüşür. Daha dengeli, gerçekçi ve sakin bir dil kullanmak, plasebo kaygısının kuşaktan kuşağa aktarılmasını önler. Zorlukları tamamen yok saymadan ama abartmadan anlatmak, çocuklara belirsizlikle baş edebilme becerisi kazandırır. Çünkü hayatın içinde zorluklar vardır, ancak her zorluk tehdit değildir.
Sonuç olarak plasebo kaygısı, zihnin yanlış bir alarmıdır. Bu alarm çaldığında durup dinlemek, gerçekten bir tehlike olup olmadığını sorgulamak mümkündür. Aile içinde ve bireysel hayatta daha sağlıklı bir ruh hali için, kaygıyı besleyen sözleri ve düşünceleri fark etmek, onları dönüştürmenin ilk adımıdır. Zihin, kaygıyı öğrenebildiği gibi, sakinliği de öğrenebilir. Bu da hem bireyin hem de ailenin yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır.
Kaynakça
American Psychiatric Association. (2013). DSM-5: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders. Washington, DC: APA Publishing.
Beck, A. T. (2011). Cognitive Therapy of Anxiety Disorders. New York: Guilford Press.
Corey, G. (2017). Theory and Practice of Counseling and Psychotherapy. Boston: Cengage Learning.
Doğan, O. (2019). Kaygı Bozuklukları ve Psikoterapi Yaklaşımları. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
Gladding, S. T. (2015). Family Therapy: History, Theory, and Practice. Boston: Pearson Education.
Öztürk, M. O., & Uluşahin, A. (2020). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp Kitabevleri.
Yalom, I. D. (2002). The Gift of Therapy. New York: HarperCollins.


