Salı, Ocak 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Biz Düşünürken Hayat Oluyor

‘’İnsan kendi evinin efendisi değildir.’’ – Sigmund FREUD

‘’Sen iste yeter ki, olur her şey.’’ Der birçok insana kendimizi, yorulduğumuzu anlattığımızda. Bu sözler bir zaman sonra ‘’Acaba ben mi yeterince istemiyorum.’’ dedirtir bizlere. Oysa unuttuğumuz bir şey vardır biz düşünürken, isterken, hayal ederken, hayat olur…

Hayal mi Gerçek mi

“Çocukluk, kaderin ilk taslağıdır.” Demiş Carl Gustav Jung. Sizde bir çocukluk fotoğrafınıza baktığınızda gözlerinizin önünden kara bir bulut geçti mi? Neler vardı o bulutun için? Acı? Pişmanlık? Keşkeler? Her birimiz çocukken yetişkin saydığımız insanlara bakıp hayaller kurmuşuzdur. “Ben büyüyünce onun gibi büyük adam olacağım” diyen de sen miydin? Belki de sendin… Şu an hem eline aldığın fotoğraftaki hem de içindeki çocukta oluşturduğun hayaller mi senin gözünün önünden geçen kara bulutta saklı yoksa onun keşkeleri mi? Sen onun hayalleri için mi çabalıyorsun hala yoksa şu anda olduğun gerçeklikte var olan koşullar ve elde ettiklerin için mi? Kabullendi mi o çocuk senin şu an olduğun kişiyi? Sen kabullendin mi? “Bende insanım ve hayat bu her şeyi getirebilir bana.” Diyebildin mi? Evet hayat bu ve bazen bizim planladıklarımızdan ötesi de vardır. Bazen birçok kapı kapanır suratımıza bir yenisinin açılması için. Bazen birçok şeyi kaybederiz daha güzellerini kazanabilmek için. Birçok yol çıkar önümüze önemli olan hangi seçimleri yaptığımızdan çok kim olmak istediğimiz olur. Sen kim olmak istedin? İçinde kim vardı da onu seçtin? Birçok soru var değil mi bu yolda karşına çıkan? Sana dokunan sorular var belki de… Eğer kendinle yüzleşmeyi seçersen yanıtlayabileceğin ve yeni bir sana adım atabileceğin sorular… İşte yeni bir yol daha… Şimdi kimi seçeceksin?

Kontrol Yanılgısı Hayat Bizden Bağımsız da Akıyor

Hiç durup senden bağımsız akan hayata bir göz attın mı? Neler oluyor? Neler başlıyor ve bitiyor? Sence bu hayatta ne kadar kontrolün var? Neleri değiştirip değiştiremeyeceğini kabul ettin mi bir noktada? Evet hayat bizden bağımsız da ilerliyor çünkü dünya bizlerin etrafında dönmüyor maalesef. Anne karnından çıktığımız ve hayata gözümüzü açtığımızda belli bir döneme kadar olan süreçte ebeveynlerimizin bir dudak büzmemizle ya da çığlık basmamızle bize verdiklerinin yanında yetişkinliğimizde işler bu şekilde yürümüyor. Aslında bakım verenimiz ile kendimizi ayrıştırdığımız o narsisistik yaralanmada hayat birden başkalaşıyor. İnsanlarında ihtiyaçları olduğunu ve hayatın sadece bizim ritmimizde akmadığını, yaptığımız seçimler, hayatımıza aldığımız insanlar ve var olan koşulların çerçevesinde bir enerji akışının var olduğunu görürüz. Bunu akışı kabullenip ona uyum sağlamadıkça çevremizdeki insanlardan ve tabi ki kendi bedenimizden ‘’Yanlış yoldasın’’ uyarıları almaya başlarız.

Hayatımızda bizim kontrolümüz olduğunu sandığımız şeyler bile, yalnızca zihnimizin ürettiği bir güven alanıdır. Bir hayal kurarız, adımlar atarız, olasılıkları hesaplarız… fakat dışarıda bizimle aynı anda başka insanların da hayalleri, seçimleri, seçenekleri ve beklentileri vardır. Bu yüzdendir ki sadece bizim istememiz ile bir ilişki olmaz; bir iş sadece bizim isteğimizle yoluna girmez; bir insan sadece biz istiyoruz diye değişmez. O an hayatımıza aldığımız insanların bireysel süreçleri, bizim hayal ettiğimiz gidişatı bir anda tersine çevirebilir. Ve biz, ne kadar hazırlıklı olursak olalım, her zaman tüm değişkenleri kontrol edemeyiz. Bu noktada, gerçekliğin bizden bağımsız akışını kabullenmekten, uyum sağlamaktan, yeni bir seçim yapmaktan başka seçeneğimiz kalmaz. Çünkü dünya biz istedik diye dönmediği gibi biz istedik diye de değişmez.

Planlar Değişir İnsanlar Değişir Akış Değişir

İçindeki insandır belki de sana bu seçimleri yaptıran…

“Değişimin paradoksu, olduğun halini kabul ettiğinde değişimin gerçekleşmesidir.” – Carl Rogers

Değişimi nerede yakalaması gerektiğini aramadan önce kendisine bakmalı insan. Bazen koşullardan ziyade hedefleri ve kendisini değiştirmesi gerekir çünkü. Bu duruma çoğu zaman direnir. Kabullenmek değişmekten daha zor gelir. Artık kabullenmesi gereken noktada ise zihni çökmüş ve başka seçeneği kalmamış olur. Değişim bu noktada bir külfet olduğu gibi acı da verir. Hayaller tükenmiş, umutlar bitmiş, çare kalmamıştır. Zorlar kendini insan çünkü yapacak başka bir şeyi yoktur. En karanlık anın içinden doğar dönüşüm. İnsan dönüştükçe yönünü görür, yolu aydınlanır ve bedeni de ruhu da rahatlar. Çünkü insan, ışığını kaybetmeden karanlığı göremez. Karanlık korkutur, baş döndürür, sarsar… ama aynı zamanda uyandırır. Kendini kaybettin sandığın noktada aslında gerçek benliğini bulmuş olursun. Eski düşüncelerin, eski beklentilerin, eski alışkanlıkların—seni tanımlamayan ben bu değilim dediğin ne varsa—yavaşça gözden kaybolur. Bu kayboluş kayıp değil, kavuşmadır.

Ve sonra hayatın ritmini yakalarsın. Hem kendini tanırsın hem de insanları. Gerçekleri görürsün bu noktada. Gerçekten sende var olanları benliğini, yolunu, seçimlerini tadarsın. Hayatın kontrolü sende değildir ama bu senin umurunda da değildir. Çünkü artık kabullenmiş, kendini bulan ve uyum sağlayıp yön verebilen bir insansındır. Kendini buldun, hayatı da keşfettin peki bu daima böyle mi kalacak? Hani uyum demiştik ya… Bu kavrama yeni hayatında ne kadar yer verebildin sence? Uyumsuzluktan huzursuzlandığını ya da seni hayal kırıklığına uğratabildiğini de keşfettin mi? Evet sen kendini bulmuşken dahi hayatının bir noktasında uyumsuzlukla karşılaşabileceksin tekrar. Fark ettin mi? Mesele ne uyum sağlayabilmek ne de değişmek… Aslında tüm mesele hayatın akışına ayak uydurabilmek. Hayat, seni yönetmek yerine seninle birlikte hareket etmeye başlar. Çünkü sen artık dayanmaya değil, dönüşmeye açıksındır. Kırıldığın yerden tamamlanmayı seçmişsindir.

Ve sonunda insan tadar:

Hayat, elimizde olan değil; uyumlanıp kurabildiğimizde güzelleşir. Ve biz düşünürken hayat olur böylece…

Nisanur Kartal
Nisanur Kartal
Nisanur Kartal, Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun, çağdaş psikoloji bilimini insanın gelişimiyle birleştirmeyi amaçlayan bir psikologdur. Bağlanma kuramı, bilişsel davranışçı terapi, oyun terapisi ve psikolojik ölçme- değerlendirme yöntemleri üzerine yoğunlaşmıştır. Kartal, psikolojiyi yalnız bireyin değil, toplumun da ilerlemesi için bir araç olarak görmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar